NATO karsiti gosteri cr30 Mart 2023 günü TBMM’de, Finlandiya’nın NATO üyeliğine katılması oybirliğiyle kabul edildi. Oylamaya katılan tüm milletvekilleri karara “evet” oyu verdiler. “Hayır” diyen çıkmadı. Böylece mevcut NATO üyesi ülkelerin tamamının onayıyla Finlandiya NATO’ya katılmaya hak kazandı. Finlandiya parlamentosunda bile sekiz “hayır” oyunun çıktığı bu katılma kararına, TBMM’de sıfır “hayır” oyu çıkması oldukça düşündürücü.

Kısa bir tarihçe ile başlayalım:

NATO 1949 yılında kuruldu, 1952’de Türkiye ve Yunanistan’ın, 1955’te Batı Almanya’nın, 1982’de ise İspanya’nın katılmasıyla genişledi. Duvarın yıkılmasından sonra 1990’da Almanya birleşti. 1999’da Polonya, Macaristan ve Çekya örgüte dâhil oldu. 2004’te yedi ülke, 2009 yılında Arnavutluk ve Hırvatistan, 2017 yılında Karadağ, 27 Mart 2020 tarihinde Kuzey Makedonya NATO’ya üye oldu ve örgütteki üye devlet sayısı 30’a yükseldi. Şimdi sıra Finlandiya ve İsveç’te. (Gürcistan, Ukrayna, Belarus, Moldova’nın üyeliği Rusya’nın müdahalesi sayesinde şimdilik gerçekleştirilemedi.)

NATO nedir? Niçin kurulmuştur?

NATO, başta ABD olmak üzere kapitalist emperyalist devletlerin kendilerine düşman olarak gördüğü sosyalizme karşı kurmuş olduğu siyasi/askeri bir saldırı örgütüdür. Tek hedefi, dünya halklarının emeğini vampir gibi sömüren uluslar üstü tekelci sermayenin çıkarlarını zor kullanarak savunmaktır.

Sovyetler Birliği ve sosyalist sistemin yıkılmasından sonra da bu hedefinden milim şaşmamış, saldırgan ve yayılmacı tutumunu artırarak sürdürmüştür. Hedefine ulaşmak için dünyanın her yanında savaşlar çıkarmaya, bölgesel çatışmaları kışkırtmaya, askeri darbeler kotarmaya, soykırıma varan insanlık dışı uygulamaları gerçekleştirmeye devam etmektedir. Şu anda dünya üzerinde sürmekte olan çatışma ve savaşlarda NATO şu veya bu şekilde etkin bir pozisyondadır. Bunun en son örneği, Ukrayna’da yaşanan insanlık dramıdır.” (NATO’ya Hayır, Kızılcık, 3 Temmuz 2022.)

Bu yazılanların sayısız kanıtı vardır. Günlük olayları medyadan izleme alışkanlığı olan herkes bilir ki NATO tam da iddia edildiği gibi bir savaş ve yıkım aparatıdır. ABD emperyalizminin ve onun bir baskı aracı olan NATO’nun kuruluşundan bu yana dünyadaki sayısız uygulamalarından birkaçını sıralayalım tarih sırası gözetmeden:

-  Vietnam’da milyonlarca insanın ölümüne neden olan ve Ho Şi Minh’in önderliğinde Vietnam halkının zaferiyle sonuçlanan savaşın çıkarılması.

-  Güney Amerika ülkelerinde (Meksika, Ekvador, Bolivya, Nikaragua, Peru, Kolombiya, Venezuela, El Salvador, Şili, Arjantin, Brezilya, Uruguay vb.) defalarca halk tarafından iş başına getirilen yönetimlere açık veya örtülü müdahalelerde bulunulması.

-  60 yıldan bu yana Küba’ya tam bir ekonomik ve askeri abluka uygulanması.

-  Yugoslavya’ya askeri müdahalelerde bulunularak bu ülkenin parçalanması.

-  2003 yılından itibaren “Özgürleştirme Operasyonları” ile Irak’ın işgal edilmesi, ülkenin fiilen bölünmesi, milyonlarca insanın öldürülmesi, enerji kaynaklarına el konulması.

-  Ortadoğu’da, Filistin halkının haklarının gasp edilmesi ve saldırgan İsrail devletine destek verilmesi bu yolla sürekli bir istikrarsızlığa neden olunması.

-  İran-Irak savaşının teşvik edilerek Ortadoğu’nun istikrarsız hale getirilmesi.

-  Suriye’nin iç savaşa sürüklenerek parçalanması; milyonlarca insanın ölümüne ve göç etmesine neden olunması.

