ÇEBİ’Yİ YOLCU EDERKEN
Hüseyin Hasançebi’yi sonsuzluğa yolcu ettik. Yolcu ettik dedimse aslında edemedik. Pandemi dolayısıyla onu sevgili Zekiye’nin yanına uğurlarken yanında ancak bir avuç insan vardı.
Yoldaşlarının deyimiyle Çebi aramızdan ayrıldı. Onun için söylenenler, yazılanlar, anlatılanlar içinden bir toparlama yaptığımızda öne çıkanlar; “özgün”, “iyi bir yazar”, “filozof”, “düşündüren”, “alçakgönüllü”, “güne ve geleceğe dair öngörüleri olan”, “birçok düşüncesine katılmasak da saygın”, “kararlı, ortodoks bir komünist” vb. nitelikler.
Çebi tam da böyle birisiydi. Kimse ile aynı fikirde değildi. Daha doğrusu aynı fikirdeydi de farklı düşünüyordu. Çoğu zaman o, kendisinden de farklı düşünüyordu. Öyleydi ama dün başka, bugün başka söyleyenlerden de değildi. Çoklu düşünür, sosyalistlerin de öyle olmasını isterdi. Çoklu düşünmeyi teşvik eder, tek “doğru” olarak ileri sürülen her fikre “itiraz” ederdi.
Çebi’nin Marksist olduğunu herkes kabul etmek zorundadır. Yaşamı boyunca Marksizmi kendisine kılavuz edinmiştir. Sözlerinden, yazılarından Çebi’nin Marksizme bağlılığına örnek gösterilebilecek o kadar çok veri sunulabilir ki bu konu tartışma götürmez.
Çebi’nin Marksizmle ilişkisi, bu konudaki literatürü tekrar etmek, bildiklerini anlatmakla sınırlı değildi. Hatta buna çok zorunlu hissetmezse pek başvurmazdı. O Marksizmi sosyal olayları doğru kavramak ve geleceğe dair doğru çıkarımlarda bulunmak için bir yol gösterici olarak kullanırdı. Çoğu zaman bu durum kendiliğinden ortaya çıkardı Çebi’nin düşünce evreninde.
Bir bakarsınız Çebi anti-emperyalist olmadığını söyler, bu düşüncesini gerekçeleriyle açıklamaya koyulurdu. Yeri geldiğinde ABD ve uluslar üstü finans kapitalin dünyadaki sömürü çarkındaki rolünü tam bir öğretmen gibi açıklıkla anlatırdı.
Çebi, Kürt özgürlük hareketini kıyasıya eleştirir, silahlı mücadelenin Kürtlerin ayak bağı haline geldiğini iddia eder, bu konuda uzun ve anlamlı konuşmalar yapardı. Ama sık sık HDP’den başka bir çıkış yolu olmadığını da belirtirdi.
Çebi’ye göre “Ermeni soykırımı” diye bir iddiayı ileri sürmek yersiz ve mesnetsizdi. Ermeni sorunu Türkiye solcularının asla meselesi olmamalıydı. Ancak yazmış olduğu “Sahne-i Fecai” adlı kitabıyla Ermeni sorununa ne kadar duyarlı yaklaştığını da göstermişti.
Ona göre dünyadaki ekolojik sorunlar insan aklı ve bilimin halledebileceği sorunlardı. Ekolojistlerin enerjilerini çoğu zaman boşa harcadıklarını düşünürdü. Yine de ekoloji hareketini sosyalist hareketin olmazsa olmaz ittifakı olarak görürdü.
Çebi zaman zaman Stalinist, her zaman Leninist ama çoğu zaman da II. Enternasyonalcıydı. Sosyalistlerin Kaustky’e dönmeleri gerektiğini ileri sürerdi.
Özellikle son zamanlarda onun yapay zekâ konusunda sınırsız bir spekülasyon merakına tanık olduk.
