Ukrayna Savas KacanlarAmasız, fakatsız, lakinsiz savaşa karşı çıkmak evvelemirde… hiç duraklamaksızın ilk ivedi görev bu!.. “Barış” talebini, “hemen şimdi!” diye ekleyerek yükseltmek elzem, kuşkusuz

Ne ki, “Savaşa Hayır” demek de, “Barış”ı savunmak da, “işgal”i telin etmek de yazı konusundan ziyade “eylem” konusudur öncelikle. “Duvar yazısı” olabilir belki; kısa, özlü, çarpıcı… slogan formatında. Ama sokakta hayatiyet bulabilebilecek bir eylem. Savaşa karşı “ayağa kalkan halklar” orada çünkü…

Üzerinde öyle uzun boylu kalem oynatmayı gerektirmeyen apaçık bir doğru… Hiç hilafsız..!

Ne ki savaş makinası bir kez çalışmayagörsün, barışı savunan doğrular ve argümanlar hepten işitilmez ya da kaale alınmaz hale gelir…

Savunucusu olduğumuz barış yenik düştüğünde, olguları eğip bükmeden, fikrimize uydurmaya çalışmadan olan biteni, “olduğu gibi” önyargısız irdeleyip kavramak önem kazanır.

“Ukrayna’da ne oluyor” sorusunu, hemen “kimden yana olacağız?” sorusuna dönüştüren, ikilemlerle düşünen devlet aklına evrilen yaklaşımı reddediyorum..!

Doğru soru “Taraf olacağımız nedir? Savaş mı, barış mı?” olmalı!

Memleketin tribün kültürüne teslim edilmiş kanaat atmosferinde… fanatik taraftarlık, bağnazca taraf tutmak adeta bir “kimlik” meselesi haline gelmişken… “Amigoluk” düpedüz revaçtayken… Tam teşekküllü patolojik bir klinik vak’a olarak “taraftarlık” dayatılıyorken, “kırk katır mı, kırk satır mı” dilemmasında… Taraf olmak zor, doğrusu…

***

Yani bir gün apansız, bir kapı açılırcasına birdenbire ve olağan seyrinde olmuş bir şey değil bu! 2014’ten beri aslında Kırım ve Donbass’ta bir savaş sürüyordu. Bu sürede yaklaşık 20 bin insan hayatını kaybetti. Çok kısa bir süre içerisinde Ukrayna’nın Donestk ve Lugansk illerinde yeni iki rejim kuruldu. Rusya, Kırım’ı ilhak etti ve çatışma başladı. Rusya başından beri bu sorunun çözümü bakımından Ukrayna’nın silahsızlandırılması ya da NATO tarafından güçlendirilmesinden vazgeçilmesini istiyordu.

Donetsk ve Lugansk’ın özel statü talebi ve Kiev’in bu talebi kabulü, Minsk Anlaşması’nın esasını teşkil ediyordu. Rusya o anlaşmanın garantörüydü ve son üç aydır da diğer garantörler olan Normandiya Dörtlüsü’nün ikisi Almanya ve Fransa’dan, Ukrayna’yı anlaşmayı uygulamaya zorlamasını umuyordu. Ukrayna ise ABD’nin desteğiyle(!) Minsk Anlaşması’nın gereğini yapmamakta direniyordu.

“Putin saldırganlığıyla, Ukraynalı milliyetçilerin tüm suçlarını, ABD ve NATO şahinlerinin tüm entrikalarını geçersiz kıldı. Putin onlara sınırlarımız boyunca yeni füzeler ve askeri üsler yerleştirmenin gerekçelerini verdi.” (Rusya’da barış yanlılarının ilân ettikleri “Manifesto”dan…)

(Kuşkusuz, insanların bu savaş karşıtı hareketi, her türlü takdirin üzerinde çok onurlu bir hareket..! Çünkü insanın başka ülkelerin savaşına itiraz etmesi kolaydır ama kendi ülkesinin yurtdışına asker göndermesi, askeri harekâta girişmesi, düpedüz işgal ve istila etmesiyle kıyametin koptuğu dönemlerde “savaşa hayır!”demesi çok zor bir iştir ve bunu pek az ülkede halklar yapabilir!)

