Şili ve Güney Amerika müziğinin önde gelen isimlerindendi. Besteciydi, solistti, halk ezgileri derleyicisiydi, şarkı sözü yazarıydı, etnomüzikologdu ve aynı zamanda ressamdı, seramikçiydi, halı-kilim dokurdu. Seramikleri Louvre’daki bir sergide sergilenen ilk Güney Amerikalı sanatçı olmuştu.

Ölümünden bu yana yarım yüzyıla yakın zaman geçtiği halde bazı yapıtları İspanyolca’dan ya da çeşitli dillerden hâlâ söylenir. Bunlardan en ünlüsü “Gracias a la Vida” (Teşekkürler Hayat) adlı şarkıdır. Parçanın dünyada büyük şöhrete sahip Mercedes Sosa ve Joan Baez tarafından yapılmış yorumları onun tüm dünyaya yayılmasında etkili olmuştur.

Violeta Parra 4 Ekim 1917’de Şili’nin güneyinde küçük bir kasaba olan San Fabian’da doğdu. Babası müzik profesörü, annesi Clarisa mütevazı bir taşra kızıydı.

VioletaParra-sc9 yaşında gitar öğrenmeye, 12’sinde kendine göre şarkı yapmaya başladı. Aynı yıl babası ölünce sokak şarkıcılığı yaparak topladığı ufak tefek paralarla eve yardım eder oldu. 15 yaşında Başkente geldi, kafelerde kızkardeşi Hilda’yla birlikte müzik yaparak hayatını kazandı. Daha sonra anne ve kardeşleri de geldiler.

21 yaşında bir demiryolu memuruyla evlendi, iki kızı oldu. Kocasından ayrıldıktan sonra köyleri dolaşarak yöresel parçaları derledi. 3000 kadar derleme yaptı, bunlardan bir seçkiyi daha sonra “Köylü Şarkıları” adıyla Paris’te plaklaştıracaktı. Bestelerinde toplumdaki adaletsizliği, budalalığı, ikiyüzlülüğü dile getirdiği albüme “Yoksulların neden hiçbir şeyleri yok?” adını verdi. Köylü kadınların acılarını, erkekten gördüğü şiddeti anlatmaya cesaret edenlerin öykülerini anlattığı albümü “Ruhum acı çekiyor” diye adlandırdı. Radyoda program yaptı.

1955’te Varşova’daki Dünya Gençlik Festivaline davet edildi. Sovyetler Birliği’nde ve Avrupa’da geziye çıktı. Kızlarından Rosita’nın ölüm haberini o sırada aldı. İki yıl Paris’de yaşadı, ilk albümlerini orada yaptı, Şili Halk müziğini tanıttı. 1956 sonunda döndü.

1962’de tekrar Avrupa’ya gitti, küçük barlardan BM binasına kadar her yerde gitarıyla şarkı söyledi. Politik şarkılar yaptı, “Tanrı Baba Ne Der?” parçasıyla dinsel bağnazlığa hücum etti. 1965’de Şili’ye döndü.

Violeta Parra o dönemlerde devrimci ve halkçı bir müzik akımı olan “Yeni Şarkı” veya “Yeni Şili Şarkısı” (Nueva Canción Chilena) akımının başlıca sanatçılarından ve bugünkü adı “La Peña de Los Parra” olan “Pena” isimli sanat ve politika çevresinin kurucularındandı. Şili Komünist Partisi üyesi bir politik eylemci, insan hakları savunucusu, işçi sınıfı dostu, aynı zamanda feminist bir sanatçıydı.

On yıllar boyunca Şili bütün Güney Amerika’da demokrasiyi yaşatabilmiş tek ülkeyken, sanatın, sanatçının payı o toplumsal ve siyasal gelişmede önemli yer tutmuştur. Pablo Neruda’nın, Violeta Parra’nın, Victor Jara’nın Şili’de yetişmeleri, siyasi alanda Halk Birliği hareketinin gelişip güçlenmesi, seçimleri kazanması boşuna değildi. Ama aynı demokratik ülkeyi 1973 darbesi sonrasında faşizmin kara bulutları istila etti ve on yıllar boyunca iktidarda kaldı.

Parra’nın müziği lirizm ve romantizmle bezenmiş olmakla birlikte köklerini ve ana motiflerini halk müziğinden almaktaydı. Ve bestelerinin çoğunda hüzün vardır.

Violeta’nın ünlü diğer bir şarkısı “Volver a los Diecisiete" (Tekrar Onyedisinde) adını taşıyan parçadır. Parra belli bir yaştan sonra 17 yaşına geri dönmüş gibi neşe ve gençlik doludur.

Yaşama sevinciyle dolu bu parçanın topladığı yaygın beğeniye rağmen, Violeta Şubat 1967’de tüfekle intihar eder, gitarı kucağındadır. Şili yoksulları, özellikle köylü kadınların çektikleri onun için daima bir yeis kaynağı olmuştu. Ölmeyip de faşist darbeyi yaşasaydı kimbilir ne kadar acı çekecekti?

Teşekkürler hayat

...teşekkürler hayat, bütün verdiklerin için
bana gülüşü ve gözyaşını verdin
böylece şarkımı oluşturan iki temel öğeyi
mutluluğu ve acıyı ifade edebilirim
ve sizin şarkılarınızı, ki benim şarkılarıma benzerler,
ve herkesin şarkısını, ki aynı zamanda benimdirler.

Kızılcık, sayı 56 (Eylül-Ekim 2013).