Kadınlar eğer eşitlik istiyorlarsa kendi bilecekleri işti. Onlar için yapabileceği pek bir şey olmadığını söylerdi. Buna rağmen hiçbir zaman ağzından cinsiyetçi bir sözcük çıkmaz, özel yaşamında her zaman toplumsal cinsiyet eşitliğine uygun davranmaya çalışırdı.
Çebi, Filistin halkının sorunlarının İsrail ile ortak bir devlet kurmakla halledilebileceğini, FKÖ ve HAMAS’ın bu politikalarıyla Filistin davasına zarar verdiğini düşünür, söyler ve yazardı.
Türkiye’de olup bitenlerle ilgili çoğu zaman AKP ve Erdoğan’ın daha doğru şeyler söyleyip yaptığını ileri sürer, CHP’yi yerden yere vururdu. Her şeye rağmen İBB seçimlerinde E. İmamoğlu’na oy vermiş ve onu desteklemeyi teşvik etmiş, İmamoğlu’nun seçimi kazanmasını önemli bir politik gelişme olarak değerlendirmiştir.
Çebi ile bir arada bulunan, onun engin sohbetlerine katılanlar çok iyi bilirler ki bu örnekler çoğaltılabilir. Ve bilirler ki Çebi ileri sürdüğü bu savları verilerle ve dayanaklarıyla savunurdu. Yine bilirler ki Çebi bu tür bir tartışmayı hiçbir zaman karşısındakini zor duruma düşürmek, fikren üste çıkmak ve fikir sporu olsun diye değil, aynen böyle düşündüğü için yapardı.
Felsefe, sanat ve kültür konusunda da tutumu aynı çoklu düşünmenin izlerini taşır, çoğu zaman genel kabulleri sorgulayan bir hal alırdı.
Çebi, yerine ve bağlamına bağlı olarak çoklu düşünür, iddiaları konusunda bağnazlık yapmazdı. İkna olmaya, karşısındakilerin söylediklerine katılmaya her an hazırdı.
Bir gerçek vardı ki Çebi tüm bu iddialarını bir sosyalist olarak ileri sürer, bunu sosyalist düşünceye bir katkı olarak değerlendirirdi. Ezberlenmiş, değişmez “doğru”ları sabırla ve saygıyla dinler ama tatmin olmazdı.
Bütün bu çoklu düşünce yapısıyla o, alışılmış bir Marksist tipe uymazdı. Farklıydı, özgündü. Kim ki onu herhangi bir beyanı, yazısı, sözü veya paylaşımından dolayı bir bünyeye ait göstermeye çalışıyorsa bilinsin ki Çebi’yi tanımıyor, onu içine sığmayacağı bir kalıba sokmaya zorluyor demektir. Çebi’nin kimliği eğer hakkıyla ifade edilecekse onun için en uygun olanı Marksizmdir.
Çebi, geriye oldukça zengin bir müktesebat ve bilgi birikimi bırakarak göçüp gitti. Bıraktığı müktesebatın en az yarısı, kuruluşundan bugüne kadar çok büyük emeği bulunan Kızılcık dergisi bünyesindedir. Son birkaç yılda kaybettiğimiz Tektaş Ağaoğlu, Yalçın Yusufoğlu ve Hüseyin Hasançebi’yi anlayabilmek için onların Kızılcık dergisinde yazdıklarına bakmak, o birikimden yararlanmak şarttır. Elbette daha önceki yarattıkları, yaşadıkları, yaşattıklarını da ihmal etmeden.
Hüseyin Hasançebi tüm aykırı düşüncelerine, farklı görünüşü ve yaşam biçimine rağmen herkes tarafından eğer bu kadar sevilip sayılıyorsa bunda onun insani özelliklerinin etkisi çok büyüktür. Zarafeti, içtenliği, alçakgönüllülüğü, hoşgörüsü, insanlarla ilişki kurma biçimi ve nüktedanlığı ile o herkesin sevgisini ve saygısını hak ediyordu.
