Portekiz Nisan Devrimi 1974Portekiz’deki sömürgeci imparatorluk dünyanın en eskisiydi, öte yandan ülkenin kendisi de emperyalizm tarafından sömürgeleştirilmişti. Ancak tam 50 yıl önce bugün, hem Portekiz’deki hem de imparatorluğun sömürgelerindeki halklar açısından çok önemli değişikliklere yol açan bir devrim başladı. Portekiz Komünist Partisi (PKP) Merkez Denetim Komisyonu üyesi ve 25 Nisan 1974 olaylarına doğrudan katılan Albano Nunes, Liberation dergisi editörü Jamshid Ahmadi ile Portekiz’de faşizmi devirme zaferi ve Karanfil Devrimi'nin kalıcı etkisi ve mirası üzerine konuştu.

JA: Karanfil Devrimi’nin 50. yıldönümünde, o günden bugüne olan yolculuğu nasıl değerlendiriyorsun? Devrimin ana hedeflerine ulaşıldı mı?

AN: PKP’nin 25 Nisan 1974’ten bu yana geçen 50 yıla ilişkin değerlendirmesi elbette olumlu. Portekiz'deki gibi köklü bir toplumsal devrim tek bir tarihe indirgenemez ve kısa bir zaman dilimine sığdırılamayacak yoğun bir sınıf mücadelesi sürecini ifade eder.

Portekiz Devrimi, üç temel dönemle tanımlanabilir… (1) 25 Nisan öncesi, onu hazırlayan, işçi sınıfı ve PKP’nin direnişinin ve mücadelesinin belirleyici rol oynadığı dönem; (2) güçlü bir halk ayaklanmasının askerî ayaklanmayı bir devrime dönüştürdüğü, kamulaştırma, işçi denetimi ve Tarım Reformu gibi büyük zaferlerin elde edildiği, Portekiz’i sosyalizm yoluna sokan 1974-1976 arası devrimci yükseliş dönemi; ve (3) on yıllardır süren kapitalist toparlanma ve büyük ekonomik grupların restorasyonu politikalarının sürdüğü, bugün de içinde bulunduğumuz karşı-devrimci dönem.

Evet, temel özgürlük ve hakların kazanılması, sömürgeciliğin ve sömürge savaşlarının sona erdirilmesi, tekeller ve tekelci devlet kapitalizminin tasfiyesiyle başlayarak PKP’nin Demokratik ve Ulusal Devrim için belirlediği ana hedeflerin özünde gerçekleştiğine inanıyoruz. Devrimin başlıca ve temel sınırlaması, ilerici askerî güçlerle ittifak halindeki kitlelerin yaratıcı inisiyatifinin büyük kazanımları tabandan dayatacak kadar güçlü olması, ancak buna tekabül eden devrimci iktidarı inşa etmeye gücünün yetmemesiydi. Bu durum, bizzat Devlet aygıtına dayanarak, elde edilen kazanımları ortadan kaldıran veya küçülten, dolayısıyla Nisan Devrimi’ni bitmemiş bir devrim yapan bir sürecin gelişmesine yol açtı.

JA: Portekiz Devrimi sırasındaki olaylarla 1961-1974 yıllarında ülkenin Angola, Mozambik ve Portekiz Ginesi gibi Afrika’daki sömürgelerindeki Kurtuluş Savaşları arasında nasıl bir etkileşim vardı? Portekiz’deki diktatörlüğün devrilmesi ve Devrim, Afrika’daki sömürgecilik karşıtı güçlere ne ölçüde yardımcı oldu?

AN: Portekiz Devrimi ile Portekiz sömürgelerinde halkların kazandığı bağımsızlık birbirine yakından bağlıdır. Portekiz dünyadaki en eski sömürge imparatorluğuydu ve aynı zamanda emperyalizmin sömürgeleştirdiği bir ülkeydi (Portekiz sömürgelerinden büyük parsayı onlar topluyordu). Kendi egemenliğini elde etmesi için sömürgeciliğin tasfiyesi gerekiyordu.