2008’de Gürcistan’la yaşanan gerilim ve ardından yapılan savaşta da görülmüştü. Abhazya ve Güney Osetya, önce Gürcistan’dan kopmuşlar, bağımsızlıklarını ilan etmişler, hemen ardından Rusya tarafından tanınmışlardı. Bu kez de süreç benzer şekilde işledi. 

Yanı başımızdaki Ukrayna’da da önce savaş tamtamları duyuldu ve ardından da askeri müdahale başladı. Yaşananların nedeni tabii ki tek değil. Çarlık Rusyası’na dönük şoven ve irredantist özlemlerini dile getirmekten kaçınmayan Vladimir Putin’in bu hamlesi, Rusya’nın bu tutumu dünyanın eski efendileri ile bir kapışmayı gündeme getiriyor, bunu göze almadan realize edilemiyor. Bunun gerçekleşebilmesinin yolu ise Çin desteğini gerektiriyor.

Ancak Rusya, meşru ve haklı sayılabilecek endişelerini müzakere yöntemi ile giderebilme şansına sahipken, Devlet Başkanı Putin, “Ulusa Sesleniş” konuşmasında dile getirdiği, Ukrayna’nın varlığını ve değil bağımsızlığını, bir devlet olma vasfını bile inkâr etmesiyle ihtilafı sıcak bir çatışmaya dönüştürdü. Çok tanıdık bir slogandı adeta vazettiği; “Ukrayna Rustur; Rus kalacaktır! Bu tutum, gerek AB gerek NATO’nun ve diğer batılı ülkelerin de katılımıyla Rusya’ya karşı ağır yaptırımlara yol açtı.

Bu adımı da diplomatik görüşmelerden sonuç çıkmadığının, ABD ve NATO’nun Rusya’yı kuşatma, Ukrayna’yı üye yapma siyasetinden vazgeçmediğinin, herkes tarafından görüldüğü bir anda attı Putin.

“Bu adım” diye bir çırpıda yazıp geçtiğimiz ise, kadınları, çocukları, yaşlı ve yoksulları vuran, doğayı yok eden saldırgan, kirli bir “savaş”!

Durum artık iyice kontrolden çıkmış görünüyor. Ve Rusya’nın çabuk bir zafer beklediği ve beklediğini bulamadığı yorumu yapılabilir bugün.

Emperyalist-yayılmacı Rus devleti, tamamen irredantist bir emperyal nostalji ve “Büyük Rusya (şoven) milliyetçiliği” adına Ukrayna’yı işgal ediyor. Savaşa aç, yayılmacı Putin yönetimi reel sosyalizm sonrasında içine düşülen ve Covid-19 salgını sonrasında daha da derinleşen krizi milliyetçi duyguları ateşlemek için kullanıyor, eski etnik-milliyetçi çatışmalardan faydalanmaya çalışıyor ve böylece krizinden çıkmaya çalışıyor. Buna hiç değinmeyen, apaçık cereyan eden olgular karşısında gözlerine mil çekilmişçesine körleşmişler var, yaşadığımız coğrafyada…

Diğer taraftan kimileri de, tam da bu bölgeyi bir cephaneliğe çeviren ve savaşın çıkmasına tek neden olmasa da başlıca nedenlerden olan NATO genişlemesi konusunda ve ABD provokasyonları hakkında hiçbir şey söylemiyorlar… ABD’nin 30 yıldır Baltık bölgesinden başlayan ve Orta Asya’ya kadar uzatılmak ve Rusya’yı çevreleyip kuşatması istenen “NATO kuşağı” hakkında da… Dilleri “lâl-ü ebkem”..! Ağzını açanlar ise, apaçık gerçekleri inkâr etmek için açıyorlar…

