- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Türkiye’de siyasal durum iyice belirsizleşti.
İktidarda Erdoğan görünüyor, ama göze görünür bir iktidar yok.
Muhalefet partileri var, fakat Türkiye’de siyasi muhalefet de yok.
Mevcut siyasi durum her siyasi oluşuma “toparlanmayı” ikaz ediyor, fakat çözülme ve dağılma yönlü kuvvetlerin basıncı altında kalan partiler bölünmekten kurtulmayı en büyük başarı olarak görmeye başladılar.
HDP siyasetin dışına atıldığı için değerlendirme dışı tutulabilir.
- Ayrıntılar
- Ömer Bedri Canatan
- Siyaset
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 15 Temmuz askerî darbe girişimine “kontrollü” demeye ve teşebbüsün baş sorumlusu olarak C.Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı göstermeye devam ediyor.
Bu doğru bir siyasal strateji değildir.
Başkanlık sistemine geçmek, devleti ve hükümeti yeniden şekillendirmek, TBMM’ni “Danışma Meclisi”ne çevirmek, “Yeni bir Türkiye” kurmak, “tek adam egemenliği tesis etmek” gibi 100/100 iktidar gerektiren işleri Türkiye’de ancak tek bir güç yapabilir, bu deneysel olarak da sabittir; bu durumda sayın Erdoğan’a diktatörlük yakıştırması haksızlık değil midir?
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
24 Haziran seçimiyle iktidar el değiştirmedi.
Fakat hepimiz allak bullak olduk.
Ne kazanan var, ne kaybeden; ama Türkiye solu, sanki belirgin bir davasını seçime sokmuşçasına yenilmişlik duygusuna kapıldı.
Kendimize gelelim.
Başkanlık sistemine geçildi, bunda kötüye gittiğimizi ima eden ne vardır?
Yeni siyasal rejimde Erdoğan tek adam veya diktatör olacakmış, olsun.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Kısa bir siyasal okuma yapalım.
AKP/MHP cepheleşmesi klasik sağ-sol şablonu dışında bir saflaşma yarattı.
16 Nisan referandumu ve 24 Haziran seçimleri yeni saflaşmayı buğulu da olsa farkedilebilir duruma yükseltti.
Seçim sonrası değerlendirmemiz: AKP kazandı, herkes kaybetti.
“Sıfır”dayız.
Hâlbuki sıfır değiliz.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Yerel seçim göründü.
HDP’ye “zoraki!” oy verişimizin bedelini HDP’ye ödetmemiz lazım.
Ne demek hem HDP’li olup, hem de Muharrem’e oy.
Siyasi aptallığın da bir sınırı vardır.
Şimdi kendimize gelelim, İstanbul’u kurtaralım.
İstanbul’u AKP’den kurtarmak, AKP’den Türkiye’yi kurtarmaktır.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Seçimler herkes için Türkiye’yi kritik bir noktaya taşıdı. Kestirmeden, Türk Cumhuriyet Devleti 100. yılına varmadan alzheimer olmuştur. Siyaset atomize olma işaretleri vermektedir. Yeni konumlar edinmek, yeni siyasi kapılar açmak gerekir.
Soldan düşüneceksek CHP’den başlamalıyız. CHP’nin mülki ve siyasi birikimi Kılıçdaroğlu’nun bulunduğu yerdedir. Muharrem İnce ve arkasındaki kurnaz çakal takımı CHP geleneği yönünden plastiktir, güncel ve lumpen bir reflekstir, sökeceğini söylediği apoletin sopasını görüp kaçmıştır, partiden temizlenmeli, Kılıçdaroğlu, vurguyla desteklenmelidir.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Yapılan başkanlık seçimi idi. AKP ve CHP doğru anladılar. Başkan adayları bu nedenle partilerinden daha çok oy aldılar. Seçimin TBMM için yapıldığını zannederek kendini kandıran partiler, gösterdikleri başkan adaylarından daha fazla oy aldılar ve bunu başarıymış gibi kutladılar. Kendini ve seçmenini kandıran partilerden biri de HDP oldu. Selahattin Demirtaş ile savaşmak varken, her biri pek değerli fakat toplamı ağırlık kesbetmeyen TBMM’ye kendilerini hapsettiler.