Portekiz halkı ile Portekiz sömürgelerinin halkları, faşizme ve sömürgeciliğe karşı ortak mücadelede müttefikti. PKP ve sömürgelerdeki ulusal kurtuluş hareketleri her zaman bu çerçeveye sahip çıktılar. Özellikle, sonradan bağımsız ülkelerinin liderleri olan birçok Afrikalı devrimci, Portekiz’deki demokratik muhalefet hareketine komünistlerle birlikte katıldı. PKP ile Angola’daki MPLA*, Gine Bissau ve Cabo Verde’deki PAIGC*, Mozambik’teki FRELIMO* ve Sao Tome ve Principe’deki MLSTP* arasında zamanın aşındıramadığı kardeşlik ve dayanışma bağları kuruldu. Faşist diktatörlüğün son yıllarına kadar PKP, sömürgeciliğe karşı tavır alan tek siyasi güçtü. 1961’de Angola’da ve daha sonra Gine Bissau ve Mozambik’te silahlı kurtuluş mücadelesinin gelişmesiyle birlikte, sömürge savaşına karşı mücadele –işçi sınıfı, halk kitleleri ve demokratik hareketin mücadelesindeki yükselişle birlikte– geniş bir cepheye dönüştü. Bu mücadele hattı faşizmin izolasyonuna, Silahlı Kuvvetler Hareketi’nin (MFA) kuruluşuna ve 25 Nisan’ı doğuran devrimci durumun oluşumuna, sonrasında da Mareşal Spinola liderliğinde sömürge sorununa yeni-sömürgeci bir “çözüm” dayatmaya kalkışan girişimlerin yenilgiye uğratılmasına belirleyici bir katkıda bulundu.

JA: Karanfil Devrimi’ne nasıl katıldın, neler deneyimledin? Devrimin hangi yönlerinin bugün hâlâ ülkenin sıradan insanlarının hayatına dokunduğunu söyleyebilirsin?

AN: 25 Nisan’da yeraltındaydım. 1964’te öğrenci lideri olarak faaliyetim nedeniyle üniversiteden atıldım. Komünist öğrenciler büyük bir tutuklama dalgasıyla karşı karşıya kaldığında, 1965’te bir PKP görevlisi olarak yeraltına indim ve sürekli ülkenin iç kesimlerinde mücadele ettim. 25 Nisan’da PKP’nin Lizbon Bölge Örgütü yönetim kurulu üyesiydim.

Bahsettiğim gibi, Devrim, toplumda ve Portekizlilerin yaşam koşullarında köklü bir dönüşüm demekti… O kadar derin bir dönüşüm ki, 1976’dan sonra kurumsallaşan ve halihazırda –Sosyalist Parti ve açık sağcı partilerin elinde– onlarca yıllık sağcı siyasetin sorumlusu olan karşı-devrim yıkıcı projesini sonuçlandırmayı başaramadı (inanıyoruz ki, başaramayacak da). İşçi hareketinin ve halk mücadelesinin gücü sayesinde, iş yasaları, Ulusal Sağlık Hizmeti, Devlet Okulları ve birçok başkaları gibi demokratik haklar ve toplumsal ilerlemeler varlıklarıyla Portekiz gerçekliğini belirliyor, Anayasa da gerici güçlere ve onların tasarımlarına engel olmaya devam ediyor.

Nisan Devrimi’nin tamamlanmamış bir devrim olduğu doğrudur. Ancak bu ne onun özgürleştirici tarihsel değerini ortadan kaldırır, ne de Portekiz toplumunu ayırt etmeyi sürdüren kazanımların, deneyimlerin ve değerlerin bıraktığı derin izi siler. PKP bu unsurları Portekiz’deki sosyalizm mücadelesinin mevcut aşaması olan ileri bir demokrasi için mücadele programına dâhil etmiştir.

JA: Portekiz Cumhuriyeti’nin 1976 Anayasasının kalıcı etkisi hakkında ne söyleyebilirsin?