“Dünyada olup bitenlere ABD dış politikalarının bakış açısından bakanlar, bu klişeler dışında söylenen her şeye, Putin’in ne menem bir adam olduğunu hatırlatarak cevap verip konuyu kapatma çabasındalar… taraf tutarken ilkel tercihlerde bulunmayı marifet belleyenler “kişiler üzerinden yapılan değerlendirmeleriyle, sorunların derinliğini gölgeliyorlar…”

“Başkalarının günahlarıyla aziz olunmaz!” der, A. Çehov…

Hiçbir bahane savaşı “mazur” gösteremez. Başta ABD hegemonyacılığı olmak üzere, eski emperyalist metropollerin ve savaş aygıtı NATO’nun provokasyonları da Rus oligarşisinin irredantizmi, saldırganlığı ve işgaline mazeret teşkil etmez!.. Bir başka ifadeyle NATO’nun genişleme emelleri, Rusya’nın askeri harekâtını meşrulaştırmayacağı gibi Rusya’nın askeri harekâtı da NATO’nun genişlemesini meşrulaştıramaz!

***

- “Alman Der Spiegel dergisi, 18 Şubat Cuma günü, Ukrayna krizinin tırmanmasının sebepleri arasında sayılan ‘NATO’nun doğuya doğru genişlemesi’ meselesinde tartışmanın seyrini  değiştirebilecek öneme haiz tarihi bir belge yayımladı. Söz konusu belge, 6 Mart 1991 tarihinde (Batı) Almanya’nın eski başkenti Bonn’da yapılmış olan ve ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın dışişleri bakanlığı siyasi direktörlerinin katıldığı bir toplantının tutanağı. İki Almanya’nın birleşmesi sürecine atıfların da yapıldığı belgede, Batılı ülke temsilcilerinin NATO’nun Almanya’nın doğusuna genişlemeyeceğini Sovyetler Birliği’ne kesin bir dille ifade ettiklerinin altı çiziliyor.

Bir dönem ‘gizli’ olarak tasnif edilen, ancak daha sonra gizliliği kaldırılan görüşme tutanağı, Boston Üniversitesi (ABD) Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyelerinden Doçent Joshua R. Itzkowitz Shifrinson tarafından Birleşik Krallık Milli Arşivleri’nde kayıtlı 1990-1991 yılları arasındaki belgeler arasında bulunmuş.” (“Bir Belge ve Bir Söz Üzerinden Ukrayna Krizi”, A. Özkan, t24, 21 Şubat 2022.)

ABD, “savaştan uzak” olacağı düşüncesiyle, egemenliğini yeniden kurmak için Avrupa-Rusya çatışmasını körüklüyor, Ukrayna’yı da ateşe atarak… Şüphesiz emperyalist yayılmanın bir parçası her şey. ABD’nin global paradigmasında, Biden ile daha bir belirginleşen stratejisinde, Rusya ile Çin’e “düşman” muamelesi yapma değişikliğinden söz edebiliriz. Çin’in “Kuşak ve Yol” projesi eski kıtada engelleniyor, Avrupa’da yeni şirket satın almasının önü kesiliyor, örneğin… Bu, önümüzdeki süreçte mücadelenin daha da kızışacağı anlamına geliyor. Kapitalizmin eşit olmayan gelişme yasası işliyor…

Bir başka “iktidar” odağı olan Batı ise, adolesan döneminden çıkamamış “kart” bir ergene dönüştü. Rusya-Ukrayna savaşını bahane ederek insanlığın ne kadar kültürel mirası varsa üstünde tepinmeye başladı. Rus klasiklerine savaş açtı. Sanatçılarına, kültür insanlarına, sporcularına da… Yetmedi,  Avrupa’da öğrenimlerini sürdüren Rus öğrencilerine de… Üniversiteler, müzeler, filarmoni orkestraları, sahneler, konser organizasyonları, spor organizasyonları, fuarlar ve ilh. sıraya girdiler… En son duyduğum haber, doğruysa eğer, “tüy diken” tam bir “akıl tutulması” şahikası; Rus kedileri de nasibini almış bu furyadan…

