KIZILCIK
  • Anasayfa
  • Siyaset
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Kültür-Anma
  • Dergiler
  • Yazarlar
  1. Anasayfa
  2. Siyaset

Ne hallerdeyiz?

Ayrıntılar
KIZILCIK
Siyaset
28 Şubat 2014

sayistay“Sen bana darbe yaptın! Al sana da benden darbe!”

Bu hallere geldik. Öyle de, asıl ve gerçek darbenin o arada bütçede Sayıştay’ın devreden çıkarılmış olduğunu kimse ne farketti, ne de umursuyor.

Devlette artık hiçbir şeyin meşruiyeti kalmamıştır. Büyük soygunun hukuki alt ve üst yapısı tamamlanmıştır.

Kabataş’ın yalancıları*

Ayrıntılar
KIZILCIK
Siyaset
18 Şubat 2014

kabatasKızılcık okurları hatırlayacaklardır: 2013 Temmuz, Eylül, Kasım ve 2014 Ocak sayılarında tam dört kez Tayyip Erdoğan ve birkaç gazetecinin Kabataş yalanına ısrarla yer vermiş, yalanları ve yalancıları teşhir etmiştik. Çünkü olay üzerinde durulmayacak gibi değildi.

Israrımızın boşuna olmadığı görüldü.

1 Haziran 2013 günü Kabataş’ta vuku bulduğu iddia edilen hadiseyle ilgili en son gelişme Tayyip Erdoğan’ın “Benim başörtülü kızlarıma, başörtülü bacılarıma saldırdılar” dediği “mağdureye” ait görüntülerin yayınlanması ve yalanının Polis kayıtlarınca da belgelenmesi ile Tayyip Erdoğan’ın da, AKP’li Zehra Develioğlu’nun da, ona yalancı şahitlik yapan gazetecilerinin de foyaları ortaya çıktı.

Evet, Tayyip Erdoğan’ın “başörtülü kızı, bacısı” yalan söylemiş, Tayyip Erdoğan da ona hoparlörlük etmiş. Meclisteki kürsülerde, basın demeçlerinde, miting meydanlarında onları tekrarlamış, olmamış bir olayı olmuş gibi duyanın duymayanın zihnine yerleştirmeye çalışmıştı. O kadar ileri gitmişti ki, “Elimde görüntüler var, açıklayacağım ve caniler yakalanıp hesap verecekler” demişti.

Tayyip Erdoğan iddiasını tekrarlarken elinde görüntü mü vardı? Hayır. Görgü tanıklarının ifadeleri mi vardı? Hayır.

Başkalarının sözüne kanıp o yalana iştirak etmiş olabilirdi, ama “elimde görüntüler var, açıklayacağım” demesi neydi? Elinde görüntü yokken “var” diye kamuoyuna beyanda bulunması neydi?

Devamını oku …

“Bilimsel”lik

Ayrıntılar
KIZILCIK
Siyaset
4 Şubat 2014

tübitak50-bw-cropTÜBİTAK Türkiye’nin, neredeyse tek “bilimsel araştırma kurumu”dur. Suudi üniversitelerinde “bilim adamı” olmuş adamları –ve kadınları– AKP buraya doldurmuştur.
Üniversitelerin araştırma fonlarını kısmış, buraya aktarmıştır. Tepe tepe kullanmak için.
Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy gibi davalarda “darbe kanıtı” olarak ömür boyu hapislere gerekçe olan ünlü “5 No’lu kaset”, üretilmiş uyduruk bir sahte belge olduğu gerekçesiyle TÜBİTAK’a daha önce gönderilmişti. Bilim incelemiş, “sahte değil” demişti. O zaman davanın siyasi savcısı Erdoğan idi.
Şimdi siyasetini değiştirdi, o ünlü kaset yeniden incelensin diye de yine TÜBİTAK’a gönderildi. ‘Bilim’ inceledi ve bu kez, “sahtedir, uydurulmuştur” diye bilimsel bir rapor verdi.
Bir çok kişi bugün, “böyle bilimsellik mi olur?” diyor.
Niye olmuyormuş ki?
Bal gibi oluyor işte!

