Zekiye Arikel Hasancebi 50.yilKadınlara gece dışarı çıkmamayı, ‘öyle’ giyinmemeyi, ‘orada’ gezmemeyi, ‘o adam’la beraber olmamayı öğütlemek için harcadığınız enerjiyi erkeklere insan gibi davranmayı öğütlemek için harcasanız keşke.” diyen kadın hakları ve sosyalizm mücadelesinin emektarlarından Zekiye Arıkel’i Trabzon’da TÖB-DER’li Demokratik Merkeziyetçi bir öğretmen olarak tanıdım.

İlerici Kadınlar Derneği’nin Trabzon’da şubesini açma çalışmaları için sorumluluğu omuzlamaya evet dediğimde on dokuz, yirmi yaşlarında TSİP’li üniversite öğrencisiydim. İnsanca yaşamak ve yaşatmak için mücadelede ısrarlı, dayanışma ruhlu eğitim emekçisi yoldaşım Zekiye’yle el ele vererek birlikte çevremizdeki sosyalist, ilerici, demokrat kadınlara ulaşmakta zorluk çekmemiştik. İyi de yol almıştık. İKD merkez yöneticileri bizim şube açmamıza –kendilerinin siyasi grubundan olmadığımız için– izin vermediler. Biz de DKB’de (Demokratik Kadın Birliği) kaldığımız yerden kadın çalışmalarımızı devam ettirdik.

Hüseyin Hasançebi’yle evlendikten bir süre sonra Trabzon’dan ayrıldılar. Aralık 1978’deki partimizin ikinci olağan kongresi için İstanbul’dayken, çatı katındaki “Hasançebi Konuk Evi”inde sofralarını paylaştım gönlü zengin öğretmen kadın ve eşinin. 12 Eylül’den sonra Zekiye’yle 1984 Ağustos’unda yurt dışına çıkışı sırasında dolaylı bir haberleşmemiz oldu.  Haziran 1985’te Almanya’ya gittiğimde tekrar sofralarını paylaştım bu iki sade yoldaşın.

Bu çok kısa görüşmelerimizi bir kenara koyarsak, Karadeniz’de vedalaşmamızdan yirmi yıl sonra İstanbul’da kucaklaştığımızda sımsıcacık sarmalamıştı beni. Trabzon’daki yaşanmışlıklarımızı yad edince, ikimizin de yaşadığı duygu selinde hem hüzün hem de sevinç vardı.

İnanmak zor gittiğine sevgili Zekiye. Yürüyecek çok yolumuz vardı. Gidişin erken oldu…

Hatırladıkça yaşatacağımız sosyalist bir kadın, bir yoldaş, bir eş, bir anne…

Rukiye Yıldırım.

Zekiye için

Zor zamanların neferlerinden birisi olan Zekiye ile benim ilk karşılaşmamın, kesin tarihini hatırlamasam da, 1977 yılında olduğunu düşünüyorum. İstanbul’da yaşayan abimlere misafir olarak gittiğimde yengem Perihan Nur ile Kitle bürosuna gittik. Büroda birkaç kadının oluşturduğu bir ekip, oturmuşlar, küçük eğitim broşürlerini okuyup anladıklarını anlatıyorlar. Biz de ekibe katıldık. Okuma faslı bitince ekiptekilerle tanıştık. Ekip sorumlusunun Zekiye olduğunu öğrendim. Ekipteki diğer katılımcıların kim olduğunu unutmuş olsam da yıllar sonra Zekiye ile yaptığımız sohbetlerde öğrenmiş oldum. Zekiye de o yıllarda İstanbul’a yeni gelenlerdenmiş. Kadın çalışması sorumluluğu verilmiş ona… Çalışma ekibindekiler de meğerse Genel Başkanın eşi başta olmak kaydıyla yöneticilerin eşleriymiş. “Anadolu’dan yeni gelmişim. Kimseleri tanımam; utana sıkıla yaptığım bir çalışma idi” diye anlatmıştı yıllar sonra tekrar karşılaştığımızda. Ekip çalışması bitince Zekiye bizi evlerine götürdü. Çatı katında bir evdi. O yıllarda İstanbul’da susuzluk had safhada idi. O günlerdeki sıcak ve susuz koşullarda Zekiyeler evlerine 4-5 kişi yatılı misafir grubu kabul etmişler. Evde misafirler uyurken sabah Zekiye Kitle bürosundaki ekip çalışmasına gidiyor, sonra bizi evine çağırıyor, salonda kalkıp giden misafirlerin yatakları yorganları serili duruyor. Evdeki bu durumu görünce, benim belleğimde Zekiye çok özverili ve paylaşımcı, sabırlı bir kadın olarak yer etti. Zira susuzluğun ne olduğunu bilmeyen benim için bu koşullarda misafir kabul etmek çok zor bir işti.

