- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
CHP, BDP ve HDP’li eski parlamenterler Diyalog Grubu oluşturdular. Bunlardan biri de eski CHP milletvekili Rıza Türmen ve şöyle diyor: “Türkiye’de büyük bir demokrasi krizi var. Bu demokrasi krizi giderek bir rejim krizine dönüşmeye başladı. Bütün güçlerin tek bir elde toplandığı, bütün kurumların tek bir yere bağlandığı bütün özgürlüklerin sınırlandığı, yargının bağımsızlığının ortadan kaldırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu aslında totaliter bir diktatörlüğe doğru gidiştir.” “Demokrasi cephesine gereksinim var. Her grubun kendi özgünlüğünü koruyarak, sendikaların, emek örgütlerinin, Alevi örgütlerinin, aydınların, yazarların, akademisyenlerin, günün en acil talepleri etrafında birleşip ortak bir mücadele birliğini oluşturmak üzere bir kurultay toplanmasını öneriyorum.”
Türmen’inki sağlıklı bir düşünce. AKP iktidarına karşı bir “mücadele birliği” çok gerekli. Bu da çok geniş ittifakları gerekli kılıyor. “Demokrasi kurultayları” çok yapıldı. Hiç birinden sonuç alınamadı. Herkesin gelip kendi görüşünü diğerlerine anlattığı kurultaylar kolayca düzenlenebilir, “mücadele birliği” veya “cephe” gibi örgütler kurmak zahmetli iştir, ciddi ve ısrarlı çalışmaları ve “siyasi hüner”ler gösterilmesini gerektirir.
- Ayrıntılar
- Ömer Faruk Uslan
- Siyaset
CHP genel başkanının ölümle tehdit edilmesi ortaya bir “Karayılan” masalı çıkarabilirdi, fakat bunun politikasının yapılması gerekir. CHP İstanbul İl Başkanı, “12,5 milyonu evinde zor tutuyoruz” diyerek yapılması gereken politika için yol gösterdi ama CHP yönetimi, bunun Tayyip Erdoğan’a nazire olsun diye söylenmiş anlamsız bir söz olduğunu belirterek geri çekildi.
“C.Başkanı Erdoğan ve hükümeti” biçimini almış, sağlam bir “iç uyum” kurmuş bulunan AKP iktidarının “çeteleştiğini”, “mafyalaştığını”, “lumpenleştiğini” söylemek için zaman erkendir belki ama politikasında bu yöntemlerin görünür ağırlık kazandığını görmek gerekir. Bu tür siyaset yöntemini kullanmasının AKP açısından “anlaşılır” nedenleri bulunmaktadır.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Alman parlamentosu nihayet 1915 Osmanlı Ermeni Olayı’nın adını koydu: Soykırım.
Karar, diğer bütün ülkelerin bu konuda aldığı kararların toplamından daha önemlidir.
Türkiye’nin tepkisine bağlı olarak önemli sonuçlar doğurabilecektir.
Türkiye’nin devlet düzeyinde ilk tepkisi de, “dil sürçmesi” denebilecek ölçüde ilginç ve önemli olmuştur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan; “Bizi soykırımla en son suçlayabilecek olan ülke Almanya’dır. Almanya kendine suç ortağı arıyor” demiştir. Erdoğan doğru söylemiştir, aynen öyledir.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Türkiye’de;
Hemen herkesin görüşü şu: “IŞİD yokedilmeli. IŞİD yokedilmeden Ortadoğu’ya barış gelmez.”
Hemen herkesin görüşü şu: “IŞİD’i yoketmek hiç kolay değildir.”
Böyle olunca da hemen herkesin hükmü şu oluyor: “Ortadoğu’ya barış gelmez.”
- Ayrıntılar
- Ömer Faruk Uslan
- Siyaset
Siyasette gidişat şöyle okunuyor:
“Türkiye’de siyasi güç tek elde, giderek C.Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinde toplanmaya başladı. Süreç böyle gelişir ve mantıksal sonucuna ulaşırsa Erdoğan siyasi tekelini kurmuş olur ki, literatürde buna ‘Faşizm’ deniyor. AKP ‘islamcı’dır, dolayısıyla kurmayı amaçladığı rejime ‘islami faşizm’ diyebiliriz.”