Düzeni bozulmuş bir kapitalist emperyalist sistem içinde bir “ikilemle” karşı karşıyayız yine. Bir tarafta ABD-Avrupa/NATO, diğer tarafta Rusya ve elbette Çin. Bir tarafta gerilemekte olan bir küresel hegemon, diğer tarafta yükselmeye çabalayan bölgesel hegemonya adayı ve bir numaralı global hegemon olmaya uğraşan yeni güç. Karşımızda, kapitalist dünya ekonomisini ve jeopolitiğini yeniden şekillendirmek için birbiriyle kıyasıya rekabet eden güçler var. Ne idüğü “önemli olmayan” yönetimler altındaki büyük emperyal güçlerin, küresel ölçekte kanlı bir rekabet yürütmeye devam ettiği bir dünyada yaşıyor olmamız, talihsizliğimiz…

- İnsansoyunun tarih boyunca yaşayageldiği çatışma/savaş deneyimi, o denli derin ve güçlü bir travmatik hatırlama ve yıkım çağrışımı ki, hiç kimse çıkıp da “barışı öldürme”yi savunamıyor. Yaptığına “barışı tesis etme adına” gibi kof argümanlarla bahaneler üretiyor.

Kızılca kıyamet kopacaksa, konvansiyonel mi olacak, nükleer mi?

“Dünyanızı stratosferde salınan bir radyoaktif kül olarak almaz mıydınız?”

 Seçenekler bunlarsa, seçmeyi reddediyorum..!

Savaşın geri dönülmez yıkımını reddediyor, bir kez daha barışı seçiyorum..!

***

“Her şeyden habersiz olanlardan başka gülümseyen kimse yok” derShakespeare, Macbethte

Her gün Karadeniz’in karşı yakasında yaşanan savaşın çığlıklarını, acılarını, dehşetini izliyoruz… insanların son model silahlarla topluca katledilişi karşısında çaresizlik içinde bekliyoruz.

Bu savaş ABD/NATO/Avrupa ile Rusya arasında ama Ukrayna topraklarında yapılan bir savaş… Bu savaş aynı zamanda, yakın gelecekte dünyanın geleceğinin nasıl şekilleneceğini de belirleyebilecek bir öneme sahip…

Hegemonya, belli tarihsel koşulların, devletlerarası ilişkilerdeki dengelerin belli bir düzeyinin ürünüdür. O koşullar, dengeler zamanla bir daha geri gelmemek üzere değişir. Ve hegemonya, rıza alabilme ile caydırıcı şiddet uygulayabilme kapasiteleri arasındaki diyalektiğin üzerinde durur.

- 2004’te yedi ülke, 2009 yılında Arnavutluk ve Hırvatistan, 2017 yılında Karadağ, son olarak da 27 Mart 2020 tarihinde Kuzey Makedonya NATO’ya üye oldu ve örgütteki üye devlet sayısı 30’a yükseldi.

2008’de Rusya’nın Güney Osetya üzerinden verdiği sert tepkiden ötürü Gürcistan ABD’nin büyük desteğine rağmen NATO üyeliği sürecini duraklatmak durumunda kaldı.

- Twitter’daki sosyal medya hesabı üzerinden 14 Haziran 2021 tarihinde yaptığı açıklama ile ülkesinin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) üye olacağını ve bu durumun NATO liderleri tarafından teyit edildiğini iddia eden Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’nin hamlesi ise bizi bu günlere getirdi…

Rusya’nın işgal girişimi karşısında Batı’nın yeniden hegemonik bir siyaset biçimi etrafında “ortaklaşma”ya yöneldiği de görülüyor… Bu bir yandan, Rusya’yı ekonomik açıdan çevreleme, bir yandan da Ukrayna’ya silah/mühimmat desteği sağlama ve Rusya’ya komşu ülkeleri NATO şemsiyesi altında daha aktif bir güvenlik konseptine davet etme şeklinde beliriyor.

