Bilim dünyasında bütün zamanların en olağanüstü kadını
BM, 2011'i Uluslararası Kimya Yılı ilan etti. Bu tercihin bir nedeni 2011'in Marie Curie'nin polonyum ve radyum elementlerini bulmuş olması vesilesiyle Nobel Kimya Ödülü'nü almasının 100. yıldönümüne denk gelmesiydi, diğer neden ise Paris merkezli Uluslararası Kimya Dernekleri Birliği'nin 100. Kuruluş yıldönümü olmasıdır.
Bilim dünyasında Curie soyadlı iki ünlü kadın vardır. Birisi Fizik ve Kimya dallarında birer Nobel ödülünü kazanmış Marie Curie'dir, diğeri onun kızı olan ve 1935'te Kimya dalında Nobel'i alan İrène Joliot-Curie. Burada sözünü ettiğimiz anne Curie'dir ve bütün dünyada “Madam Curie” olarak bilinir.
Nobel Ödülünü alan ilk kadındır, ikinci kez Nobel kazanan ilk kişidir, Avrupa'da bilim dalında doktora yapan ilk kadındır, dünyanın sayılı üniversitelerinden olan ve akademik kadrosunun tamamı erkek olan Sorbonne'da öğretim üyesi olan ilk kadındır.
Maria (Manya) Sklodowska 1867'de Varşova'da doğdu. Babası lisede fizik-matematik öğretmeni, annesi piyanist ve müzik hocasıydı. Babası Rusya'nın hâkimiyetine karşı çıkan bir aydın olduğu için işten çıkartılınca aile sıkıntıya düştü. Genç kız liseyi kendinden önceki kardeşleri gibi birincilikle bitirdi. Ablası Bronya Sorbonne'da Tıp okuyordu. Önce kendisi mürebbiyelik yaparak ablasına para yolladı, ablası da mezun olduktan sonra çalışarak onun öğrenimine destek verdi.
Fransa'da adı Marie'ye dönüşmüş olan Manya bilim dünyasına adım atma olanağına kavuştu. Genç kız 1891'de gittiği Paris'te bir çatı katı odasında doğru dürüst beslenemeden yaşadığı üç yıl sonucunda Fizik ve Kimya sertifikalarını alarak Sorbonne'u birincilik derecesiyle bitirdi. Sanayi Fiziği ve Kimyası Yüksek Okulu'nun laboratuarında işe girdi. Laboratuar başkanı 16 yaşında Sorbonne'u bitirdiği için kendisine "dâhi çocuk" denilen Pierre Curie'ydi. İkisi 1895'te evlendiler, ortak çalışmalarıyla bilime büyük katkılarda bulunacaklardı.
1896'da uzun bir zatürriye geçirmesi, 1897'de ilk çocukları İrène'i doğurması Marie Curie'nin çalışmalarını kesintilere uğrattı. Almanya'da Röntgen “X-ışınları” adını verdiği katı cisimlerden bile geçen çok güçlü bir ışın keşfetmişti. Fransa'da fizikçi Becquerel, uranyum filizinde uranyum dışında başka bir elementin daha bulunduğu kanısındaydı; düşüncesini Marie Curie'ye söylemiş, bu konuda deney yapmasını tavsiye etmişti. Curie'ler kısıtlı bütçeleriyle Avusturya'daki uranyum ocaklarından maden artığı alıp laboratuar olarak kullandıkları bir barakaya depoladılar. Çalışmaları sonucunda, Temmuz 1898'de yeni bir radyoaktif element olan ve uranyumun radyoaktif bozunmasından ortaya çıkan yeni bir element bulduklarını açıkladılar. Elemente verdikleri polonyum adı Polonya'dan gelmekteydi.
Polonyum elde edildikten sonra bile posada güçlü ışın yayan bir elementin daha bulunduğunu fark ettiler. Uzun süren çalışmalar sonucunda bu posadan radyum elementini elde ettiler. [radio, ışın demek.] Böylece hem polonyum, hem radyumu bulanlar Curie'ler oldu.
Marie 1903'te doktorasını aldı, aynı yıl Fizik dalında Henry Becquerel ve Pierre Curie ile birlikte Nobel ödülünü kazandı. Ödülden aldıkları para, deneyleri nedeniyle biriken borçlarını ödemeye yaradı. Buna karşılık çeşitli firmaların ısrarlarına rağmen buluşlarını onlara satmadılar. Derken Pierre Curie Sorbonne'a profesör olarak girince mâli durumları rahatladı. Pierre 1906'da bir at arabasının çarpması sonucu öldü. Üniversite onun kürsüsünü Marie'ye verince, Madam Curie bu üniversitenin öğretim kadrosuna giren ilk kadın oldu, 1908'de ilk kadın profesör unvanını aldı. Marie epeyce bir zaman her akşam Pierre'e mektup yazarak o günkü çalışmalarını anlatıyordu. Bu sayede bilim arşivlerine ayrıntıları veren bir çeşit günlük kalmış oldu.
Diyalektik denilebilecek bir gerçeklik olarak, radyoaktivite −Türkçe'de “ışın tedavisi” dediğimiz yöntemle− kanser tedavisinde (kanser hücrelerinin yok edilmesinde) kullanılıyor, ama aynı zamanda kanser o ışınlara muhatap olanlarda kansere yol açıyordu. Işın tedavisinde sağlık görevlileri radyoaktif giysiler ve başlıklarla çalışırlarken yaptıkları iş hastanın bedeninin kanserli bölgesine radyasyon vermekti.
Polonyumun ve radyumun keşfi araştırılmasındaki payından dolayı kendisine 1911'de Nobel Kimya Ödülü verildi. Yaptığı çalışma bir elementin radyoaktif işlemlerden sonra başka bir elemente dönüşebileceğini gösteriyordu. Bu buluş kimyada yepyeni bir sayfaydı. I. Dünya Savaşı yıllarında kızı İrène’le birlikte yeni sağlık elemanlarını X ışını tekniğinde eğittiler, fizik tedavi uzmanlarına savaş ortamında radyoloji ekipmanını nasıl kullanacaklarını gösterdiler.
1920'lerde yıllarda Varşova Radyum Enstitüsü'nün kurulmasında aktif görev aldı. ABD Başkanı Hoover'ın verdiği 50.000 dolar ödülü bu kuruluşa harcadı.
1934'te kan kanserinden öldüğünde, yıllarca radyum ışınlarının etkisinde kalan iç organları nerdeyse tümüyle tahrip olmuş durumdaydı. Bu nedenle kendisine “bilim uğruna ölen kadın” denildi. O denli yoğun radyasyona maruz kalmıştı ki, tuttuğu not defterleri ve çalışma kâğıtları bile bugün radyoaktif koruma altında incelenebilmektedir.
Hollywood'dan Mervyn LeRoy “Madame Curie”" adlı filmde yaşam öyküsünü anlattı, Marie'yi Greer Garson, Pierre'i Walter Pigeon oynadılar.
Madam Curie'nin mezarı Fransa'nın ulusal anıt mezarı Panthéon'a nakledilince, tamamen erkeklerin olduğu Panthéon'a giren ilk kadın olarak ölümünden 60 yıl sonra bile bir kadın ilk'ini daha oluşturdu. Madam Curie bilimsel bulgularından maddi menfaat elde etmeyi daima reddetmiş, onları hiçbir surette satmamıştır.
Kızılcık, Sayı 40 (2010 Güz/2011 Kış).

Siyaset
Ekonomi
Dünya
Kültür-Anma