AN: 2 Nisan 1976’da Kurucu Meclis tarafından onaylanan Portekiz Cumhuriyeti Anayasası, Nisan Devrimi’nin aynası gibidir. Devrimci Anayasa’nın hemen hemen tüm siyasi partiler tarafından onaylanması, özellikle halk hareketinin gerçek gücünün önemli bir yansımasıdır. Üstelik oylama MFA’nın dağılmasına, başta Vasco Gonçalves** olmak üzere askerî solun yenilgisine ve karşı-devrime yol açan 25 Kasım 1975’teki karşı-devrimci darbeden sonra yapılmıştı. Alvaro Cunhal**, Portekiz Devrimi’nin ne olduğunu ve neyi temsil ettiğini bilmek isteyen herkesin Nisan Anayasası’nı okuması gerektiğini söylemiştir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı Avrupa’da gerçekleşen ilk ve tek toplumsal devrimin ifadesi olan Nisan Anayasası, dünyanın en gelişmiş anayasalarından biriydi ve hâlâ da öyledir.

İlk hali, 1982’de tekel ve büyük toprak mülkü (latifúndio) karşıtı sosyo-ekonomik dönüşümlerin tersine çevrilmesine olanak vermek üzere ilk revizyondan geçti. Bunu altı yıkıcı değişiklik izledi; amaç Portekiz’i AET’ye, ardından Avrupa Birliği’ne giriş ve Avro’ya geçişle birlikte Avrupa’nın kapitalist entegrasyon sürecine tabi tutmaktı. Buna rağmen, Portekiz Anayasası birçok asli özelliğini koruyor ve dünyanın en gelişmiş anayasalarından biri olmaya devam ediyor, hatta giriş bölümünde sosyalist bir toplum inşa etme hedefini koruyor. Ve nasıl bu gerici güçler için Nisan kazanımlarını tamamen ortadan kaldırma projelerinin önünde bir engel ise, PKP için de gerçekleşmesi uğruna mücadele edeceği, Portekiz halkına önerdiği yurtsever ve sol alternatif için mücadelenin buluşacağı ve birleşeceği bir temel.

JA: Devrimci dönemde sömürgecilik karşıtı mücadelelerde katılımı ve etkisiyle kimler öne çıkıyordu?

AN: Tabii ki, farklı anlarda bireysel katkılarıyla öne çıkanlar oldu. Ancak sömürge imparatorluğunu parçalama, sömürgeci savaşı sona erdirme ve sömürgeleştirilmiş halkların bağımsızlığını tanıma mücadelesi, eşitsiz bir süreçti; burada büyük kahramanlar mücadeleleriyle halklar ve devrimci güçlerdi: Portekiz’de PKP; sömürgelerde MPLA, PAIGC ve FRELIMO. Birisinin ismini vermek zorunda kalsaydım –Başbakan Vasco Gonçalves veya Angola’yla ilgili Amiral Rosa Coutinho gibi önemli isimlerin katkılarını göz ardı etmeden– PKP Genel Sekreteri Alvaro Cunhal’ı, Partinin açık anti-sömürgeci yaklaşımı, savaşı sona erdirmeye ve yeni-sömürgeci manevralar ile komplolara karşı çıkmaya yönelik büyük halk seferberliklerinde komünistlerin rolü, sömürgecilikten kurtulma süreci konusunda fırtınalı tartışmaların yaşandığı Geçici Hükümet’e bizzat kişisel müdahalesi ve Portekiz sömürgelerindeki kurtuluş hareketlerinin liderleriyle ördüğü enternasyonalist yakın dostluk ilişkileri için vurgulamam adil olurdu.

JA: ABD, Britanya ve diğer Avrupalı ​​güçler Devrime ve Portekiz sömürgeleri üzerindeki etkisine nasıl tepki verdi?

AN: Portekiz’deki faşist rejimin NATO’nun kurucu üyelerinden biri olduğunu, yaklaşık yarım asırlık uzun ömrünü ve on üç yıllık sömürge savaşını emperyalizmin Salazar ve Caetano hükümetlerine verdiği desteğin mümkün kıldığını unutmamalıyız. Sömürgecilik ülkenin geri kalmışlığının önemli bir nedeniydi ve büyük yabancı kapitalist şirketler sömürgelerin sömürüsünden olağanüstü kârlar elde ediyorlardı.