Bir başka zaman tekrar İstanbul’a geldiğimde niyedir bilmiyorum genel merkeze gittik. Ertesi güne yetişecek bir yazı varmış, yazacak kimse aranıyor. Odaların birinde birisi yazı yazıyor, ona sordular, “Sen yazar mısın?” diye. O, “İşim çok, yetiştiremem.” dedi. Sonradan öğrendim ki o kişi Bülend Tuna imiş meğerse. Bana sordular “Yazar mısın?” diye. “Ben yeni öğreniyorum, çok yavaş yazıyorum, yetişir mi bilmiyorum.” dedim. Zekiye de bana, “Bilen birisi gelene kadar sen yaz, yardım eder yetiştiririz” dedi ve gitti. Yavaş yavaş yazıyı hem okuyup hem yazmaya başladım. Biraz zaman geçti, Zekiye geldi. “Hâlâ bitirmemişsin.” dedi. Ben de “Size söyledim yavaş yazıyorum diye, siz de yardım edecektiniz. Niye gelip okumadınız? Hiç yazmasaydım ne olacaktı?” diye ters bir cevap verdim. O sırada başkaları da gelmişlerdi. “Ooo! çok ciddi, şaka filan anlamıyor.” dediler.

Yine 1980 öncesi İstanbul’a geldim. Abim Mehmet Nur ile genel merkeze gittim. Nedendir hatırlamıyorum. Oğulları, 2-3 yaşlarındaki Yalçın’ı bana bıraktılar, herkes bir yerlere gitti. O gün sular akıyormuş demek ki, ben de Yalçın’ı bir güzel yıkadım, uyuttum. Sırtındaki tişört ve şortunu da yıkadım, pencere önlerine, radyatörlerin üzerlerine astım, kuruttum. Çamaşırlar kurumadan gelen gençler çamaşırları görünce “Eyvah, genel başkan görmesin!” dediler. Ben de “Sular akmıyor, annesi koşuşturuyor, çocuk kirli mi kalsın, bir şey olmaz!” dedim, konuyu kapattım. Yalçın uyanmadan yiyecek bir şeyler alıp hazırlamıştım. Uyanınca kuruyan temiz giysileri de giydirdim, karnını doyurdum. Yalçın, cıvıl cıvıl bir çocuk oldu. Kapıdan girenler, Çebi dahil “Bu Yalçın mı?” diye sordular. 1980 öncesi Zekiye ile tanışıklığımız bu kadardı.

1980 sonrasında Almanya dönüşünde Zekiyeler de Kadıköy semtinde bize yakın oturdukları için ara sıra görüşüyorduk. Bu görüşmelerden birisinde, Almanya anılarından bahsederken ‘‘İlk zamanlar çok perişandık ama Zekiye Almanca bildiği için orada da bizi çabuk toparladı’’ diye takdirle bahsetmişti Çebi. Tabii ki bu sözleri duymak beni ziyadesiyle memnun etmişti. Zira daha önceden Zekiye için belleğime yerleşen üretken, özverili, paylaşımcı, sabırlı kadın imajında yanılmadığımı düşünmeme sebep oldu. Ben ağırlıklı olarak sendikal çalışmalara zaman ayırsam da kadın çalışmalarına da katılıyordum. Zekiye o dönemler çok yoğundu. Siyasi birlik için sürüp giden Kuruçeşme çalışmalarına, kadın örgütlenme çalışmalarına katılıyordu. Ortaya çıkan her faaliyette, her eylemde görev alıyor, çok yoruluyordu. Kalp rahatsızlıkları belirmeye başlamıştı veya ben yeni öğrenmiştim. Zekiye’nin rahatsızlığını öğrendikten sonra birçok kişi gibi ben de başlamıştım sağlık konusunda uyarılara. Bir sigara düşmanı olarak benim uyarılarım sert oluyordu zaman zaman. “Birçok aile gibi siz de aile olarak çok hareketli ve zor bir dönem yaşadınız, çocuklar uyum zorluğu yaşıyorlar, sen de hem dinlen hem de çocuklarınla mutluluğun tadını çıkar.” dememize rağmen, birçok kişi gibi Zekiye’de de mücadele tutkusu baskın geliyordu.