Bu, yanlış bir okumadır. Faşizm tanımını Avrupa’dan ödünç alarak kullanıyorsak, tekelci sınıf içinden belli bir zümrenin ‘siyasi tekel’i anlamına gelir ki, ‘koalisyon’ ile uygulanamaz. AKP bir siyasi koalisyondur ve onunla faşizm yapılamaz. Faşizm ayrıca üçüncü sınıf salaş ve demagog bir siyasi lider figürünü yüceltse bile tüm burjuva birikimin rüknüne varmış “elit” siyasal kadrolarla yapılır ki AKP’de bu birikimin zerresi yoktur.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Kemalist Türk Cumhuriyeti'nin Türkiye soluna karşı siyasal pratiğini bile bile hâlâ, "Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkalım!" diyen solcuların-sosyalistlerin olabileceği ihtimaline karşı bir hatırlatma yazısıdır.
Referandum'da "hayır!" diyen solcularımızın-sosyalistlerimizin, kullandıkları "hayır" oyunu, "Cumhuriyet'in değerleri"ni koruma ekseninde kalıcı bir siyasi konum haline getirme hevesine kapılacakları hesaba katılmamıştır.
"Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkılmadan solcu olunamaz!" fikri solda, gizli-açık şekliyle yaygın ve derindir. Bu nedenle, "Sen sahip çık istiyorsan ama, beni bu pis işe karıştırma!" diyerek geçiştirilecek türden değildir.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Obama “Benim başkanlık ömrümde Işid yok edilemez” dediyse, demediği IŞİD’in yenilmezliğidir.
Dikkatle ve arkasındaki fona bakılırsa Işid asla yok edilemez.
Anlayan anlamıştır da, biz tekrar edelim; Obama Işid’in bir devlet olduğunu anlamıştır.
Işid denilince sahnede görünen paralı savaşçılar anlaşılmamalı.
Işid, tıpkı TC, tıpkı ABD gibi, devlettir.
Iraklı Sünni Arapların devletidir.
Savaşan odur ve barış onunla yapılacaktır.
- Ayrıntılar
- Ömer Faruk Uslan
- Siyaset
C.Başkanı Erdoğan’a “Türkiye’yi kutuplaştırdın” diyerek veryansın ediliyor.
“Kutuplaşma”dan AKP memnun, diğer herkes muzdarip.
Erdoğan kendinden olmayanı “ötekileştiriyor” ve “düşmanlaştırıyor”muş.
Bu “toplumsal kutuplaşma Türkiye’yi batırır”mış.
CHP’ye göre “sebepsiz” –ya da ‘tipsizlikten’– öyle.
HDP’ye göre de; “Erdoğan Kürtleri yok etmek istediği için” öyle.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Kılıçdaroğlu hafta sonları “birileri”ni topluyor.
Toplantılara sendikaları, odaları, dernek ve vakıfları ve sivil toplum örgütlerini vb. davet ediyor.
Onlara; “Burası CHP toplantısı değildir. Demokrasi tehlikede, Türkiye’nin geleceği tehlikede. Vaktimiz yok. Gelin canlar bir olalım” diyor.
Kılıçdaroğlu’nun bir araya topladığı bu insanlara ne demek istediği pek anlaşılamıyor, iyimser bazıları tarafından “demokratik-siyasi cephe kurmak istiyor” şeklinde yorumlanıyor. Eğer CHP’nin niyeti gerçekten demokratik bir siyasi cepheleşmenin öncülüğünü yapmak olsa idi, bunu böyle acemice yapmazdı.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Solun her kesimi AKP iktidarına karşı mücadeleyi birleştirecek ideolojik ve siyasi bir zemin arıyor. Bu amaçla “çoğulculuk”, “yurtseverlik”, “devrimcilik”, “devrimci demokratlık”, “vatanseverlik”, “liberal demokratlık”, “ekolojik solculuk” gibi, örtüşen veya hiç örtüşmeyen bir yığın öneri üretiliyor. Bunlardan biri de “Aydınlanma savunuculuğu”.
“Aydınlanma savunuculuğu”nu genel olarak Marksist kökenli sosyalistler öneriyor. Türkiye’de solun her kesimi esasen “aydınlanma savunucusu” olduğu için, önerinin niçin ve kime yapıldığı anlaşılamıyor, solun ancak belli bazı kesimlerinin anlayabileceği bir “iç mesajlaşma” gibi kalıyor. Çünkü Aydınlanma aydınların işi olarak bilinir, bu öneri ise aydınlara değil, siyasi alana yapılıyor. Konuyla ilgili polemiklerden de anlaşılıyor ki, öneriyi yapanlar “Marksizm aydınlanmanın mirasçısıdır” görüşüne de yakın durmaktadırlar.