Yaşanılan son depremde on binlerce bina yıkıldı veya ağır hasar gördü. Fay hattı üzerine kurulu bazı yerleşim yerlerinde neredeyse sağlam yapı kalmadı. Yıkılan ve ağır hasar gören binalarda kaç kişinin yaşamını kaybettiğini tam olarak bilemiyoruz. On binlerce insan bu yıkımda yaşamını kaybetti, yüz binlercesi evsiz kaldı. Doğal olarak her yerde olduğu gibi TV ekranlarında da çarpık yapılaşma, imar yolsuzlukları, devletin konut politikaları enine boyuna tartışmaya açıldı. Tartışmanın tarafları, yaşanan yıkımın sorumlusu olarak farklı kişi veya kurumları gösterse de hiç kimse inşaat sektöründeki büyük bir rant paylaşımının varlığını ve temel sorunun buradan kaynaklandığını inkâr edemiyor.
TV’de sürdürülen bu tartışmalardan birisine katılan HDP eski milletvekili S. Süreyya Önder herkesten farklı bir şey söyleyerek dikkatleri üzerine çekti. Konuşma tarzı, ses tonu, nükteleri ve ustalıkla kullandığı deyim ve atasözleriyle her zaman ilgi çeken S. Süreyya Önder, bu kez konut sorununun çözümü ve imar rantının ortadan kaldırılmasıyla ilgili önerileriyle de gündem oldu. Sosyal medyada ve günlük basında söyledikleri öne çıkarıldı. Hayli övgü aldı, destek buldu. Kendisinin de söylediği gibi bu düşünceleri daha önce sosyalist ve komünistlerce de dile getirilmişti ama o dile getirince kamuoyu tarafından ilgi görmüştü.
Neydi söyledikleri S. Süreyya Önder’in imar rantını engelleme konusunda? Neyi öneriyordu da kamuoyunun bu kadar ilgisine mazhar olmuştu?
S. Süreyya Önder, insanların birden fazla konut sahibi olması engellendiği takdirde inşaat fiyatlarının düşeceğini ve böylece imar rantının engellenebileceğini iddia ediyordu. Bunun da yolu birden fazla konut sahibi olanlardan çok yüksek vergiler alınması, bu mülklerin miras yoluyla varislere bırakılmasının engellenmesiydi. Neden böyle düşündüğünü de şöyle açıklıyordu: “Konut bir yatırım aracı olamaz, her yurttaş için barınma hakkı olarak ele alınmalıdır. Zaten konuta yapılan yatırımın üretime bir katkısı da yoktur. Hem bu birden fazla konut çoğu zaman imar yolsuzlukları ile elde edilmiş meşru olmayan yollarla kazanılmış rantlar sayesinde elde edilmektedirler. Bir biçimde elde edilen konutları insanlar kiraya veriyor ve ömrü billah aldığı kira ile hiçbir iş yapmadan geçiniyor. Bir de bu konutu miras yoluyla çocuklarına bırakıyor. Bu durum ortadan kaldırılmalıdır.” Özetle söyledikleri bunlar Önder’in. İlginç ve bir o kadar da farklı bir bakış açısı olduğu için “mülkiyet hakkı” ile sorunu olan herkesin kulak kabartması gereken bir ses gibi geldi birçok insana…
Bir an için duralım. Duralım çünkü oldum olası “mülkiyet hakkı”nın dokunulmaz ve kutsal olduğunu düşünenlerden olmadığımız için bu iddialarla ilgilenmek hatta bu iddiaları sorup sorgulamak boynumuzun borcu.
Yüksek sesle düşünelim. Türkiye’de yaşayan hanelerin halen yüzde 42’si kirada oturuyor. Yani kendisine ait olmayan konutlarda barınıyor. Çok büyük bir kısmı kira karşılığı bu konutlarda yaşıyor. Bu konutlar başkalarına ait. Mülk sahipleri, sahip oldukları mülkler üzerinden gelir elde ediyorlar. S. Süreyya Önder kendilerine ait evleri olmayan “kiracı”ların barınması için neyi öneriyor? Halen oturdukları ve mülkiyeti başkalarına ait olan konutları işgal etmeleri mi önerdiği çözüm? Olabilir ancak bundan sonra konut ihtiyacı doğacak genç aileler nasıl konut sahibi olacaklar? Yeni konut ihtiyacını kim karşılayacak?