Doğal olarak Nisan Devrimi, ki kendi başına ulusal egemenlik ve bağımsızlığın bir teyididir, ilk andan itibaren ABD, NATO ve Avrupalı ​​büyük kapitalist güçlerin düşmanlığıyla karşılaştı.

Devrime karşı eylemler ve komplo, ABD emperyalizmi (ve Henry Kissinger ile Büyükelçi Frank Carlucci’nin aktif müdahaleleriyle) ve Avrupa sosyal demokrasisiyle –ki komploda Mario Soares ve Sosyalist Parti’nin oynadığı talihsiz rol ayan beyan ve utanç vericiydi– özellikle ciddi bir görünüm kazandı. Donanma filoları Lizbon açıklarına demir attı. NATO’nun doğrudan bir askerî müdahalesi gerçekleşmediyse, bunu SSCB’nin ve sosyalist ülkelerin otoritesi ve prestiji ile tarihî Helsinki Konferansı’nda ifadesini bulan dönemin Avrupa’sının detant iklimi sayesinde oluşan olumlu uluslararası güçler dengesine borçluyuz. Özellikle, Portekiz’in AET’ye ve ardından Avrupa Birliği’ne girişi, açıkça ülkeyi tekellerin Avrupa’sına bağlamak için tasarlanmıştı; PKP buna karşı durdu ve duruyor, egemen ülkelerin ve eşit haklar, barış, ilerleme ve iş birliğinin olduğu başka bir Avrupa için mücadele ediyor.

JA: Devrimin Avrupa, Afrika ve Küresel Güney’deki kurtuluş mücadeleleri açısından kalıcı önemi ve mirası hakkında ne düşünüyorsun?

AN: Nisan Devrimi’nin uluslararası alanda büyük yankıları oldu. PKP’nin daima vurguladığı gibi, devrimin “modelleri” olmadığının altını çizdi ve doğruladı. Gerçek bir toplumsal devrim, halk kitlelerinin belirleyici rolü de dâhil olmak üzere genel yasalara uyar; ancak her zaman özgün yönleri ve öngörülemeyen unsurları da olur. 1970’lerde büyük devrimci dönüşümlere tanık olan işçilerin ve halkların küresel kurtuluş sürecinin bir parçası olarak Portekiz Devrimi, “Avrupa komünizmi” denilen akımın tezleriyle çelişiyordu ve Güney Afrika halklarını da kapsayan ulusal kurtuluş mücadelelerinin gelişmesine büyük bir katkıda bulundu.

JA: PKP için Devrimin 50. yıldönümünü kutlamak neden bu kadar önemli?

AN: En başta, bu bir hafıza ve tarihi hakikat meselesi, nereden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi bilmeliyiz. 25 Nisan’ın 50. yıldönümünü geçmişe değil geleceğe bakarak, faşizmi aklayan, işçilerin ve komünistlerin diktatörlüğü devirmek için verdiği kahramanca mücadelenin rolünü hiçe sayan ve Devrimin önemini ve özgürleştirici anlamını inkâr eden tarihi revizyonizmle mücadele ederek kutluyoruz. Hepsinden önemlisi, Nisan’ın açtığı yolda, onun değerlerine sadık kalarak, sermayenin sömürüsünden ve baskısından arınmış yeni bir toplum için mücadele ederek emin adımlarla yürümeye devam etmek.

JA: Karanfil Devrimi ile başlayan projeyi bitirmek için yeni bir devrimin gerekli olacağını düşünüyor musun?

AN: PKP’nin mevcut programı, “İleri Bir Demokrasi, Portekiz’in Geleceğinde Nisan’ın Değerleri”, Nisan Devrimi’nin tarihsel sürekliliği içinde yer alıyor ve Portekiz’deki sosyalizm mücadelesinin mevcut aşamasına tekabül ediyor. Programda belirtildiği gibi; “PKP’nin Portekiz halkına önerdiği ileri demokrasi, şu anda var olan en ciddi sorunların çoğunu çözmeyi amaçlıyor. Ancak kapitalist sömürünün tasfiyesi, ayrımcılığın, eşitsizliğin, adaletsizliğin ve toplumsal belaların genel olarak ve etkili bir biçimde kökünün kazınması, ancak sosyalist devrimle başarılabilecek tarihi bir görevdir.”

