- Ayrıntılar
- Bülend Tuna
- Belge
Bugün çok değerli bir ağabeyimizi, büyüğümüzü, yol arkadaşımızı sonsuzluğa uğurluyoruz. Hepimizin başı sağ olsun.
Hemen hepimiz kendisini önce çevirileriyle tanıdık. Şolohov’un “Ve Durgun Akardı Don” romanı ve diğer çevirileri başka dünyaların insanlarını yanı başımıza getirmiş, bizden birileri yapmıştı.
1960 sonrası solun sosyalizmin geniş kitlelerle buluştuğu, sanatın, edebiyatın siyaset söylemini zenginleştirdiği bir dönem yaşanıyordu; dergi ve gazetelerdeki yazılarında hayatı boyunca kişiliğinin parçası olan üslubunun izlerini görüyorduk.
O dönemde Marksist klasiklerin çevirileri peş peşe basılıyordu, Tektaş Ağaoğlu da Türkiye İşçi Partisi üyesiydi ve Komünist Manifesto dahil pek çok kitap çevirmişti. Bu çevirileri nedeniyle 12 Mart döneminde beş ay hapis yattı.
12 Mart sonrası Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin kuruluş çalışmalarını desteklemiş, İlke ve Kitle dergisinde yazıları yer almaya başlamıştı. Partinin kuruluşundan sonra Yayın Kurulu üyesi oldu.
1976’daki birinci kongrede Merkez Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi ve Parti kapanana kadar yönetici olarak görev yaptı.
- Ayrıntılar
- Engin Erkiner
- Belge
Tektaş Ağaoğlu’nun vefatını üzüntüyle öğrendim. Kendisini bir kere 1980’li yıllarda Zürih’te sürgündeyken gördüm. Bir yazısı da aynı yıllarda Yazın Dergisi’nde yayınlanmıştı. Türkiye’ye döndükten sonra benden Kızılcık Dergisi’nde yazı yazmamı istedi, ben de severek yerine getirdim. Kaç tane yazı yazdım bilemiyorum ama az değildi.
Tektaş Ağaoğlu’nun hayatımda başka bir yeri vardır. 12 Mart faşizminin geri çekildiği 1970’li yılların başlarında (yanılmıyorsam 1973 yılında) Yeni Ortam adlı günlük bir gazete yayınlanır, Ağaoğlu da düzenli olarak burada yazardı. Köşe yazılarını ve özellikle de emperyalizmle ilgili olanlarını ilgiyle okurdum. Emperyalizm tahlili Mahir Çayan’ın yazdıklarıyla büyük benzerlik gösteriyordu. Normaldi çünkü daha önce değişik yazılarda belirttiğim gibi Mahir emperyalizm tahlili konusunda Türkçede yayınlanan SSCB Bilimler Akademisi’nin kitaplarından yararlanmış ve kendisi de bu analize eklemeler yapmıştı.
- Ayrıntılar
- Aydın Engin
- Belge
Kısa, yalın ve soğuk bir cümle yazarsınız: Tektaş Ağaoğlu öldü… Sonra ardından bir anılar seli boşalır…
Tektaş Ağaoğlu: 1917 Ekim Devrimi’nin arifesinde ve sırasında Azerbaycan’da Türk milliyetçiliği ile devrimin gitgelleri arasında roller üstlenmiş, ünlü yazar, siyasetçi, gazeteci Ahmet Agayev’in (Ağaoğlu) torunu; 1950’de ilk serbest seçimlerle iktidara gelen Demokrat Parti’nin güçlü siyasetçisi, Menderes hükümetlerinin değişmez bakanlarından Samet Ağaoğlu’nun oğlu.
Böyle bir ailenin iyi, çok iyi eğitim fırsatları elde etmiş, Oxford Üniversitesi’nde hukuk okumuş, BBC’de uzun yıllar redaktör olarak çalışmış bir “entelektüel” yurtdışı macerasına nokta koyup ülkesine döndüğünde ne yapar?
Kabul edin ki önünde bütün kapılar açıktır onun. İktidar ya da ana muhalefet partisinden milletvekili de olur, müsteşar da olur, bakan da olur, önemli bir kamu kurumunda genel müdür de olur.
Ne isterse o olur…
O komünist olmayı seçti.
Feminist söylemi ve kadınları güçlendirmek için yola çıkan catlakzemin.com, 1. yılını 14 Ekim Cumartesi akşamı yapılacak bir partiyle kutluyor. Aynı gün öğleden sonra feminist mekan’da laiklik üzerine bir tartışma toplantısı da yapılacak.
Çatlak Zemin, internet yayıncılığı yapmak üzere kadınlar tarafından kurulan ve sadece kadınların yazılarına yer veren feminist bir site. Bir yıl önce yayın hayatına başladı ve bu süre içinde 100’ü aşkın çeviri ya da telif yazıya, kadın kadına röportaja adres oldu. Sitede yer verilecek yazılar için ilk kez yayınlanma koşulu var. Teknik altyapıdan başlayarak yayının her aşaması kadınların gönüllü emeğiyle yürüyor.
• Taşeron işçilere kayıtsız şartsız kadro!
• Kıdem tazminatıma dokunma!
• Zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi’ne hayır!
- Ayrıntılar
- Celal Başlangıç
- Belge
"Sabah", "Akşam" yandaş medya manşeti çekmiş:
"Normale dönüş seferberliği", "TSK vuracak, STK kuracak"
Spotlarına göre "Terörden temizlenen kentlerine dönen vatandaşların hayatını normalleştirmek için devlet ve STK'lar seferberlik başlatıyor"muş.
