iran gosterilerden cr“Dağlarda tek
tek
ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki…”
Nâzım

“Vurulan 16 yaşında bir çocuk vardı; Komar Deruftade... Onun ölmeden hemen önce paylaştığı bir post vardı Instagram’dan, ‘Dağlar bile yalnızlığının intikamını bizden alıyor’”…

 

Bir gazetecinin tanıklığı bu, Rojhilat’tan (İran Kürdistanı/Doğu Kürdistan)…

“İnsanlar aslında ilk defa bütün halkların bir arada ve tek talep etrafında sokağa döküldüğünü ifade ediyor.

Sloganlarında bundan bahsediyor, talepler üstü bir talepten söz ediyorlardı. Onları ilk defa bir araya toplayan, omuz omuza sokağa döken şeyin onurlarına sahip çıkma duygusu olduğunu söylüyorlardı.” (Abdurrahman Gök, Mezopotamya Haber Ajansı yazı dizisi ve bianet’ten, 5 Aralık 2022.)

Ve şu ana kadar İran’ın 31 eyaletinin en az 26’sında isyan sürüyor…

Mart 1979’da, yeni kurulan rejime karşı ilk muhalefet eylemlerinden biri, Tahran’da on binlerce kadının, Ayetullah Humeyni’nin zorunlu başörtüsü dayatma emrine karşı gerçekleşti.

Önemli bir protesto biçimi de 2018’de kadınların sokaklardaki elektrik trafolarının üzerine çıkıp başörtülerini protesto amacıyla havada sallamalarıyla başlayan ‘Devrim Sokağı Kızları’ oldu.

“Özel mülkiyet”in ortaya çıkışıyla kadının yavaş yavaş köleleştirilmesi, giderek “tanrı adına inen buyruklarla”, bu köleliği ve “ebedî ve ilahî günahkârlığı” perçinlenerek, tarih boyunca −ve günümüz kapitalist toplumunda−  en aşağılık bir şekilde sömürülmesine karşı direnerek, yalnız kendi kurtuluşu için değil, aynı zamanda tüm sömürülenlerin kurtuluşu için de bilinçli ve örgütlü olarak mücadeleyi sürdürmelerinin günü, bugün İran’da… Ve uluslararası dayanışmanın yaygınlığı ve boyutları da evrensel karakterli bir mücadeleyi işaret ediyor.

Ve böylelikle kadın hareketi, aynı zamanda  toplumsal hareketin dinamosu işlevi gördüğünü bir kez daha kanıtlıyor..!

2019’daki ayaklanmada Tahran Politeknik Üniversitesi önünde gösteri yapan öğrenciler ve kitlelerin baş sloganı; “İslam Cumhuriyeti Yok Edilmelidir!” olmuştu… Son yıllarda işçi hareketi de çok fazla hareketli. Örneğin şeker kamışı, şeker kompleksi işçileri, çelik işçileri, petrol işçileri, kamyon şoförleri gibi işçi kesimlerinde birçok (“haram” ilan edilen) grev ve protesto gerçekleşti. Ayrıca öğretmenler ve emekliler tarafından ülke çapında sürekli ve önemli protestolar yaşandı. Rejimin işçilere dayattığı korkunç yoksulluk ve hak yoksunluğu karşısında, işçi sınıfı kuşkusuz mevcut devrimci yükselişte kilit bir rol oynayacaktır.

iran protestolarSokak protestoları ve halkın tüm kesimlerinin (artan sayıda protestolara destek veren sosyal aktivistler, STK’lar, yazarlar, sanatçılar, aktörler, ünlüler, sporcular vb.) harekete geçirilmesinin yanı sıra grevler ve özellikle genel grevin, rejimin sonunu getireceği umulmakta... Ama asıl mesele ondan sonra başlıyor; kolektif bir siyasi organizasyondan, bir ittifaktan yoksun görünen “isyan”, kurucu inisiyatiften ve programatik iktidar hedeflerinden de yoksun kalırsa, ipi kopmuş uçurtmaya döner…

Rejim göstericileri katlederek, tutuklanan göstericileri göstermelik mahkemelerle “muharebe” (allaha savaş açmak) suçundan idama mahkûm ederek isyanı bastırmak istiyor ama tersine bütün tepkileri devrim ateşini körüklüyor ve daha geniş kitlelerin bu başkaldırı dalgasına katılmasına yol açıyor.

