- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Obama “Benim başkanlık ömrümde Işid yok edilemez” dediyse, demediği IŞİD’in yenilmezliğidir.
Dikkatle ve arkasındaki fona bakılırsa Işid asla yok edilemez.
Anlayan anlamıştır da, biz tekrar edelim; Obama Işid’in bir devlet olduğunu anlamıştır.
Işid denilince sahnede görünen paralı savaşçılar anlaşılmamalı.
Işid, tıpkı TC, tıpkı ABD gibi, devlettir.
Iraklı Sünni Arapların devletidir.
Savaşan odur ve barış onunla yapılacaktır.
- Ayrıntılar
- Ömer Faruk Uslan
- Siyaset
C.Başkanı Erdoğan’a “Türkiye’yi kutuplaştırdın” diyerek veryansın ediliyor.
“Kutuplaşma”dan AKP memnun, diğer herkes muzdarip.
Erdoğan kendinden olmayanı “ötekileştiriyor” ve “düşmanlaştırıyor”muş.
Bu “toplumsal kutuplaşma Türkiye’yi batırır”mış.
CHP’ye göre “sebepsiz” –ya da ‘tipsizlikten’– öyle.
HDP’ye göre de; “Erdoğan Kürtleri yok etmek istediği için” öyle.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Kılıçdaroğlu hafta sonları “birileri”ni topluyor.
Toplantılara sendikaları, odaları, dernek ve vakıfları ve sivil toplum örgütlerini vb. davet ediyor.
Onlara; “Burası CHP toplantısı değildir. Demokrasi tehlikede, Türkiye’nin geleceği tehlikede. Vaktimiz yok. Gelin canlar bir olalım” diyor.
Kılıçdaroğlu’nun bir araya topladığı bu insanlara ne demek istediği pek anlaşılamıyor, iyimser bazıları tarafından “demokratik-siyasi cephe kurmak istiyor” şeklinde yorumlanıyor. Eğer CHP’nin niyeti gerçekten demokratik bir siyasi cepheleşmenin öncülüğünü yapmak olsa idi, bunu böyle acemice yapmazdı.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Solun her kesimi AKP iktidarına karşı mücadeleyi birleştirecek ideolojik ve siyasi bir zemin arıyor. Bu amaçla “çoğulculuk”, “yurtseverlik”, “devrimcilik”, “devrimci demokratlık”, “vatanseverlik”, “liberal demokratlık”, “ekolojik solculuk” gibi, örtüşen veya hiç örtüşmeyen bir yığın öneri üretiliyor. Bunlardan biri de “Aydınlanma savunuculuğu”.
“Aydınlanma savunuculuğu”nu genel olarak Marksist kökenli sosyalistler öneriyor. Türkiye’de solun her kesimi esasen “aydınlanma savunucusu” olduğu için, önerinin niçin ve kime yapıldığı anlaşılamıyor, solun ancak belli bazı kesimlerinin anlayabileceği bir “iç mesajlaşma” gibi kalıyor. Çünkü Aydınlanma aydınların işi olarak bilinir, bu öneri ise aydınlara değil, siyasi alana yapılıyor. Konuyla ilgili polemiklerden de anlaşılıyor ki, öneriyi yapanlar “Marksizm aydınlanmanın mirasçısıdır” görüşüne de yakın durmaktadırlar.
- Ayrıntılar
- Tektaş Ağaoğlu
- Siyaset
Medyada Taha Akyol gibi “kanaat önderleri”nin sık sık, okurların kafalarını tıkabasa doldururcasına tekrarlamaktan hiç bıkmadıkları bir tema var: Kürt sorununda eğer çözüm dedikleri öyle tecelli edecekse, Kürdistan Kürtlere emanet edilemez. Neden edilemezmiş? Çünkü, neredeyse kırk yıldan beri Güney Doğuda süregelen olaylar (savaşıyla olsun, barışıyla olsun) “terör örgütü” denilen PKK’nin Kürt halkı üzerinde etkisini ve nüfuzunu ileri derecede artırmış. O kadar ki, PKK ile arasında bilinen ve bilinmeyen sıkı bağlar olduğu söylenen Halkların Demokratik Partisi Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olma umudunu neredeyse hepten çökertecek kadar çok oy almıştır!
- Ayrıntılar
- Ömer Faruk Uslan
- Siyaset
PKK’nın Ankara’da sivil halka karşı gerçekleştirdiği son (13 Mart 2016),
canlı bomba saldırısı bir çok şeyi değiştirecek, öyle görünüyor.