"Güvenlik güçleri teröre karşı mücadelesini kararlı bir şekilde sürdürürken, TOBB'dan TÜSİAD'a, MÜSİAD'dan TİM'e onlarca STK inşa ve ihya sürecinde aktif rol alacak"mış.
Hem de kim varmış bu "inşa ve ihya" sürecinde aktif rol alacak STK'ların içinde biliyor musunuz; İHH, Ensar Vakfı, ÖNDER, İlim Yayma Cemiyeti, Birlik Vakfı...
Haberlerin ayrıntıları da müthiş!
AKP'nin Merkez Yürütme Kurulu "terörün vurduğu Doğu ve Güneydoğu illerinde yeni dönemde yapılacakları masaya yatır"mış.
- Ayrıntılar
- Özgür Mumcu
- Belge
MHP fikirlerinin iktidarda olduğunu düşünüyorsa dikkat etmeli. En son 12 Eylül’de vaziyet öyleydi. Bugün de MHP’nin fikirleri iktidarda. Partinin içine girdiği varoluş krizi de bu sebeple. Bugün iktidarda olsa ne olur, muhalefette kalsa neye yarar? MHP’nin AKP tarafından ele geçirilmesi neredeyse olmuş bitmiş bir iştir.
Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın Sümeyye Erdoğan’ın düğününe katılmasına tepki gösterilmesi, bazılarının kırık bir aşk hikâyesi yaşar gibi sitem etmesi de çok anlamlı değil. Devlet Bahçeli’nin düğün meselesinde Hulusi Akar’a sahip çıkması da boşuna değil. Fikirler bir defa iktidar yüzü görmesin. Telaşlı bir sevinç her yeri kaplar.
Akar cephesi, şehit cenazesinden ayağının tozuyla düğüne koşturmasını damat Selçuk Bayraktar’ın İHA tasarımcısı olması ve askeri teknoloji konusunda senelerdir orduyla yakın işbirliğinde olmasıyla izah etti.
Kadına yönelik tacizin ve tecavüzün, devlet tarafından sistematikleştirilen şiddetin ve baskının, erkek iktidarın giderek arttığı bu zamanlarda, erkek egemenler 8 Martları yasaklayıp biz kadınları sokaklardan yalıtmaya çalışsa da, her yıl olduğu gibi bu 8 Mart’ta da sokaklardayız.
Bedenlerimize, kimliğimize, emeğimize, yaşam alanlarımıza karşı açılmış bir savaşın içinde bu yıl 8 Mart’ı karşılıyoruz. Erkek egemenliği ile sarmalanmış hayatlarımızı barış, eşitlik ve özgürlük için savundukça erkek-devlet şiddetinin en açık, en ağır hallerini yaşıyoruz bu günlerde. Hayatlarımızı teslim almaya çalışanlara karşı kadınlar var oldukça direniş de umut da var olacak diyoruz.
Bedenlerimiz korku ve nefretle yürütülen bir savaşın açık hedefi halinde. Kadın cinayetleri katliam boyutuna varmışken, her gün taciz, tecavüz ve erkek şiddeti ile karşılaşıyoruz. 2015 yılında verilere yansıdığı kadarıyla 300’ü aşkın kadın boşanmak istediği için, çalışmak istediği için, bir erkeği reddettiği için kendi hayatına kendi karar vermek istediği için öldürüldü. En fazla yakınındaki erkekler ya da hiç tanımadığı bir erkek tarafından katledildi kadınlar. Cinsiyetçi, kadın düşmanı politikalar sonucunda şiddet, cinsel saldırı, kadın cinayetleri oldukça arttı. Buna rağmen kadınlar ölümü pahasına direnmeye, hayatlarına sahip çıkmaya devam ediyor.
Siyasi iktidar tüm emekçileri güvencesiz ve kuralsız çalıştırmak istiyor!
Kıdem tazminatını kaldırarak iş güvencemizi yok ediyor!
Taşeronda sözlerini tutmuyor, hukuksuzlukta ısrar ediyor!
Özel İstihdam Büroları’yla işçi simsarlığını teşvik ediyor!
Emekçilere kölelik dayatıyor!
YALANLAR: “Kıdem tazminatını işçilerin çoğunluğu alamıyor. Tek çare kıdem tazminatının mevcut biçimini kaldırarak bir fon/sandık kurulmasıdır.”
GERÇEKLER: Hükümetin 2016 eylem planında yer alan düzenlemenin amacı, patronların işçileri işten çıkartma maliyetlerini düşürmektir.
Üzgünüz, Öfkeliyiz, Yastayız ve İsyandayız!
ÖLEN ARKADAŞLARIMIZI ANMAK, FAŞİST KATLİAMI PROTESTO ETMEK İÇİN YARINDAN İTİBAREN
YASTAYIZ/12-13 EKİM GÜNLERİ BÜTÜN TÜRKİYE’DE GREVDEYİZ!
Bugün Ankara’da Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için toplanmıştık.
Türkiye’nin dört bir yanından gelmiştik.
Emek, Barış, Demokrasi taleplerimizi haykırmak için gelmiştik.
İşçilerin, kamu çalışanlarının, işsizlerin, yoksulların, mağdurların sesini duyurmak için gelmiştik.
“Savaşa İnat Barış Hemen Şimdi!” demek için gelmiştik.
Saray’ın saltanatı uğruna aylardır kan dökenlere “Dur!” demek için gelmiştik.