Kapitalizmin 2008 krizinde, sol görüşlü gözlemciler, “kriz” kelimesinin Almanca çevirisine karşılık gelen iki Çince sembolün “tehlike” ve “fırsat” olduğuna dikkat çekmekten yorulmadılar. Tıbbi açıdan da kriz, hastanın ya öleceğinin, ya da −hatta yeni savunma gücüyle donatılarak− hayatta kalacağının belli olacağı kritik bir andır.
“Korona krizi” hem ekonomik hem de tıbbi bir krizdir. Daha somutlaştırılırsa: yaşlanan nüfuslarına rağmen 1000 kişiye düşen hastane yataklarının sayısını 1970’lerden bu yana ortalama 8,7’den yarıya düşüren OECD ülkelerindeki sağlık sistemleri için bir stres testidir. Kırk beş yıllık neoliberalizmin ve son on yılın kemer sıkma politikasının izleridir bunlar.

Hastane yatakları (1000 kişi başına); OECD, Düşük/Orta Gelirliler, ABD.
2008 krizi de hem bir tehlike hem de bir fırsattı. Sonunda, çalışan nüfus için sadece tehlike kaldı: emeklilik ve sağlık sisteminde kesintiler, kamuda işe alımların dondurulması, asgari ücretlerin düşürülmesi ve Güney Avrupa’da bölgesel toplu sözleşmelerin ortadan kaldırılması − hepsi rekabet gücü uğruna. Ve bankaların kurtarılmasıyla bir sorun haline gelen kamu borçlarını azaltmak adına.
Soru şu: Bu krizde tehlike ne, fırsat ne? Tehlikeler ortada. Yalnızca “Siyah Sıfır” [denk bütçe] geçici olarak askıya alınıyor, Batıdaki hükümetler bütçelerini şimdi büyük ölçüde artırıyor ve [Almanya] Ekonomi Bakanı Peter Altmaier kamulaştırmaları bile devreye sokuyor1 diye neoliberalizm ölmedi.2 Hükümetler ikisini 2008’de de yaptı; iki yıl sonra, banka kurtarmaların ve devletin şirketleri yeniden yapılandırmasının hesabı halka çıkarıldı. Şimdi bile, iktidardakiler bunu açıkça dillendiriyor. Donald Trump: “Devlet müdahalesi ekonominin kamulaştırılması değildir. Amacı, serbest piyasayı zayıflatmak değil, serbest piyasayı sürdürmektir.”3 Eğer sendikalar ve sol, şirketlerin himayesiyle şirket hisselerinin kamuya aktarılmasını ve servet vergisinin yeniden devreye sokulması gibi tedbirlerle kamu finansmanının sağlama alınmasını bir araya getirmek için yoğun baskı yapamazlarsa, mevcut krizde girişilen şirket borçlarının kamusallaşmasının sonucu aynı kemer sıkma politikası olacaktır.
Ancak burada konu fırsatlar olmalı. En az beş alanda fırsat var.
Birincisi: COVID-19 krizinde hangi toplumsal alanların sistem için önemli olduğu görünüyor. Politikacılar birden işçi sınıfını alkışlamaya başladılar: hemşireler, süpermarket kasiyerleri, depo işçileri, kuryeler, çöpçüler. İşçiler bu krizin ana cephesindeler, topluma tedariki gerçekleştiriyorlar ve kendileri ile ailelerini enfeksiyon ve ölüm tehlikesine atıyorlar. Orta sınıf aileler, çocuk yuvalarında, anaokullarında ve ilkokullarda bir sürü çocuğa bakmanın ne anlama geldiğini ilk elden tecrübe ediyorlar. Kimse borsalardaki, danışmanlık şirketlerindeki veya büyük şirketlerin hukuk bölümlerindeki takım elbiselileri aramıyor. Yıllarca görünmez kılınan, işten çıkarılma engeli çok katı, ücretleri çok yüksek, emeklilik hakları çok açgözlü bulunanlar birden kahraman oldular.