-  Muammer Kaddafi, Saddam Hüseyin, Salvador Allende vb. birçok yöneticinin öldürülmesi; bu ülkelerde iç savaşların desteklenmesi.

-  Afganistan’da iç savaş çıkarılarak Taliban yönetiminin iş başına getirilmesi.

-  Tayvan üzerinden sorun yaratarak Güney Asya’da istikrarsızlığa neden olunması.

-  Ukrayna’yı NATO üyeliği konusunda kışkırtarak Ukrayna-Rusya savaşının çıkmasına neden olunması.

-  Silahlanma yarışına trilyonlarca dolar kaynak ayrılmasını sağlayarak dünya çapında yoksulluğun artmasına neden olunması.

-  Ülkemizde 12 Eylül faşist darbesinin kotarılarak binlerce muhalifin işkencelerden geçirilmesi, hapsedilmesi, demokratik kazanımları yok eden bir düzen kurulması.

-  2002’de AKP’nin iktidara gelmesi için her türlü desteğin sağlanması…

NATO ve büyük patronu ABD emperyalizmi, dünyada var olan açlığın ve yoksulluğun en önemli müsebbibidir. NATO’nun şaşaalı binalarının temeline savaşlarda canını kaybeden milyonlarca insanın kanı bulaşmıştır. NATO nereye, hangi bahaneyi ileri sürerek girmişse orada istikrarsızlık ve yıkım hâkim olmuştur.

NATO, bir ahtapot gibi dünyayı sarmakta, her gün yeni bir alanı egemenliği altına almak için çaba sarf etmektedir. Kendi egemenliğine tehdit gördüğü her şeye saldırmakta, tüm kaynak ve pazarların, kendi patronunun emrine sunulmasını sağlayabilmek için hiçbir etik kuralı tanımamaktadır. İhtiyaç duyduğu anda hükmettiği devasa silahları insanlığın ve doğanın yok edilmesi pahasına piyasaya sürmekte, kullanmaktan çekinmemektedir.

Sosyalist sistemin dağılmasından sonra eli daha da rahatlamış, kendisini dengeleyebilecek bir rakipten de kurtulmuş olduğu için gemi azıya almıştır. NATO’ya karşı çıkabilecek ülkelerin sayısı günden güne azalmakta, var olan dirençleri kırılmaktadır. Geriye kala kala dünya halklarının ve ezilenlerin sesi olan solcular ve sosyalistler kalmıştır.

“Gel gör ki solcuların, sosyalistlerin işi çok zordur. Savaştan çıkarı olanların elindeki devasa propaganda araçları, özellikle savaş söz konusu olduğunda tüm olanaklarıyla devreye girer, geniş kitlelerin gerçeği anlamaması −daha doğrusu savaştan çıkarı olanların anlattıkları gibi anlamaları− için yoğun bir dezenformasyona girişirler. Savaşın kazanılmasında asıl etkili bombardıman budur. Yalan ve hilelerle dolu bu bombardımanla baş etmek, hiç de kolay değildir çünkü neyin doğru, neyin yanlış olduğunu kavramak; gerçeği geniş kitlelere ulaştırmak, bu gürültü-patırtı arasında sesini kitlelere duyurmak nerdeyse imkânsızdır. Yaratılan öyle bir dezenformasyondur ki solcusu, sosyalisti de neler olup bittiğini kavramakta güçlük çeker. Her şey iç içe geçmiş, bazı şeyler anlaşılamaz hale gelmiştir. Maruz kalınan bombardımanın etkisiyle çoğu zaman “bu kadarı da olamaz” denilecek noktaya gelinir, birey bilincine ve inançlarına şüpheyle bakmaya başlar. Bu aşamada savaşı, çıkaranlar kazanmıştır! Geniş kitlelerin doğru bilgiyi ve gerçekleri öğrenebilecekleri yegâne kaynak olan solcular, sosyalistler artık saf dışı edilmiştir.” (Savaş ve Sınıf Pusulası, Kızılcık, 10 Mart 2022.)

Dönelim başa.

İşte Finlandiya’nın katıldığı, dünyayı kollarıyla ahtapot gibi saran, kapitalist emperyalist sistemin bir aparatından başka bir şey olmayan NATO, tam da budur. Finlandiya’yı korumayacak, yutacaktır. Tıpkı diğer ülkeler gibi…

Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö, "Finlandiya, NATO’nun güvenliğine kendini adamış, güçlü ve kabiliyetli bir müttefik olacak. Finlandiya artık NATO’ya katılmaya hazır. İsveç’in en kısa zamanda aramıza katılmasını dört gözle bekliyoruz." diyerek talip olduğu “adanmışlığın” farkında olduğunu anlatmaktadır. Hiç merak edilmesin yeri ve zamanı geldiğinde İsveç de bu kutsal göreve “adanmışlık”tan mutlu olduğunu açıklayacaktır.