Kızılcık dergisi çıkmaya başladığında derginin yazı kurulunda da görev aldı. Dergi çıkmasına çıkıyordu da dağıtımında problem olduğunu ben sonradan öğrendim. Emekli olmuştum, Eğitim Sen 2 No.lu Kadıköy şubesinin bürosunda çalışıyor ve okullarda örgütlenme çalışmalarına gidiyordum. Bir gün Tektaş abi görüşmek üzere beni çağırdı. “Dergide sorun var, hep sendikaya değil bize de yardım eder misin?” dedi. Tabii ki, memnuniyetle kabul ederdim, ne demek! Zekiye ile birlikte Kızılcık dergisi sayesinde sıkı bir çalışmaya ve hemen hemen her gün görüşmeye başlamış olduk. İki günde kargo şirketlerini ve PTT’yi ziyaret ettim; öğrendiklerimi oturduk, konuştuk. Kendimize bir rota belirledik. Banka hesabımızı, PTT çek hesabı gibi resmî işlemlerimizi bitirdikten sonra başladık seri Kızılcık dağıtımına. Beyoğlu’ndaki kitapçıları ben gezerdim ama Kadıköy’deki kitapçıları beraber gezerdik. Rahatsız olduğu için Zekiye’yi yalnız gönderemezdik. Dergilerin paketlenmesini ve postaneye teslimini beraber yapardık. Bazı insanların Kızılcık dergisinin çıkışını eleştirmelerine ve ‘‘beş sayıdan fazla çıkmaz’’ demelerine karşın beşinci sayı çıktıktan sonra kutlamak için Tektaş abinin önerisi üzerine kokteyl düzenledik. Daha sonra onuncu, on beşinci sayılar çıktığında da kokteyller düzenledik.

Zekiyeciğim hiçbir görevi küçümsemez, büyük bir zevk ve ciddiyetle yerine getirmeye çalışırdı. Görevlerini yaparken inisiyatif kullanma yetkinliği olmasına rağmen birlikte iş yaptığı arkadaşlarının onayını almadan son noktayı koymama tevazusunu da gösterirdi. Her türlü siyasi çalışmada yardımseverliğini ortaya koyardı. Benim başta Zekiye olmak üzere sigara kullananlarla anlaşamadığım tek konu sigaradır. “Hem tekellere karşısınız hem de tekellere hizmet ediyorsunuz, hem özgürlük diyorsunuz hem de insanların sağlığını tehdit ediyorsunuz. Aynı zamanda insanlığa az hizmet etmek için kendinizi de zehirliyorsunuz, 20 yıllık sigara parasıyla kendinize bir ev alabilirsiniz, sigaranın sebep olduğu hastalıklara yakalananlara su bile vermem.” diye söylenirdim. Zekiye, “Haklısın” der ve geçerdi. Kalbi için anjiyo olmaya hastaneye beraber gittiğimizde ise; “Hani su bile vermeyecektin, gelip bana bakıyorsun sigara içtiğim halde.” dedi. Ben de ona “Senin kalbinde problem var, ciğerinde, omurganda, yüreğinde değil!” demiştim. Gülmüştü. Korona salgını koşulları nedeniyle hastalandığında ve sonsuzluğa yaptığı yolculukta, içimiz yandığı halde yanında olamadık.

Bizler var oldukça seni büyük bir özlemle, sevgiyle, anılarınla aramızda yaşatacağız sevgili ZEKİYE.

Züleyha Nur.

Yoğurtçu Kadın Forumu’ndan arkadaşları Zekiye’yi unutmadılar:

Bazılarımızın sosyalist karma örgütlerden, sendikal mücadeleden, Yoğurtçu Kadın Forumu öncesinde de tanıdığı Zekiye canımız, forumdaki tartışmalarda sosyalist bakış açısını geçmişten gelen deneyimlerinin süzgecinden geçirerek feminist kapsayıcılık ile ifade ediş biçimiyle hatıralarımızda yaşıyor.

Zekiye’yle sadece forumlarda, eylemlerde değil bazen bir çay bahçesinde sohbet etmek için de bir araya gelirdik, YKF’nin artık gelenekselleşen yeni yıl partilerinde göbek atmışlığımız, renkli peruklar giyerek bizim tarafa hep cimri felekten bir gece çalmışlığımız bile var. Torunu için Almancadan bir masal kitabı çevirisi yapmanın heyecanını yaşadığı günlerde Didim’e taşınmıştı… Ziyaretine gidecektik, olmadı.

Hani her ölüm erkendir diyorlar ya –vallahi değil, hiç değil– ama seninki çok erkendi sevgili Zekiye!