Bu söylem değişikliği önemli. Doğru: alkış kirayı ödemiyor. Doğru, uluslararası politika, halen öncelikle şirketleri ve daha az işçileri himaye ediyor. Fakat ücretli kitlelerde yeni bir öz güven potansiyeli var: Sistem için önemli olanların ücretleri yükseltilmelidir!4 Almanya'da bunun anlamı şu: asgari ücret her yerde 13 Euro’ya [saat başına; halen 9,35 Euro, ç.n.] yükseltilmelidir, perakende ve lojistik sektöründeki toplu iş sözleşmelerinin bağlayıcılığı kamu sözleşmeleri yapıldığında örneğin serbest çalışan bakıcılar için de güvence altına alınmalıdır.
Yeni öz güven, neoliberalizme dönüşten bu yana işçi hareketinin tarihsel savunma konumunda olması göz önüne alındığında da son derece önemli. Solda da klasik, “Emeğin insanı, uyan! Ve gücünü bil! Tüm çarklar durur, İsterse güçlü kolun senin!”* hitabının yerini karşı bir güçten ziyade aczi ifade eden bir kurban söylemi almıştı: zavallı Hartz-IV [işsizlik] yardımı alanlar, zavallı taşeron işçiler, zavallı sözleşmeliler vb. Hâlbuki şimdi yeni bir üretici gururu yaşıyoruz!
Sınıfın yeni öz güveni sadece bir söylem olarak da ortaya çıkmıyor. Özellikle sistem için önemli olmayan alanlarda, holding patronlarının pervasızlıklarına karşı yeni iş mücadeleleriyle gelişiyor. Almanya'da sendikalar, kısa çalışma yardımlarının (Kurzarbeitergeld) yüzde 90’a çıkarılması (hükümetin kabul ettiği yüzde 60 yerine) için savaşıyorlar. Diğer ülkelerde üretimin durdurulması ve hastalık ödemesi için düzensiz grevler (wilde Streiks) oluyor:5 İtalya’da Fiat’ta, çelik endüstrisinde, tersanelerde, silah sanayinde ve havacılıkta, İspanya’da Mercedes, Iveco ve Volkswagen’de, ABD’de, Sterling Heights şehrinde (Michigan eyaleti) Fiat-Chrysler’da, WholeFoods, General Electric ve Chicago, New York ile başka yerlerde Amazon’da. Detroit’te de otobüs şoförleri grev yaptı ve korona krizi süresince biletlerin basılması zorunluluğunu kaldırttı. İtalya'da yoksulluktan çıkan isyanlar mecburen temel gelirin devreye alınmasına yol açtı.
İkincisi, krizler korku yaratır ve derine yerleşmiş toplumsal korkuları güçlendirir. Hareket kabiliyetine kavuşmaya çalışırken öğrenilen eğilimleri derinleştirir. Bazı insanlarda kriz, neoliberalizmin içselleşmiş dayanışmadan kopuşunu açığa çıkarıyor: Hayatta kalmacılar [Alm. Prepper, İng. Survivalist] ve imkânı olanlar, kıt olan veya olduğu düşünülen tuvalet kâğıdı, koruyucu maske ve dezenfektanlar gibi malları istifliyorlar, bazıları bunları karaborsada kâr amaçlı satmaya çalışıyor, hatta Sandhausen’dan 24 yaşındaki Timo Klingler ve Chattanooga’dan (Tennessee [eyaleti, ABD]) 36 yaşındaki Matt Colvin gibi bireyler, sistematik olarak stoklanmış tıbbi malzemelerle milyoner olmaya çalışıyor, Neukölln’de insanlar süpermarkette tuvalet kâğıdı için dövüşüyor ve Würselen’de iki paket çalmak için bir araba soyuluyor. Eleştirel Psikolojinin kısıtlayıcı hareket kabiliyeti dediği yanındakine dirsek atma davranışı, neoliberalizme iyice uymuş öznelerde yoğunlaşıyor.