30 Mart 2023 tarihinde TBMM’de yapılan oylamada Finlandiya’nın NATO tarafından yutulmasına onay verilmiştir. Hem de itirazsız!

Oylama sırasında Meclis’te bulunan ve oylamaya katılmayan HDP dış ilişkiler sorumlusu Hişyar Özsoy durumu şöyle açıklamaya çalışmış:

“Hiçbir zaman askeri anlaşmalara ‘Evet’ oyu vermedik daima ‘Hayır’ oyu kullandık. İlk defa askeri bir anlaşmada böyle yapıyoruz. Şimdiye kadar hepsine ret oyu verdik. Ama bu defa Finlandiya’nın güvenlik kaygılarını meşru gördüğümüz için bu oylamaya katılmama kararı aldık, ‘Hayır’ da demek istemedik. HDP olarak hiçbir askeri ittifaka ‘Evet’ demeyiz, diyemeyiz, programımızda var.”

Açıklamayı yapan milletvekiline hatırlatalım.

1) NATO sadece bir askeri anlaşma değil; hatta askeri olmaktan çok siyasi, siyasi olduğu kadar ekonomik bir anlaşmadır. Onun için herhangi bir askeri anlaşmayla eş tutulamaz.

2) HDP, Finlandiya’nın güvenlik kaygılarını meşru görme konusunda Finlandiya parlamentosundaki “hayır” diyen milletvekillerinden daha “duyarlı” davranmış olduğunun farkında mıdır?

3) HDP’nin açıklaması gereken şey bu karara niçin “hayır” demediğidir. Oysa HDP bu açıklamayla daha çok niçin “evet” diyemediğini ifade etmiştir. Türkiye’deki sol/sosyalist kamuoyunun böyle bir talebi olmayacağına göre bu açıklama kime yönelik yapılmıştır?

Bildiğimiz kadarıyla TBMM içerisinde kendisini düzen partilerden ayrı konumlandıran hatta kapitalist/emperyalist sisteme karşı olduğunu iddia eden bazı milletvekilleri de var: TİP’li ve HDP bileşeni “sosyalist” partilerin kontenjanından seçilenler. Onlar bu oylamada nasıl bir tutum takındıkları konusunda bir açıklama yapma gereği duyarlar mı bilemem. Meclis tutanaklarına bakılırsa bu milletvekilleri de NATO’nun Finlandiya’yı yutmasına “hayır” dememişler!

Buradan sözünü ettiğimiz milletvekillerine izninizle seslenelim: Bu oylamadaki tutumunuzla, sırası geldiğinde yere göğe sığdıramadığınız Deniz Gezmişlerin, Harun Karadenizlerin, Mahir Çayanların, Behice Boranların, İbrahim Kaypakkayaların, Che Guevaraların kemikleri sızlamamış mıdır, ne dersiniz?

Tam da burada kendisini ulus devletin kutsal sınırlarının bekçisi olarak gören “yurtsever”lerden olmadığımızı belirtmemiz gerekiyor. Biz emperyalizme, kapitalizmin en üst aşaması olduğunu bildiğimiz için karşı çıkıyoruz. Kapitalizme karşı olunmadıkça, üretim araçlarının mülkiyetinin sosyalleştirilmesi, uluslar üstü tekellerle kurulmuş tüm bağımlılık ilişkilerinin kesilmesi, artı değer sömürüsünün sonlandırılması savunulmadıkça emperyalizme karşıymış gibi görünmenin literatürdeki karşılığının milliyetçilik (ulusalcılık) olduğunun farkındayız ve bu tür sapmalardan uzak durmayı görev biliriz. Durumdan vazife çıkarıp Kürt düşmanlığı yapmaya çalışanlardan hiç değiliz ama yanlışa yanlış, doğruya doğru demenin de her sosyalistin görevi olduğuna inanırız.

1952 yılından bu yana NATO’nun kıskacı altında inleyen bir ülkenin parlamentosunda NATO’nun genişlemesine itiraz edebilen bir milletvekilinin dahi bulunmaması, Türkiye sol/sosyalist güçlerinin ayıbıdır. Bu ayıp, yapıldığı dönemde Kıbrıs çıkarmasına destek verilmesinden daha kapsamlı ve kaygı vericidir.

Öyle görünüyor ki gide gide bir arpa boyu bile yol alınamamıştır. Yazık, çok yazık!