Küreselleşmeci teorisyenler yalnız buralarda değil, her yerde şapa oturdular mı, oturmadılar mı?
Çoğu hacıyatmaz olduğu için dünyada küresel kıyamet kopuyormuş, kopmuyormuş umurları değil. Farketmez. Onlar şimdi, küresel kıyamete düpedüz – daha düne kadar yerin dibine batırdıkları – “ulus” devlet çözümleri öneriyor, önerilerinin hayata geçmesi ağır aksak yürüyor diye hayıflanıyorlar. Kıyameti koparanları da var: TÜSİAD’cısından şeddeli ulusalcısına, yeni-liberalizm hayranı eski/yeni solcusuna kadar. (Avrupa birliği’nin gelecek perspektifine ve şu andaki hâl-i pür melâli’ne uzun boylu değinerek, kendi düşenlere bir de biz vurmayalım!)
Bizim AKP’li çok bilmiş hükümet ricaline gelince, onlar –başta Tayyip bey– seçime kadar, “Bizde fazla bişey yok. Bu kriz 2001’deki gibi bir kriz değil. Dışarıdan geliyor... geldiği kadar. Aslâ ve kat’a bizim krizimiz değil!” diye nutuklar atmaktan bir hâl oldular. O arada ülkede sanayi üretimi son altı ayda neredeyse yüzde elli geriledi. İşsiz kalanların sayısı bir milyonu aştı.
Tamam, diyelim ki krizin başı “dışarı”da. Kriz bizi sadece “etkiliyor”. Nasıl ve ne kadar etkilediğini de gören gözler görüyor. Peki, NİÇİN etkiliyor?
Siz değil miydiniz, “Çok şükür artık her şey külliyen küreselleşti. Siz biz kalmadı, hep biz olduk,” diyen? Şimdi sanayi üretiminin yarı yarıya gerilemesinin ardında içerisi değil de, dışarısı varsa içerisi niçin yok? Dışarısı dışarıda kaldıysa, içerisi niçin değişti? Bu durumda, “Kriz bizden değil, dışarıdan!” demek hangi akla kâr oluyor?
Geçiniz, efendim...
Evet, dışarısı artık içerisi olmuştur, içerisi de dışarısı. Ama bu olgu, gemisini her yerde yürüten kaptanlar eliyle bütün dünya halkları gibi bu ülke halkının da üzerinde sürdürülen soygunun, sömürünün bir kez daha tescili değilse nedir? Kapitalizmin “modernist” ulusalcı politikalarıyla “post-modernist” küreselleşmeci politikaları arasında git gel tahtıravalli oynatılan ekonomik ve sosyal “realite”lerin cenderesinden kurtulunmadıkça bu hâller sürüp gidecektir.
Ne ki bu, çözümü salt ekonomide olan bir sorun değil, doğrudan SİYASET işidir. Yani sözümona protestolarla filan ona da hayır, buna da hayır diyerekten yerinde saymayı bırakıp, sonuç almak için harekete geçmeyi gerektirir. Küreselleşmenin gereği denilen yeni-emperyalist, neo-kolonyalist emrivakilerin bu ülke halkının başına bela edilmesinde baş rolü oynaya oynaya her gün biraz daha meşum bir heyulâ gibi halkın karşısına dikilen ulus-devletinizi korumaya alıp ihya etmek için değil, köküne kibrit suyu ekecek süreçleri harekete geçirecek uzun erimli mücadeleye bir an önce girişmek için.