- Ayrıntılar
- Ömer Bedri Canatan
- Siyaset
1906 KASTAMONU AYAKLANMASI
1906 yılına gelindiğinde durum büsbütün kötüleşmişti. “Şahsi Vergi”nin kaldırılması için 14 Ocak 1906'da Kastamonu'dan merkeze telgraflar gelmeye başladı. Gelen telgraflara sinen isyankâr dil ve arkasında yatan kararlılık, padişah Abdülhamit'i endişeye sevketti. Ve 1906 yılının ilk ayaklanması Kastamonu'dan başladı. (Aktaran: Muammer Demirel, s. 11.)
Kastamonu'da düzene karşı duyulan derin öfkeyi Ocak ayında yapılan belediye seçimleri dışavurdu. Şehir halkı, seçimi boykot etti. Halk kendi içinden bir heyet seçip askerî komutana gönderdi ve belediye harcamalarının askeriye tarafından denetlenmesini istedi. Halk ayrıca, harcamaları kontrol için, güvendiği kişilerin belediye meclisine seçilmesi şartını da koştu. Halkın öfkesinin özellikle “Şahsi Vergi”ye yönelmesi nedensiz veya rastlantı değildi. Çünkü tüm yüksek rütbeli ve yüksek gelirli devlet memurları bu vergiden muaftı. Kastamonu halkının başkente çektiği telgraflarda şehrin tüm şahsi vergilerin, çok zengin olduğu halde tek kuruş vergi vermeyen Vali Enis Paşa'dan alınmasını istemesinde herhangi bir mantıksızlık bulunmuyordu. (Başbakanlık Arşivi, YM, Nr.11-440 ve Nr. ll-438. akt: M.D. s.10.)
- Ayrıntılar
- Ömer Bedri Canatan
- Siyaset
1906 TRABZON AYAKLANMASI
Trabzon'daki olaylar ve eylemler Erzurum ayaklanmasının etkisiyle 1906 yılı içinde yeniden ivme kazandı. Kasım ayı sonlarında, Trabzon'daki Müslümanlar arasında yeni bir hareket doğdu. Muhalif eylemlerinden dolayı İstanbul'dan Trabzon'a sürülmüşlerden biri olan İshak Bey, burada isyan hareketi örgütlediği suçlamasıyla tutuklandı. Polis, İshak Bey'in üzerinde merkezi Paris'te bulunan İttihad ve Terakki Cemiyeti (İTC) ile bağlantısı olduğunu gösteren belgeler buldu. Belgelere göre; İshak Bey, aralarında Erzurumlu bir mollanın da bulunduğu pek çok İttihatçı ile ilişki içindeydi. Trabzon'daki askerî komutan Hamdi Paşa'nın baskısıyla Vali Reşad Bey, durumu İstanbul'a bildirdi. İshak Bey Hükümetin emriyle tutuklanarak Erzincan'a gönderildi. ("Le mouvement turc", Pro Armenia, 20 Ocak 1907, s. 1029. 81-81 "Bahaeddin Şakir Bey'in Bıraktığı Vesikalara Göre İttihad ve Terakki: 128 ve 129", Milliyet, 30 ve 31.)
- Ayrıntılar
- Ömer Bedri Canatan
- Siyaset
1906 ERZURUM İSYANI
Valiler, mutasarrıflar, kaymakamlar, defterdarlar, muhasebeciler, mal müdürleri ve özetle devletin bütün görevlileri para-pul ve rüşvetten başka bir iş için elini bile oynatmaz olmuştu. Devletin mahallî karakteri bu olunca mahallî halk ayaklanmalarını bastırmak mümkün oluyordu, fakat önünü kesmek, sürekliliğini engellemek mümkün olamıyordu. Ocak ayındaki Kastamonu vergi ayaklanmasını Şubat 1906'da başlayan Erzurum ayaklanması izledi. Ve Erzurum'da ayaklanma çok sert oldu.
Erzurum'da ayaklanmanın öncülüğünü şehrin varlıklı tüccar sınıfı yapıyordu. Tacirler halkın aç, askerin çıplak, memurun sefil-perişan durumunu gerekçe gösterip vergilerin nereye harcandığının hesabını soruyordu. Çünkü şehirde ticaret durmuştu. Oysa Erzurum tarihin o döneminde çok işlek bir ticari kavşak noktasıydı. (Münip Yıldırgan, 1904 [sic] Erzurum İsyanı Hatıraları, s.28.)
- Ayrıntılar
- Ömer Bedri Canatan
- Siyaset
Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Fransa’daki “Sarı Yelek” protestosunu kastederek “isyan” olarak nitelediği “Gezi” benzeri sokak protestolarına başvurması halinde müsamahasız davranacağını söyleyerek CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na gözdağı verdi. Bu türden yıldırma araçlarını valiler ve hatta kaymakam ve muhtarlar bile hemen her gün kullanırken C.Başkanı’nın da kullanması gayet doğaldır. Üstelik bunu yapan ilk cumhurbaşkanı da Sayın Erdoğan değildir; 85 yıllık ömrümde ben nicelerini duydum ve hafızama kaydettim.