Çebi’ye veda ederken sevgili Zekiye’ye, Tektaş ağabeye, Yalçın Yusufoğlu’na selam ve özlemlerimizi götürmesini dilemek geliyor içimden.
Çebi, benim için bir şanstı. Ne mutlu ki onunla çok uzun sohbetlerim, dostluğum, yoldaşlığım oldu.
Onu hep özleyeceğim.
Cemal Candaş, 21 Mayıs 2021.
***
KURTARILMIŞ MASA
Sevgili Çebi, birkaç satırla seni anmak ne kadar zor bilemezsin. Hele söz konusu olan şey, bu yazıya başlık olan fiiliyatın öznesi olarak senden bahsetmek olunca bu zorluk katlanarak benim önümde büyüyor.
Evet, her birimizin bu ülkede kurtarmak denilince akla gelen, yüzlerce saat harcadığımız zamana ve paylaştığımız onlarca mekâna şahit olmuşluğumuz var. Beni onore eden şey, hayatının son yıllarında seninle aynı mekânı ve zamanı paylaşmak oldu. Seni daha yakından tanımanın bana verdiği bu büyük şerefin etkisinin iki cihanda (bu toprakta öyle diyorlar) da kaybolmayacağını bilmeni isterim.
Doğrudan konuya girmek gerekirse, senin de bildiğin gibi Sovyetiktik. Bu ortak yanın birbirimize ne kadar çok şey anlattığından eminim. “Reel Sosyalizm” dediğimiz topraklarda yaşanan çöküş, kimimiz için tüm zorluklarına rağmen “kol kırılır yen içinde kalır” olarak muamele gördü. Diğer yaklaşımlar, “zaten”le başlayan güzelllemelerden ibaret olan çeşitlemelerdi. Burada bile bu iki üç satır birçoğumuz için “zaten”lere konu olmaya hazır şey, zaten konumuz da bu değil. Buna vurgu yaptım. Çünkü benim için, seninle ilişkimde, bu vurgu çok şey anlatıyor.
Bu yazının konusu da tam bu noktada başlıyor. Konularımız ile zamanlarımızı paylaştığımız masa(ları)mız, onlarca devrimci arkadaşımızın, düşüncelerini özgürce ortaya koyabildikleri, birer mekân oldu. Bilmeni isterim ki bu özgürlüklerin çok büyük bir payı senden alınmış bir cesaretlenmenin eseridir. İşte bu nesnel ortamlarda yaşanmışlıkların içinde olan seni, ben, bir virtüöze benzetirim. Hem de iddialı bir virtüöz. Bu konum aramızdaki sen, ben ve diğer yoldaşlarımızın yaşadığı ilişkiyi açıklıyor olsa gerek. En azından ben seninle yaşadığım, mekân ve zamanlarda, monolog yaşamadım. Sen anekdotların sayesinde çevrendekilerle iletişim kurmakta muazzam bir beceri gösterirdin. Benim de ne kadar bilgi eksikliğim olduğunu. Ama bana dinlemeyi öğrettin.
Seninle masanı defalarca paylaşanlar, ben ve diğer yoldaşların bil ki sayende kurtarılmış masanın tadını çıkardılar.
Bir kere sana “tarihte en çok kime benzemek isterdin” diye sormuştum. Sen ,“Spinoza” diyerek beni şaşırtmıştın. Ama çok şey anlattığından emin olabilirsin ağabeyciğim. Ben seni daha çok “Tarihte Bireyin Rolü”nün yazarı, Rus Marksizminin babası Plehanov’a benzetirim.
Evet; Çebi bilgelik sana, sen bilgeliğe çok yakışırdın. Dostça ve yoldaşça bizden, en azından benden, istediğin şeyi asla unutmayacağız ve her zaman görevimizin başında olacağız.
Rahat yat YOLDAŞ.
Volkan Gülgün, 21 Mayıs 2021.