Aynı zamanda, yeni dayanışma ve toplumsallaşma biçimleri ortaya çıkıyor: Berlin’de, dayanışma içindeki insanlar meydanlarda evsizler için gıda toplama yerleri açıyor, Kanada’da Montreal’de mahallelerde, mahalle komşuları balkondan, pencereden Leonard Cohen şarkıları söylemek için randevulaşıyorlar. Bamberg’de çatılarda İtalya ile dayanışma için sosyalist partizan şarkısı “Bella Ciao” söyleniyor. Evlerindeki solcular da zayıf durumdaki –yaşlı, hastalığı bulunan− komşularına alışveriş için yardım teklif ediyorlar. Birden mahallenizi tanıyorsunuz ve dayanışma hissedilir, elle tutulur oluyor.
Krizdeki bu yeni mekânsal kompozisyonlar gelecekteki mahalle ve kent politikaları için muazzam bir potansiyel oluşturmaktadır ve hareketçi sol** bunu değerlendirmelidir. Kısmen bunu şimdiden yapmaktadır, Aşağı Saksonya’da ve başka yerlerde Sol Parti (Linke) üyeleri halen kapalı olan –ki yarısı kapalı− aşevlerini yedekleyerek gıda güvenliğini sağlıyor ve devletin bıraktığı boşluğu dolduruyor. Bu şekilde, 1918/19’deki sosyal devrimin ve Sovyet Cumhuriyetlerinin çökmüş arz karşısında halkın tedarikini sürdürme çabası içinde oluşan işçi konseylerinin bir sonucu olduğunu hatırlatıyorlar. Ve eğer sol bunu yapmazsa, Bamberg'de olduğu gibi, neo-Naziler yapıyor.
Üçüncüsü, bu kriz sadece tabanda dönüştürücü örgütlenme için değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal düzenin büyük yapılarında değişim için de fırsatlar sunmaktadır. Büyük burjuvazi o yüzden uzun süredir endişe içindedir. Geçenlerde Economist yazıyordu, “[Bu krizden sonra] ‘sihirli para ağacının’ olmadığını savunmak daha zor olacak. Eğer kapitalist devletler korona virüsü salgınıyla savaşmak için sınırsız para harcayabiliyorlarsa, insanlar hükümetlerin neden bu arada Yeşil Yeni Düzen yatırımları için bunu yapamayacağını soracaklar mı?”.6 Dünya, “ekonomi politikasında bir devrimin erken bir aşamasında. Devlet muhtemelen sadece kriz sırasında değil, sonra da uzun süre ekonomide çok farklı bir rol oynayacaktır.”
Ne var ki, devrim kendi kendine olmaz. Sol, kendisine bir tehlike ve yeni kemer sıkma politikası olarak geri dönmeden, bu tarihi fırsatı kullanmalıdır. Daha 2008/2009'da “Britanyalı milyonerlerin dergisi” (Lenin) Economist, sloganını duyurmuştu: “Kriz sırasında kuruşları saymak yok, ama sonra dengeli bir devlet bütçesi.”
Dolayısıyla söz konusu olan, İngiliz İşçi Partisi seçim programının, Bernie Sanders’in ve Almanya'daki Sol’un (Linke) uzun süredir talep ettiği, sosyal-ekolojik sistem değişimi için gerekli trilyonluk yatırımlardır. Bu yönde müdahaleci bir devlet talebini kriz desteklemektedir: Almanya'da özel şirketlerin koruyucu kıyafet fiyatını 19 kat artırarak, ABD’de ilaç şirketlerinin korona ilaçlarının fiyatını iki katına çıkarıvererek kapitalist kâr maksimizasyonu prensibini son haddine vardırması, Linke’nin Karl Marx veya Karl Polanyi'ye dayanarak hep söylediğini apaçık ortaya çıkarıyor: kapitalizmde pazar etkin bir dağıtım mekanizması değil, özel sektör holdinglerini toplum ve çevre pahasına zenginleştirme aracı.
Kriz neoliberal devletin çaresizliğini gösteriyor. AB Komisyonu kendini, evde 3 boyutlu yazıcısı olan bireylerden tıbbi araç-gereçlere katkıda bulunmalarını istemek zorunda hissediyorsa, bu sistemin iç çürümesini yansıtır. COVID-19 krizi o yüzden devletleri krizi yönetirken, İspanya'daki merkez sol hükümetin hastaneleri kamulaştırılması gibi olağandışı önlemler almaya zorluyor. Besbelli ki, özelleştirilmiş ya da kârlılık nedeniyle kapatılmış hastaneler, vaka başına sabit ücret uygulaması (Fallkostenpauschale) vb. ile tamamen piyasalaştırılmış bir sağlık sistemi sağlığa hizmet etmedi, sadece kâr maksimizasyonuna ve sonradan şirket gruplarına ve zenginlere vergi indirimi olarak akacak kamu kaynaklarını kısmaya yaradı.