Albano NunesAlbano Freire Nunes, 1941’de Portekiz’in Arganil kenti yakınlarındaki Serra do Açor’da doğdu ve çok erken yaşta ailesiyle birlikte ülkenin başkenti Lizbon’a taşındı. Öğrenci mücadeleleri sayesinde, özellikle de 1962’deki akademik krizin etkisiyle politize oldu ve siyasi faaliyete başladı. 1962/63’te Instituto Superior Técnico Öğrenci Birliği’nin yönetimine seçildi ve 1962’de Portekiz Komünist Partisi’ne (PKP) katıldı. 1963-1964 yılları arasında (önce geçici olarak, daha sonra seçilerek) Dernekler Arası Toplantılar’ın (RIA) genel sekreteri olarak görev yaptı. Öğrenci hareketine katılması nedeniyle Lizbon Üniversitesi’nden atıldı ve ardından Porto’ya yerleşti. 1965’te PKP’nin profesyonel ekibine katıldı. Komünist Öğrenciler Birliği’nin (UEC) kurucu yönetimindeydi. 1973 ile 1975 yılları arasında Lizbon Bölge Örgütü’nün (DOR) Yönetim Kurulu üyesiydi. 1974-2016 yılları arasındaki PKP Merkez Komitesi üyeliği sırasında 1976-2004 döneminde Uluslararası Bölümden sorumluydu. 1988’den bu yana PKP Siyasi Komisyonu [Politbüro, ç.n.] ve Merkez Komitesi Sekreteryası üyesidir. Aynı zamanda PKP’nin 1932’de kurulan teorik dergisi “O Militante”nin (Militan) yöneticisidir. 2016 yılından beri PKP Merkez Denetim Komisyonu üyesidir.

Kaynak: “Interview with Albano Nunes – Remembering the Carnation Revolution, 50 years on”, Liberation, 25 Nisan 2024.

* MPLA: Angola Halk Kurtuluş Hareketi; PAIGC: Gine ve Cabo Verde’nin Bağımsızlığı için Afrika Partisi; FRELIMO: Mozambik Kurtuluş Cephesi; MLSTP: Sao Tome ve Principe Kurtuluş Hareketi. (ç.n.)

** Vasco dos Santos Gonçalves (1921-2005), Portekiz ordusunun subayı olarak Portekiz sömürgelerinde görev yaptı, 1973’te Silahlı Kuvvetler Hareketi’ne (MFA) katıldı. Devrimden sonra Temmuz 1974-Eylül 1975 arasındaki geçici hükümetlerde başbakandı. Bu dönemde sağcı bir darbe savuşturuldu, kapsamlı kamulaştırmalara (bankacılık, sigortacılık, petrokimya, tütün, gemicilik vb.) ve toprak reformuna girişildi, asgari ücret ve çalışma koşulları iyileştirildi.

Álvaro Barreirinhas Cunhal (1913-2005), 1961-1992 arası PKP Genel Sekreteriydi. 1932’de Partiye katıldı, 21 yaşında gençlik örgütünün genel sekreteri oldu. 1936’da İspanya İç Savaşında yer aldı, faşist Salazar rejimi Estado Novo’ya (Yeni Devlet) karşı gizlilik koşullarında mücadele etti, 15 yıl hapis yattı. Bu dönemde Manuel Tiago mahlasıyla roman ve öyküler kaleme aldı. 1960’ta kaldığı Peniche hapishanesinden 9 yoldaşıyla birlikte kaçtı, ve mücadelesine sürgünde devam etti. Devrimden sonra geçici hükümetlerde bakanlık yaptı. Öldüğünde cenazesine Lizbon’da 250 bin kişi katıldı. (ç.n.)

Çeviri: Kızılcık (Büyük Dil Modelleri’nden –LLM– yararlanılmıştır.)