TÜSİAD işini bilir

Ayrıntılar
KIZILCIK
Siyaset
4 Şubat 2014

TUSIAD-bw-crop2TÜSİAD başkanı Muharrem Yılmaz Erdoğan’ın HSYK üzerine hesaplarından rahatsız olduğunu açıkladı. Erdoğan ona “vatan haini” dedi. O da, “vatan sevgimi Erdoğan’a sorgulatmam” diye cevap verdi. Erdoğan’ın karşı cevabı ise, “Ne istediniz de vermedim?” oldu. Uzamasın diye de kestirip attı: “Rafineri...Uganda...”!
Bilip de unutanlar için hatırlatalım: TÜSİAD kendini TÜSİAD başkanlarına yönettirmez; başkanlar sadece sözcüdür. “Örgüt”ü derin TÜSİAD yönetir. Hükümetlerden isteyip de alamadıklarını rafa kaldırmaz, el altında tutar. Başbakanların ayağının sürçmesini sabırla bekler. Ne zaman hükümet zor bir duruma düşmüştür, TÜSİAD hemen sahnede görünür, bastırır ve çoğunlukla da istediğini alır. Aldı, gene alacak.
Bu böyledir ve böyle bilinir ama yine de AKP karşıtları TÜSİAD’ın bu klasik taktiklerinden heyecana kapılırlar. TÜSİAD onlara demokrasinin ve laikliğin bekçisi gibi görünmeye başlar. “Sol”cular da bu yanılgıdan muaf değildir.
En azından “Düşmanımın düşmanı...” diyerek teselli bulurlar.
“TÜSİAD’a yanlış bakmanın solculuğuma ne zararı var?” diye soranlar olur mutlaka ki...
Yanıtı içinde bir soru olur bu.

Hrant Dink’in dostları

Ayrıntılar
KIZILCIK
Siyaset
4 Şubat 2014

hrant-bw-crop2Kendine “Hrant Dink’in Dostları” adını veren bir platform var ve yıllardır iyi niyetle, “adalet” arıyor. Bulacak mı?
Bu platformda öyle kişiler var ki, bunlar hem Hrant’ın, hem de AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın dostları. Örneğin Ali Bayramoğlu, Ufuk Uras, Oral Çalışlar, Etyen Mahçupyan gibi isimler.
Hrant dostluğu ile Erdoğan dostluğu bağdaşmaz mı?
Bağdaşır da, artık bundan sonra güç bağdaşır. Vali Hilmi Güler’ler, Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek’ler falan yani.
Bunlar AKP’nin gözdeleri ve cinayetten sonra özenle koruyup yükselttiği “zanlı”lardır.
Hafiyeliğe hiç gerek yok, Türkiye’de siyasetin Abc’sinden haberi olanlar Nizam-ı Alemcilerle  Çankaya’nın, Çankaya ile “Hizmet”in, “Hizmet” ile polis ve adliyenin ve bunların tümü ile AKP’nin dostluğunu bilmezler mi?  
Bakınız nasıl basitleşti sorun: Hrant cinayeti siyasaldır ve arkasındaki güç de siyasidir.
Siyasi cinayetlerin hesabı da siyasetle görülür.
“Hrant’ın Dostları” platformu “yetmez ama evet” gölgesinden kurtulursa göreceksiniz, etrafındaki sempati halkası hızla genişleyecek, izler doğru sürülecektir.

Türk dış politikası

Ayrıntılar
KIZILCIK
Siyaset
4 Şubat 2014

nato-davutoglu-bw-crop2Erdoğan-Davutoğlu ikilisi, “Arap baharı şu, bu...”, sonra Suriye, Mısır derken... sanki “Yeni bir Türk dış politikası” oluşturmuşlar gibi, içeride epeyce hava bastıktan ve yığınla ilkel içgüdüyü kışkırttıktan sonra çuvalladılar.
Önce, “Yeni bir Türk dış politikası” niçin olmazdı, ona bakalım:
Türk dış politikası, hemen her zaman bir “devlet politikası” olmuştur ve AKP’ye gelinceye kadar hiç bir zaman “parti politikası” olmamıştır. “Devlet politikası” olması, devlet kurabilmek için oluşmuş bir politika olması nedeniyledir. Devlet politikası olarak Türk dış politikası temelde “haddini bilmek”tir. Ortadoğu’ya ve bilhassa İslam dünyasına hiç karışmamaktır. Emperyalist Batının genel çıkarına “kendi bağımsız kararı” ile katılmış olmakla yetinmelidir. “Tampon” olduğunu unutmamak, ileri gitmemektir. Bunun içinde katiyyen kraldan çok kralcı olmamak da vardır. Hiçbir nedenle ve hiçbir yerde Batı’nın önüne geçmemek esastır. İstediğini konuş ama NATO’un verdiği görevden başkasını kendine görev edinemez, durumdan vazife çıkaramazsın.
AKP ne yaptı, ve neyi değiştirdi?
Esad ile içli dışlı mı oldu? Yok. A. Necdet Sezer’in döşediği kaldırımda yürüdü. El Kaide (El Nusra) ile gizli kapaklı işbirliği mi geliştirdi? Yok. ABD böyle yap dedi yaptı. Şimdi ne yapıyor? ABD politika değiştirdi, o da değiştiriyor, ama “bağımsız”!  
Erdoğan-Davutoğlu ekibi bu işten zarar etti mi? Etmedi. Politikasını Suudi’ye ve Katar’a finanse ettirdi. “Strateji pazarlaması” yaptı. Bu arada suçlar da işlemiş olabilir. Korkmasına hiç gerek yok. Uluslararası “Divan” kuran ABD değil midir? ABD dostlarını yargılatmaz.
Erdoğan-Davutoğlu politikasında Türkiye zarar etmedi dedik ama, ileride ödemek zorunda olacağı bir fatura yarattı gibi. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin Suriye’ye karşı özel bir “Hatay politikası” oluşturdukları kimsenin dikkatinden kaçmadı. Suriye Cenevre’de Türkiye’yi “ilhakçı devlet” olarak suçladı. Suriye’nin bu algısı ağır bir algıdır. Günü geldiğinde “Hatay-İskenderun hesabı” yaratabilir.
Kısaca Erdoğan-Davutoğlu ikilisi Türkiye’yi Suriye’ye borçlandırdı. Türkiye bu borcunu, “Hatay’ı vererek” ödemeyecektir elbette, ama Hatay’ı vererek ödememek için bir de “Hatay ile sulh yapmak” zorunda kalacaktır.
Yani Erdoğan-Davutoğlu politikası Suriye’yi nüfuzu altına alacağım derken Hatay’ı Suriye’nin nüfuzuna itelemiştir.