Halk sağlığı ve yararı için hastanelerin yeniden belediyelere verilmesi ve finansmanlarının garantilenmesi ihtiyacı bu krizde açıkça görülmektedir (bkz. Dück, LuX Korona Dosyası). Konut piyasasındaki kriz de göstermişti, borsada işlem gören büyük gayrimenkul şirketleri kamunun elindeydi, dolayısıyla sol şimdi sağlık, eğitim, konut, ulaşım ve iletişim gibi temel alanların derhal kâr prensibinden kurtarılmasını talep eden geniş kapsamlı bir program için çabalamalıdır. Kriz toplumsallaşma zamanıdır. Finans sektörü de buna dâhil, çünkü ancak toplum için gerekli üretim ve yaşam alanlarının finansmanını denetleyebilirsek, toplum olarak geleceğimizi ve sınırlı gezegenimizin geleceğini demokratik olarak planlamayı ve böylece yaklaşan iklim felaketini engellemeyi sağlayabiliriz. Günümüzün altı boyutlu krizinin7 insanlığın bir uygarlık krizi olarak aşılması ya sosyalist biçimde olacaktır ya da hiç olmayacaktır (bkz. LuX 3/2019).
Dördüncüsü, ekolojik olarak sürdürülebilir ve demokratik olarak planlanmış bir ekonomi aynı zamanda üretimin yeniden yerelleştirilmesini ve seçici bir globalleşmeden uzaklaşmayı da içerir. Kriz burada da fırsatlar sunuyor. Tam zamanında üretim ile daha da zorlu hale gelen Çin’in COVID-19 krizi ve uluslararası sınırların kapanması birden temel malları kıt hale getirdi. Kriz, tıbbi ürünlerin maliyet nedeniyle Çin’den ithal edilmesi gerektiğinde, özel, kâr odaklı üretim yapısının halk sağlığı sistemlerini ne kadar savunmasız hale getirdiğini göstermektedir. COVID-19 krizi bir anda ulus devleti stratejik olarak önemli gördüğü üretimi savaş ekonomisinin yeni bir biçimi olarak yönlendirmeye mecbur ediyor. Almanya'da Volkswagen, Güney Alman otomobil endüstrisi tedarikçileri Zettl ve Sandler, Thüringen eyaletindeki yatak üreticisi Breckle ve tekstil şirketleri Trigema, Mey, Eterna ve Kunath şimdi solunum maskeleri gibi tıbbi ürünler üretirken, Jägermeister ve Diageo ile Beck’s bira fabrikası artık dezenfektan üretiyor. Trump yönetimi, aşikâr solunum cihazı açığı nedeniyle Kore Savaşının Savaş Üretimi Yasası’na başvurdu ve General Motors’u solunum cihazı üretmeye zorluyor. Büyük Britanya’da da durum farklı değil, muhafazakâr Başbakan Boris Johnson İngiliz endüstrisinden montaj hatlarını otomobil, uçak motoru, diyaliz makinesi, kazı ekipmanı yerine solunum cihazlarına üretimine çevirmesini istedi, çünkü İngiltere’de bu cihazları artık sadece bir şirket üretiyor. Tarihin ironisi, o da Shakespeare’in doğum yeri Stratford-upon-Avon’daki Breas şirketi – nasıl bir modern trajedi! Ancak Aristoteles’in dram teorisine göre, trajedinin anlamı ve amacı, (kendine) acıma ve korkudan katarsis, yani zihinsel arınmanın doğmasıdır!