Almanya, Hüseyin Hasançebi’nin 2014 Ukrayna krizinde yazdıklarını doğrularcasına, ”O Almanya”ya geri döndü. Şansölye O. Scholz, bir hafta içinde, Almanya’nın geleneksel Rusya politikasını değiştirerek, Rusya’dan gelen Kuzey Akım-2 enerji hattını iptal etti; Rusya’ya yönelik ticari ve finansal yaptırımlara katılacaklarını açıkladı. Kısacası, tüm müesses nizam, Scholz’un “180” derece dönüşünü, kamuoyunu da yanına almış olarak destekliyor..! Eğer Çin’e önleyici bir darbe indirilecekse, önce onun Avrupa’ya uzanan müttefiki Rusya’ya −Almanya’nın iradesi teslim alınarak− indirilmeli!..

- Savaşın ne zaman biteceğini kestirmek zor; nereye kadar genişleyeceğini ve evrileceğini de..!

Şu anda en önemlisi Ukrayna krizinin diplomatik yollarla, kansız biçimde çözülmesi. Nitekim başta Almanya ve Fransa gibi Batı Avrupa ülkeleri bu yönde çaba gösterdiler. Sonuç bu çabaların ABD tarafından engellenmesi oldu; zira öyle görünüyor ki, ABD’nin dış siyaset stratejisi Ukrayna’da Rusya’nın bataklığa saplanması ve Putin’in gücünün kırılması, nihayetinde Putin’siz bir dünya. Bu hedef doğrultusunda can kaybının, bir ülkenin daha mahvolmasının iki taraf açısından da hiçbir önemi yok.” (Nuray Mert, “Putinsiz Dünya”, K24, 03 Mart 2022.)

- Batı’nın Ukrayna’da çatışma sürecini uzatmak istediğini, Suriye’deki gibi bir Hibrit savaş istediğini söyleyebiliriz rahatlıkla… “İnsani koridor”u bile araçsallaştırıp bu doğrultuda kullanıyor taraflar…

- Jean Paul Sartre "Savaşı zenginler çıkarır, yoksullar ölür." diyerek tarihe o ölümsüz notu düşmüştü.

- Savaşlar... zengin ülkelere yarıyor; dünyayı ise yoksullaştırıyor. Berlin Uluslararası Güvenlik ve Gelişim Merkezi’nden (ISDC) Tilman Brück ve ekibi 190 ülkenin son 50 yıldaki savaşları ve ekonomik gelişmelerini değerlendirmesinin ilk sonucu bu…

- Ve eğer bir “satranç tahtası”ndan söz edilecekse bu, bütün yeryüzü olacak anlamına geliyor. Şöyle ya da böyle, girdiğimiz süreçte bir “yeniden paylaşım” söz konusu…

Meydana gelen karmaşa ortamından kazançlı çıkanlar olduğu belli. Zaten kan ve gözyaşı üzerinde yükselen acımasız oyunun tek amacı daha çok kazanma üzerine kurulmuştur.

Kapitalizm insanlığın en rezil anlarında en çok parayı kazanır…

Onlar için savaş, deprem ve pandemi gibi olağanüstü yıkımlar en güzel gelir kaynağı sayılır. Dün de öyleydi, bugün de…

Her şeyden önce savaşa karşı olmalıyız! Anti-emperyalist tutum da buradan geçer! Geleceği, sadece Batı’nın ve Doğu’nun barış ve özgürlük güçlerinin sokaklara taşmaya başlayan uluslararası dayanışmasında arayabiliriz.

Kadınlarsa zaten savaşa karşıdır; ama anneler çocuklarının beslenme çantalarına “barış” koyduklarında yenmiş olacağız savaşı…

Hüseyin Hasançebi’nin 2014’te kaleme aldığı ve güncelliğini halen korumakta olduğu bugün bir kez daha anlaşılan yazısının başlığı bir soruydu:

Ukrayna Kimin?”…

Bugün gelinen konjonktürdeyse hayat çok daha sert bir soru soruyor: “Dünya kimin?”…

“Zihinsel vasatlığa teslim olmuş bu yerkürenin sakinleri dünyayı daha iyi anlamak istiyor mu?“…