Kadıköy Sosyalist Kültür Derneği Kurucu Başkanı Ali Balsoy onu şöyle anlatıyor:

Zekiye Arıkel yoldaşım ile ÖDP içerisinde tanıştım. Partinin dağılması sonrasında ise Kadıköy’de olup herhangi bir partide olmayan arkadaşlarla birlikte kurduğumuz Kadıköy Sosyalist Kültür Derneğinin kuruluş aşamasında birlikte çalıştık. Kurucu başkanlığını yaptığım derneğin kurucu heyetinde Zekiye de yer aldı. Özellikle kuruluş aşamasının yükünü omuzlayanlardan oldu. Dernek faaliyetlerine aktif katılım sağlamanın ötesinde hep örgütleyici oldu. Özellikle genç üyelerle kurduğu ilişki benim için öğreticidir. Öğretici olmanın ötesinde onlarla eşit ilişki kurarak da hepimize örnek olmuştur. Derneğin kapanışı aşamasında neredeyse tüm bürokratik yükü sırtlamıştır. Her yaptığı işi önemseyen, fikri takibi bırakmayan yanıyla da örnek bir devrimciydi.  Kendisiyle birlikte kolektif çalışmaktan gurur duydum.  Onun ve Hüseyin abinin kaybı hepimiz için derin ve kapanmaz bir üzüntü kaynağıdır.

Anılarına saygıyla…

Hasan Kaya Eker ise şunları yazdı Zekiye için:

Zekiye’yi 30 yıldır tanıyorum.

Yıl 1994. Birleşik Sosyalist Parti (BSP) kuruluşu öncesi, Kuruçeşme toplantılarından sonra kurulan Sosyalist Birlik Partisi (SBP) Türkiye’deki seçimler döneminde “Listelerimiz bütün sosyalistlere açıktır.” politikası ile sosyalistlere birlikte mücadele yolunu açtı.

Sonrasında Birleşik Sosyalist Alternatif adı altında bir araya gelen sosyalist kişi ve gruplar ortak seçim çalışmaları yaptılar.

Sürecin yarattığı olumlu gelişmeler daha sonra bu ilişkileri Birleşik Sosyalist Partinin (BSP) kurulmasına kadar götürdü, yeni ve ortak bir partiyi kurmuş olduk.

Parti ve hareket geleneğinden gelen kişiler, çevreler, gruplar ve yeni insanlar olarak bir araya gelmiştik.

Zekiye’yi o dönemde tanıdım. TSİP’in önemli önderlerinden Hüseyin Hasançebi’nin eşi ve yol arkadaşıydı. Hüseyin abi ne kadar önemliyse, Zekiye de o denli önemli işleri yapan bir kadın olarak her işin içindeydi. Her toplantıda, bütün eylemlerde Zekiye’yi görürdünüz. Küçük büyük demeden bütün işleri üstlenirdi.

BSP daha da büyük birlik kurmak adına Özgürlük ve Dayanışma Partisine (ÖDP) dönüşünce bizler siyasi bir tercihten daha çok tarihsel bir sorumluluk anlayışıyla Birleşik Sosyalist Partililer olarak ÖDP üyesi olduk.

ÖDP’de yapılacak çok iş vardı. Zekiye, ÖDP’nin parti kurullarında, ÖDP içi üye/bölge toplantılarında, Marksist Forum çalışmalarında, Kızılcık faaliyetlerinde (yazı toplama, tashih, posta dağıtımı, mali işler vb.), kadın çalışmalarında ve ÖDP’nin parti içi Sosyalist Emek Hareketi (SEH) platformunda birçok işi üstlenirdi.

ÖDP iç sorunlarını aşamayıp dağılınca bizler de partiden ayrıldık. Hüseyin abi ve Zekiye ile aynı yaşam bölgesi olan Kadıköy’de yaşıyorduk. Kızılcık dergisinin ilişkileri ve faaliyetleri bir yandan sürüyordu. ÖDP sonrası ilişkileri toparlamak ve yeni insanları da sosyalist mücadeleye katmak için Kadıköy’de Sosyalist Kültür Derneğini kurduk. Derneğin kuruluşunda ve tüm faaliyetlerinde Hüseyin abi ve Zekiye’nin katkısı çoktur. Zekiye Kadıköy Sosyalist Kültür Derneğinin kuruluşunda yönetim kurulu üyesi olarak yine görev aldı. Derneğin her türlü sorunuyla ilgilenirdi.

Sonrası… bu işlerin sonrası yok…!

Zekiye bir kadın olarak sosyalist hareketin demirbaşlarından birisi ve bir dava kadını olarak tarihimize önemli bir iz bıraktı.

Sosyalizmin işçisi Zekiye’ye selam olsun!

Onu unutmayacağız.