“Yolsuzluk” kişileri götürür, iktidarı değil

Ayrıntılar
KIZILCIK
Siyaset
4 Şubat 2014

yolsuzluk-bw-cropİktidarlar “yolsuzluk yapanı” tasfiye ederek güçlenirler, sistemi temize çıkarmanın klasik yöntemidir bu.
Ne yapmış AKP’nin bakanları ve yakınları ve yandaşları?
Rüşvet almışlar.
Ne kadar?
2 milyon veya 2 milyar dolar, görülen işe göre şu kadar veya bu kadar...
Neyin karşılığıdır bu rüşvet?
Kamunun kasasına girip çıkan 162 milyar doların karşılığı
Kamudan çıkıp kime gitmiştir?
En önce ve en çoğu TÜSİAD’çılara
Buna kapitalizm deniyorsa eğer, TÜSİAD’çıların işinin görülmesi aynı zamanda MÜSİAD’çıların, TUSKON’cuların, ASKON’cuların ve bilumum AKP yandaşlarının da işinin görülmesidir.
Yolsuzluk olmazsa kapitalizm olmaz.
Erdoğan tüm yargıç ve savcıları kendine bağlayacakmış!
Bu kadarı olmazmış, demokrasiye ve hukuk devletine sığmazmış.
Anayasaya da aykırı imiş...
Ne değişir ki?
Bu yargıç ve savcıları nereye bağlarsan bağla, sonuç mu değişecektir, ona bak.
Bunlar “normal bir demokraside” aklın alacağı şeyler değilmiş.
Bu tarz itiraz, AKP’den “normal bir demokrasi” bekleme anormalliğidir.
Yokedilen “hukuk devleti” değildir.
“Hukuk devleti” olsa bunlar zaten yapılamaz.
AKP’nin yapmak istediği, Türk Cumhuriyeti devletini tahkimdir.
Bunu AKP yapıyor diye şaşırmak niye?
Türk Cumhuriyeti devleti geçmişte de bir çok kez, gelişiminin ana doğrultusundan derin sapmalar göstermiştir.
Örneğin, anayasasına; “özel mülkiyet kamu yararı aleyhine kullanılamaz” (27 Mayıs) diye yazabilmişken, Keban Barajı kamulaştırmalarında özel mülkiyet lehine kamu yararını çiğneyerek barajın inşaatını 4 yıl geciktirmiştir. Ya da; gene bu aynı devlet, programına “toprak işleyenin, su kullananın” cümlesini yazmış bir siyasetçiyi, başına miğfer giydirip toprak ilhakı amaçlı (Kıbrıs) bir savaşın komutanlığına atamıştır.
Erdoğan ile 11 yılı götüren Türk devleti şimdi de Erdoğan ile özüne, en güçlü olduğu asıl yüzüne dönmekte veya bürünmektedir.

28 Kânunusani’yi elbette unutmadık

Ayrıntılar
Yalçın Yusufoğlu
Siyaset
1 Şubat 2014

msuphi2-crop28 Ocak 2014 Türkiye Komünist Fırkası kurucuları Mustafa Suphi, Ethem Nejad ve arkadaşlarının Ankara’dan Kemal Paşa’nın emriyle, Erzurum’dan Kâzım Paşa’nın da dahliyle, Pontos’lu Rumların, Ermenilerin (sonra da Koçgiri’li Alevi Kürtlerin) katili MAH’çı eşkıya Giresunlu Osman Ağa’nın organizasyonuyla, infazcı katil diğer bir MAH’çı Yahya Kâhya ile adamları tarafından öldürülmelerinin 93. yıldönümüdür.