Ancak Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir sözü dikkat çekiciydi. “Burası Paris değil” diyordu. Ben bunu danışmanlık hizmetlerinin kusuru olarak telakki ettim. Çünkü tarihi olgular Türkiye’nin Fransa’ya benzediğini söylüyor. Ayrıca Türkiye’de Paris emsali üç şehir var: Erzurum, Trabzon, Kastamonu… Bunlardan Erzurum “Paris Komünü” misali bir “Kent Komünü” bile kurmuş.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
“12 Eylül öncesi şartları hatırlatmayı tarihi bir görev addederim. Fransa’yı baştan ayağa saran ve diğer Avrupa ülkelerine sıçrayan Sarı Yelek terörüne özenen varsa bunun bedelini çok ağır ödeyeceklerini de şimdiden ifade etmek isterim. Sarı Yelek giyen çıplak yatmayı göze almalıdır. Bu işin şakası yoktur.” (MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli.)
***
Kişi veya parti görüşü değildir; “İktidar” ve “Devlet” görüşüdür; Fransa’da ortaya çıkan ve Avrupa’ya yayılacağından endişe edilen “Sarı Yelek” hareketinin yakın zamanda Türkiye’de de sahne alacağı beklentisini açığa vurmaktadır. Absürt siyasi ve anayasal vaziyet Bahçeli’nin bu açıklamasıyla yerli yerine oturmaktadır.
- Ayrıntılar
- Cemal Candaş
- Siyaset
Yerel seçimler gündemi meşgul etmeye başladıktan sonra siyasi partiler ve medya ısrarla hangi belediyede kimlerin aday gösterileceğine odaklanmış durumda. Ülke çapında “aday toto” adı verebileceğimiz büyük bir oyun sergileniyor. Siyasetle şu veya bu boyutta ilgilenen herkes adaylarla ilgili yapılan tartışmalara bir şekilde dahil olmuş durumda. Olaya belli bir açıdan bakıldığında halkın yerel seçimlerle bu derece ilgileniyor olması demokrasi açısından sevindirici bir durum gibi görülebilir. Ancak durum hiç de böyle değil.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Politika yaptığımızı zannediyoruz; boş işlerle uğraşıyoruz. Dünyanın ve Türkiye’nin özeti nedir, ilgimizi çekmiyor.
***
DÜNYANIN ÖZETİ
- 1980’de başladık, küreselleştik, sonuna geldik. 1980’den günümüze dünya ekonomisinde büyüyen refahtan en yüksek gelirli yüzde 1’lik kesimin aldığı pay, altta kalan yüzde 50’lik kesimin payının iki misli oranda oldu.
- Nüfusun en yüksek gelirli yüzde 10’luk kesiminin gelirden aldığı pay Avrupa Birliği ülkelerinde %37, Çin’de %41, ABD ve Kanada’da %47, Brezilya’da %55, Ortadoğu ülkelerinde ise %61 olarak gerçekleşti.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Toplama kampları(!) henüz ufukta gözükmüyor; zaman var demektir. Partilerin hiçbiri bir seçim politikası açıklamadı. Niçin? Seçim politikası denilen şey şeraitte anlamını yitirdiği için. AKP-MHP mevcut peltemsi siyasi durumu berkitmek için çoğunluğunun teyidini istiyor; "Muhalifler" ise DEMOKRASİ!
Şu anda demokrasi istemek, "bana kellemi bağışla" demekten ibarettir. Bu noktaya gelinmişse ya ileriye ya da geriye, büyük bir sıçrama yaşanacak demektir.
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
Süzme akıl gidişatın tüm dünyada diktatörce siyasi rejimlere doğru gidildiğini görüyor. Aptallık da var; otoriter siyasete “popülizm” deniliyor. Korkut Boratav “yükselen neofaşizmin ‘popülizm’ denilerek aklanmasına” işaretle bu aymazlığa dikkat çekiyor.
Uyanmış değiliz. Türkiye’de devlet kendini değiştiriyor, biz değiştiremiyoruz. Önümüzde yerel seçim var; bu seçimi “Neo-faşizme geçit yok!” sathına dönüştüremiyoruz. Asıl kendimize şaşmamız gerekirken eline geçen her şeyi kırıp döken AKP iktidarının yaptıklarına şaşırıyoruz.
Temel sorun bildiğimizdir; “Emperyalist paylaşım”.
Şu farkla: Her ülke artık emperyalist; ya da heveslisi. Çin ve Rusya da…
- Ayrıntılar
- Hüseyin Hasançebi
- Siyaset
HDP Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü, Selahattin Demirtaş ile Partisi’nin ilişkilerini sorgulayan bir soruya şöyle cevap veriyor:
"Kimileri Demirtaş’ı, HDP’nin merkezi konsensüsünü aşan arzularının nesnesi olarak görme eğilimindeler. Ancak biz partide beraber çalışan insanlar olarak daha başka bir hayat tahayyül ediyoruz."
Güzel bir cevap ve “sorunu” anlatıyor. Şöyle bakalım: “Dışarı”dan sorulmuş, “içeriden” cevap verilmiş. Demirtaş-HDP ilişkisi bir “iç ilişki” varsayılmış. Oysa bir de HDP’nin sayıları milyonlarca seçmeni var, seçmenle HDP ilişkisi burada dış ilişkidir, Ertuğrul Kürkçü’nün cevabı bunu da kapsamalıydı.