İhtiyacı olan konuttan daha fazlasına sahip olan kişilerin bu konutlardan elde ettikleri gelirler meşru değilse, toprak, AVM, atölye, fabrika, banka, tersane vb. sahiplerinin bu mülkiyetleri sayesinde elde ettikleri −konut kiralarıyla kıyaslanamayacak büyüklükteki− gelirleri meşru mudur? S. Süreyya Önder, bu konuda ne düşünüyor? Yoksa onlar üretime katkı sağlıyor, istihdam yaratıyor, çalışarak kazanıyorlar gibi zırvalarla bu soruyu geçiştirmeyi mi düşünüyor.
S. Süreyya Önder, imar yolsuzlukları ve rant hırsızlığı sayesinde elde edilen haksız kazanca mı yoksa hangi yolla elde edilmiş olursa olsun ihtiyaçtan fazla konuta sahip olmaya mı karşı?
Konuta yapılan yatırımın üretime hiçbir katkısı olmadığı iddiası ne kadar doğru? Bu konu da tartışmaya muhtaç.
Fabrikaları, bankaları, tersaneleri, büyük çiftlikleri vb. üretim araçlarının miras yoluyla varislere bırakılabilmesi mümkün olacaksa birden fazla konutun miras olarak bırakılmasının yasaklanması ne anlam ifade eder?
Devlet tarafından sıklıkla vergi borcu silinen ve teşvik adı altında devasa kamu kaynaklarının aktarıldığı işverenler bir yanda dururken, kiraya verdiği konuta ödediği parayı ortalama 20-25 yılda amorti edebilen konut sahiplerinden yüksek oranda vergi alınmasını talep etmek ne kadar gerçekçi?
Çok bilinen bir örnektir: Yarım gebelik olamayacağı gibi yarım mülkiyet karşıtlığı olmaz. Olursa bir aldatmacadır. İyi niyetle söyleniyorsa da tehlikeli sonuçlar doğurabilecek bir yanılgıdır.
Barınma bir insan hakkıdır. Toplumsal yaşamın olmazsa olmazıdır. Bu hakka herkes istisnasız ulaşabilmelidir. Güvenlik, eğitim, sağlık, adalet, düşünce özgürlüğü, gıda güvenliği vb. haklar gibi bu hakkın da sağlanması devletin görevidir. Konut sorununun çözümünü, bu alandaki rant yolsuzluklarının ortadan kaldırılmasını ve herkesin güvenli ve sağlıklı konutlarda oturmasını sağlamak devletin en temel görevidir. Devlet bu görevini özel sektöre devrettiği sürece bugünkü yaşanan sorunlar aşılamaz.
Mülkiyet −dolayısıyla miras− sorunu, tüm üretim araçlarının mülkiyeti sosyalleştirilmeden çözülemez. Bu alanda yapılan palyatif öneriler gök kubbede hoş bir seda olmaktan başka işe yaramaz.
S. Süreyya Önder, belki de bu konuda bizim gibi düşünüyordur, bilemiyoruz. (Düşünceleri hakkındaki kanaatimiz TV’de söyledikleriyle sınırlı. Bu haliyle mülkiyet konusuna yaklaşımı en azından eksik ifade edilmiş görünüyor.) Eğer mülkiyet sorununa bir bütünlük içerisinde bakıyor, her alanda özel mülkiyet yerine sosyal mülkiyeti savunuyorsa sorun yok. Değilse o zaman sorun büyük demektir. Hem de çok büyük. Konuşmaya, tartışmaya buradan devam edilirse yol alınabilir belki de.
İnsanlığın (yüzyıllardan beri sürdürdüğü tartışmaları yok saymadan) halen daha en çok tartışması gereken iki kavram var: “mülkiyet” ve “miras”. Unutulmasın sorunun kaynağı da burada, çözümü de.
26 Şubat 2023.