Bu toplu suikasti 2007’de Ocak ayında Hrant Dink’in öldürülmesine benzetebiliriz. Nasıl ki, Hrant Dink suikasti devletin (merkezi ve mahalli) kolektif bir cürümüyse, bu suça devletin gizli açık idari ve adli kurumları iştirak etmişlerse, Suphi-Nejad ve arkadaşlarının katlinde de Ankara Hükümetinin, –o yıllarda adı TSK olmayan– askeriyenin, gizli teşkilat MAH’ın ve şehir eşrafının, dükkânları kapattırıp gösteri yaptıran hacı-hoca takımının işbirliği vardır.

Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, Meclis Reisi Mustafa Kemal Paşa’ya verdiği raporda cinayeti Osman’ın işlettiğini yazmıştır.

Bugünkü terimlerle konuşursak, Kemalistler, Özel Harp’çiler ve dinciler ortak düşmanları komünizme karşı el birliği ve suç birliği etmişlerdir.

BMM henüz 1 yaşına bile basmamışken işlenen cinayetin ortakları arasında sonradan siyasi nedenlerle ayrışma çıktığında, Kemal Paşa’nın fedaisi Osman Ağa, Meclis’teki 2. Grubun başı ve Kemal’in muarızı Ali Şükrü Bey’i evine kahve ve nargile içmeye davet edecek, boğdurarak öldürtecekti.

Devamını oku …

Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz

Ayrıntılar
Yalçın Yusufoğlu
Siyaset
26 Ocak 2014

hrant2-bw-lHrant Dink’in öldürülmesinden bu yana yedi yıl geçti. Bu süre içinde suikastin iç yüzünün aydınlatılması, tetikçilere talimat verenlerin ortaya çıkartılması yolunda bir milim yol alınmadı. Alınmasına izin verilmedi.

Ama insanların da suikasti unutmadığı her geçen yıl daha geniş katılımla yapılan 19 Ocak protestolarından belli.

Son aylarda AKP ile Cemaat arasındaki kavganın kızışmasıyla, cinayeti Cemaatin yaptırdığına dair imalara tanık olduk, 17 Aralık depreminden sonra, kimi Tayyip Erdoğancı medya konuşanları-yazanları bu savı daha yüksek sesle dillendirir oldular.

Tayyip Erdoğan ve adamları bugün Silivri davalarında olduğu gibi, Hrant Dink cinayetinde de “paralel devlet dedikleri” Nur Cemaati savcı, yargıç ve polislerini itham ededursunlar, biz yedi yıldır her 19 Ocak’da ve başka değinmelerde sık sık tekrarladığımız hususları bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

Nurcu polis şeflerinden Ramazan Akyürek Trabzon Emniyet Müdürüyken istihdam ettiği (ve kendisine “ağabey” diye hitap edecek kadar yakın olan) Erhan Tuncel Dink’in öldürüleceğini Trabzon Emniyetine haber verdiğinde Ramazan Akyürek Em. Gen. Md. İstihbarat Daire Bşk. idi. [Suikastten sonra daha üst makam olan Teftiş Dairesi Başkanlığına atandı, bu görevde 17 Aralık sonrası tasfiyesine kadar bu görevde kaldı.]

Trabzon Emniyeti ihbarı Em. Genel Müdürlüğüne ve İstanbul Emniyetine bildirdi. Ayrıca haber Trabzon İl Alay Komutanlığına da iletilmiş, görevli astsubay haberi derhal Alay Komutanına aktarmış, o da “tamam, ben ilgilenirim, sen karışma” demiştir.

Belleklerimiz tazelemek ve olaya hangi makam ve kişilerin karıştığını hatırlamak için cinayetten üç yıl önceye gidip, bir özet yapmakta yarar var.

Devamını oku …

Sayfa 44 / 44

  • 35
  • 36
  • 37
  • 38
  • 39
  • 40
  • 41
  • 42
  • 43
  • 44

Diğer bölümler

  • Hayat Ağacı
  • Polemik
  • Belge

Çok okunan yeni yazılar

  • KAPİTAL mi, MUKADDİME mi?
  • Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve görüşleri
  • İttihatçı düşmanlığı anlamsız değildir
  • Liberaller
  • Dünya Barış Günü ve komisyondan beklentiler

© KIZILCIK 2000–2026. Tüm hakları saklıdır. · Hakkımızda