Böylece bu kriz şimdi, iklim politikası nedeniyle de gerekli olan, üretimin uzun vadeli yeniden yerelleştirilmesi için fırsat sunuyor. Solun görevi, fırsatı değerlendirmek ve Kuzey Denizi'nde balık tutup, Güneydoğu Asya'da işlemden geçirip, sonra da Avrupa süpermarketlerinde satmanın makul bulunduğu kapitalist bir sistemin ne kadar akıl dışı olduğunu, ki her zaman da öyle olmuştur, göstermektir.
Beşincisi, yeni devlet müdahaleciliği ve şirketlerin üretiminin savaş ekonomisiyle yeniden düzenlenmesi, aynı zamanda ülkeler isterlerse sosyal-ekolojik yönde sanayi dönüşümünün hangi biçimlerde yapılabileceğini göstermektedir. İktidardaki bir eko-sosyalist hükümetin neler yapabileceğine işaret etmektedir. Toplumlarımızın gelişimini, gezegeni ve toplumu mahvederek para kazanan şirketlerin çok kısa vadeli kâr çıkarlarına bırakmak yerine, uzun vadeli planlarsak neyin toplumsal olarak mümkün olabileceğini göstermektedir. Hâlihazırdaki planlar, insanın ve doğanın sırtından kâr maksimizasyonuna değil, toplumsal ihtiyaçlarımız için üretimin kullanım değerine odaklanan ekonomik ve sosyal bir düzenin ışıltılarını gösteriyor.
Bundan dolayı kriz tarihi bir açılım ve fırsattır. Ne var ki, mali genişleme, ekonomik planlama ve endüstriyel dönüşüm sürekli olmayacak ve kalıcı biçimde azınlığın değil, çoğunluğun çıkarlarına, kâra değil, gezegenin korunmasına hizmet eden bir ekonomiye dönüştürülmeyecektir – eğer ki, sol şimdi bunu dayatmazsa. Walter Benjamin’in Pasajlar’da yazdığı gibi: “Diyalektikçi olmak, tarih rüzgârını yelkenlerine doldurmak demektir. Yelkenler kavramlardır. Sadece yelkenlerin olması yetmez. Belirleyici olan, yelkenleri nasıl çekeceğinizdir. ”
Bu yazı, 4 Nisan 2020’de Neues Deutschland gazetesinde yayınlanan makalenin genişletilmiş halidir.
Ingar Solty, Zeitschrift LuXemburg, Nisan 2020.
(Solty, Rosa Luxemburg Vakfı Toplum Analizi Enstitüsünde ve LuXemburg gazetesinde redaktör olarak çalışmaktadır, ç.n.)
Çeviri: Kızılcık.
* Georg Herwegh’in (1817-1875) 1863’de yeni kurulan Alman Genel İşçi Derneği (Allgemeinen Deutschen Arbeiterverein) için devrimci proletaryanın marşı olarak yazdığı Bundeslied’den ünlü dörtlük. [ç.n.]
** Bewegungslinke; Almanya’da Sol Parti (Linke) içinde Aralık 2019’da resmen Federal Çalışma Grubu (BAG) olarak kurulan, parti üyeleri dışında faal olanlara da açık, “parti hayatının ağırlıkla seçimler ve parlamento faaliyetine odaklanması”na karşı çıkan, “sınıfa ve harekete yönelik politika önerileri ve uygulamalarıyla” taban çalışmasına dayanan bir grup.
1. “Almanya tedarik zincirlerini yerelleştirmek istiyor, kamulaştırma mümkün, diyor bakan.” Reuters, 13 Mart 2020. (İng.)
2. “Neoliberalizm öldürüyor.“ Neues Deutschland, 25 Mart 2020. (Alm.)
3. “Zengin ülkeler covid-19’a karşı koyabilmek için radikal ekonomi politikaları deniyorlar.” Economist, 26 Mart 2020. (İng.)
4. “Korona krizi: Hemşireler alkıştan fazlasını istiyor.“ DW (Deutsche Welle), 2 Nisan 2020. (Alm.)
5. “Korona virüsü İtalya’da ülke çapında grevleri tetikledi.” Politico, 13 ve 15 Mart 2020. (İng.)
6. bkz. dipnot 3.
7. “Yarının dünyası - afet ve umut arasında geleceğimiz üzerine senaryolar.” LuXemburg, Aralık 2019. (Alm.)