PKK’nın Türkiye’deki, elverirse Rojava’daki meşruiyeti ve gücü, kırılmasa bile oylumundan çıkacak.
Kürt siyasi hareketine legalite yasaklanmasa bile, teşvik görmeyecek.
Kapat bir partiyi, geç ötekine dönemi geri gelmese bile, partinin açık olup olmadığı kimseyi ilgilendirmeyecek.
PKK’ya Kürtler dışında sempati duyan kalmayacak.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Bu yazı 1 Mart 2016 tarihinde yazıldı. Kürt meselesinde yeni bir durum oluştu. “Duygusal kopuş” diyor çok bilmişler. Oysa Türklerle Kürtler arasında “Duygusal birlik” hiç bir zaman olmamıştı. Duygusal kopuş dedikleri şu olmalı: Bazı Kürt vilayetleri “fiilen” Türkiye’nin siyasi birliğinin dışına itildiler. Diyarbakır, Mardin, Hakkari, Şırnak, Van bu illerden sayılabilir. Türk devlet politikası sapmadan, bugünkü gibi giderse daha başka Kürt vilayetleri de fiilen Türkiye’nin siyasi birliğinin dışına çıkarılabilirler.
Ne dediğini ve dediğinin nereye gideceğini bilen bir siyasetçi olan Selahattin Demirtaş üç gün önce Batman’da yaptığı bir miting konuşmasında, Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin başkanı Kadı Muhammed’in idam sehpasına çıkarken Kürtlere, bölünmeyin, birlik olun dediğini Batman Kürtlerine hatırlattı. Demirtaş, Türkiye Kürtleri kadar “tüm Kürt milletine” de bölünmeyin, birlik olun demek istiyordu. Çünkü Kürtler giderek birleşme eğilimi içine girmektedirler. Türkiye Kürtleri ile Rojava Kürtleri “fiilen” birleşmiş bulunmaktadırlar.
- Ayrıntılar
- Ömer Faruk Uslan
- Siyaset
7 Haziran’da HDP’ye oy ve destek verenlerin bir kısmı 1 Kasım’da bu desteklerini geri çektiler. CHP’ye ve MHP’ye gitmeyen bu destek besbelli ki AKP’ye gitti. Ve bu kesimin sözcüsü durumundaki yazar-söyler takımı 1 Kasım’dan bu yana HDP’yi, üstelik Erdoğan ve Davutoğlu’nun ağzıyla suçluyor. “HDP terör siyasetini ve PKK’yı reddetmedi” diyor. Bu sinsi, kurnaz, menfaatçi, ahlak düşkünü sefil kesimin HDP’ye verdiği oyu tek tek saymak bile mümkündür; bini geçmez. HDP’nin açık düşmanları bu “dostlarından” daha kıymetlidir.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Deniz Baykal Kılıçdaroğlu’nu, Erdoğan’ın Kürtlere karşı giriştiği kıyama ve akıl dışına çıkmış Suriye politikasına yeterli desteği vermemekle suçladı. Herkes şaştı. Oysa şaşırmamak gerekir. Deniz Baykal “devlet adamı”dır ve eğer devlet Erdoğan ve AKP olmuş ise, Baykal da Erdoğan’ın ve AKP’nin adamıdır.
Baykal’ın hesabı şudur: Türkiye “Sırat Köprüsü”nden geçmektedir. Erdoğan ve AKP ile köprüyü geçemeyecek, duvara toslayacaktır. Zaten bir süredir siyasetin iplerini eline geçirmekte olan Ergenekon sürece müdahale edecektir. Müdahale, Nihat Erim tecrübesinden de bilindiği gibi kendine “dirayetli” bir başbakan arayacak ve bunu da Baykal’da bulacaktır. Adamın “çapı” budur.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Kendi tanımıyla Türkiye Kürdistanında PKK “Devrimci halk savaşı” veriyor.
Sebebini de “Demokratik Özerkliğin savunulması” olarak açıklıyor.
Sorabiliriz; Bugün, Kürt kentlerinde Türk devleti “Demokratik Özerklik”e mi saldırıyor? Ya da; muhasara altında direnen silahlı PKK güçleri ve silahsız kent halkı Demokratik Özerkliği mi savunuyor?
Bildiğimiz, Türkiye Kürdistanında Demokratik Özerklik olmadığıdır.
Bu durumda, olmayan bir şey savunulmaktadır.