İran’da herkesin kolektif acıları olduğunu, ancak bu kolektif acıların kolektif bir ideal ile iyileştirilebileceğini, bunun da “Jin, Jiyan, Azadî” sloganında şekillendiğini, evrensel bir ideale dönüştüğünü ifade ediyor insanlar…

Rojhilat’ta “Jin, Jiyan, Azadî”; Tahran’da “Zen, Zengedi, Azadi” idi yükselen… yani, yaşam, kadın, özgürlük...

Eğer kadınlar sokakta ön saflarda yer alıyorsa, bu aslında rejimin yıllardır izlediği politikalardan dolayı öfke duyan tüm İran sivil toplumu isyan ediyor demektir… ölümcül bir rejime karşı yaşam mücadelesidir bu!.. Cinsiyetçi ayrımcılık, seçim sahtekârlığı, ekolojik ve ekonomik krizler, amansız bir sömürü çarkı ve hak aramanın, her türlü protestonun şiddetle bastırılması...

Bu tahakküm aynı zamanda, daha geniş anlamda, en temel özgürlüklerinden yararlanamayan ve talep ettiklerinde ölümü göze alan bütün halklar üzerindeki tahakkümdür.

Ama ilk defa bu eylemlerle kendilerinde bir umut yeşerdi. Ve bu umudun yitirilmemesi için sokakları terk etmeyeceklerini söylüyorlar…

Ve bugün korkunun taraf değiştirdiğini hissediyoruz…

Rejim özellikle orta sınıfları “sistemin hissedarları” −bir yerlerden hatırlıyor olmamız lâzım!− yapmıştı kırk küsur yılda. Yani toplumun “en alttakiler”inden başlayarak sömürülen sosyal sınıflarının “zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri” de vardı! Ama kazanacakları onurları idi..! Ve bedelini hayatlarıyla ödüyorlar!..

İran’da meydan isimlerinin çoğu “İnkılâp” ya da “Âzâdi” ile başlar. Ama aralarındaki yol uzun, engebeli, taşlı, sarptır!.. Ulaşılmazdır!..

Bu kez ne derece meşakkatli olursa olsun, yığınlar meydanlarda, meydanları birleştirmeye kararlı. Umutla meydanların “kardeşliği”ni seslendiriyorlar..!

“Muharebelerinin” ilk zaferi Gaşt-e İrşad (Ahlak Polisi)’ın −resmen açıklanamasa da− kaldırılması oldu… Dahası kadınlara dayatılan kıyafet cenderesinin “gevşetilebileceği” sinyalleri duyulmakta…

Ama başını kadınların ve gençlerin çektiği protestocular rejimin devrilmesinden azını kabul etmiyor!..

Ve kadının “özgürlüğü”, toplumun geri kalanının da, herkesin özgürlüğüdür; insanın kendi kaderini yeniden kendi eline alması anlamında yaşamı yeniden kazanmasıdır!..

Ve bir sloganda ifade edildiği biçimiyle “İsyan Değil, Devrim”dir hedef!..

Ve umarız ve dileriz ki, Haziran 1981 katliamıyla karşı devrim tarafından “çalınan” 1979 ’Devrim’ini de geri alabilsinler..!

* Bir süredir “köhnemiş” dünyamızın öte yakasında Amerika Kıtasının orta ve güneyinde bir umut kıvılcımı çakmış ve nasıl ki “çoban ateşleri”ne dönüşmüş ve gelinen noktada Latin Amerika’yı kasıp kavuran yangınlara “baliğ” olmuş ise… ve “yıldızların ışıltısı ve ferahlığı” henüz tüm gökyüzünü kaplamamış, hatta kimi yerlerde bulutlar gökyüzünün berraklığını gölgeleseler de… Ve hayat her gün “Teori”yi doğrulayıp da yeryüzünde… kimi taktik hatalar ve geri çekilmeler, tökezlemeler yaşansa da… yahut beyhude çıkan umutlar… devrim olmadan “devrim anayasası” gibi takdim edilen bir oksimoron sloganlaştırılıp hüsranla “ret” duvarına çarpsa da… Yine de “Yeni” Kıta’da yerli halkların “Abya/Yala” olarak adlandırdığı kesiminde insanlar, “nasıl ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyor”lar ise şayet… Komşumuzda da yığınları tutuşturan yangın, bölgeye, Ortadoğu coğrafyasına, Mezopotamya topraklarına, Levant’a, Doğu Akdeniz Havzasına sirayet eder, umarız… Umarız bu yangının alazları bu cenaha da ulaşır…

Yoksa insanlığın eşitlik ve özgürlük cehdi hep mi hüsrana uğrayacaktır?..