Önce Muharrem İnce: Kaybetti, elbette kaybedecekti, ama en azından, “oyumu çaldıkları için kaybettim” diyecekti; ağzına yumruk tıktılar ve bir taşla iki kuş vurdular. Yenilgiyi kabullendi ve “apolet sökmenin” ne demek olduğunu öğrendi. Bunlar Türk siyasetinde sıradan vakalardır; Ali Fuat Başgil de C.Başkanlığına aday olmak istemiş, fakat vazgeçmişti.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Muharrem İnce, “Allahın izni ve halkımın isteğiyle C.Başkanı olursam…” diyor. Olamazsa Allah izin vermemiş olacak ve siyasette İslami hurafe biraz daha güçlenecek.
İslamcılığın siyasette para etmesinin müsebbibi son kuşak CHP’lilerdir. “Elhamdülillah, biz de müslümanız” demeden siyasi polemiğe girmekten kaçınmaları, liberalliklerini bununla ispatlamaya çalışmaları siyasi İslamın kendine alan açmasına yardım etmiştir.
Oysa bu genç kuşak CHP’lilerin ataları ateist idi. İslamcılara zerre kadar ödün vermemiş, işlerine yarar gördükleri oranda onları kullanmışlardı. Liberallikleri ise Muharrem İnce’deki halk yalakalığına hiç benzememişti, “inanç özgürlüğü” kapsamındaydı ve aslında İslamcılara indirilmiş okkalı bir tokattı.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Kızılcık dergisine yazdığım “TİP yeniden kurulurken”başlıklı yazımı, “Behice Boran komünist öldü, Haydar Kutlu komünist ölemeyecek!...” diyerek bitirmiş, bununla TİP+TKP birleşmesinin (TBKP) aslında gerçekleşmediğine işaret etmiştim. Bununla, birleşme sırasında (1987) TKP’nin sosyalizm için mücadeleden vazgeçtiğini, Behice Boran’ın bu birliğe, SBKP’ye olan saygısından dolayı ve istemeyerek evet dediğini anlatmak istemiştim.1
Buradan hareketle bugün sosyalizm için siyasi mücadeleyi terk etmeyenler bakımından “TİP” adının bir değerinin olabileceğini de söylemiş oluyorum. Ama aynı şeyi “TKP” adı için söylemek kolay gelmiyor. “Niçin?” diye sorulursa Türkiyeli Sovyetçi siyasi hareketler yönünden 1987-1991 dönemini biraz daha açmak gerekir. Çünkü, eski parti isimlerini bugün devralıp taşıma işini genç kuşaklar yapacağı için sırtlarına ne gibi yükler bindiğini bilme hakkına da sahiptirler. Bu dahi önemli olmayabilir; o zaman bilinsin ve bir kenara konsun diye yazmış olayım. Bu bölümün sınırlandırılmış konusu olarak da “Türkiye’ye Siyasi Dönüş ve TKP’nin bozgunculuğu” başlığını atıyorum.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
“Muharrem İnce” için “vasat faşist” diye yazdım –ki şeceresi bunu teyid eder–; “Ne yani, biz Muharrem’e oy vereceğiz, faşizme oy vermiş mi olacağız?” diye tepkiler geldi.
Besbelli ki CHP taraftarı yaygın bir “aptal”lık söz konusudur; çoğu “eskimiş solcudur”, ama tabii aralarında Muharrem İnce’nin “faşist” olduğunu bilerek destek verenleri de vardır; biz bunlara “elit faşistler” ya da “Nasyonal sosyalistler” diyebiliriz.
Muharrem İnce faşist olduğunu kendi söylüyor: “İki ülke var, Güney Kore ve Venezuela. Biz Güney Kore olacağız, kalkınacağız, kişi başı geliri 40 bin dolara çıkaracağız. Venezuela (Chavez) petrol parasını fakir fukaraya dağıttı, halk bugün aç kaldı.”