Destek barışa ve çözüme değil, "Türkiye'nin uçacak olması"nadır
Hükümetin bir devlet projesi olarak, ama devletin iki has partisini dışarıda bırakarak, sadece Recep Tayyip Erdoğan'a yarasın diyerek başlattığı ve “Türkiye büyüyecek, genişleyecek, uçacak, Ortadoğu’ya hakim olacak” söylemiyle taraftar bulmaya çalıştığı “Barış süreci”ne toplumdan yüzde 70-80 gibi büyük destek geldi. Ancak bu desteğin, belki sadece yüzde 10’dan bile azı, “Kirli savaş bitsin, çocuklar ve gençler boşuna ölmesin”e, "Kürtler de Türklerle eşit vatandaş olsun"a verilen destektir. Sürece verilen desteğin yüzde 90’dan fazlası “Türkiye uçacak” vaadine, dolayısıyla AKP’ye ve Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık hayaline verilen destektir. Bu destek PKK’nın yenilmesine ve AKP’nin kazanmasına verilmiş milliyetçi, şoven, Kürt düşmanı bir destektir.
Fazıl Say'ın babası Ahmet Say: "Oğlum hakkında haksız bir ceza verildiği için üzgünüm, kırgınım. Türkiye'nin ilerlemesi yönünde, tam bağımsız, demokratik olması yolunda mücadele eden nice gencimiz yakın tarihimizde öldürüldüler. Onların da babaları, anneleri çok ağladı. Benim fazla sızlanacak halim yok.
Twitter'da yayınlanmış bir cümleyi tekrarladığı için yargılanan Fazıl Say'a İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi 10 ay hapis cezası verdi.
CHP’nin solcular tarafından eleştirisi, genellikle CHP’den umut ve beklentilere dayanır. Ah bir sosyal demokrat veya olmadı hakkıyla kemalist olabilse. Şöyle bir yumruğunu masaya vurabilse. Emekçilerin sesini duyabilse...
Aynı zamanda ulusalcı olan solculardan CHP’ye sürekli ve şiddetli eleştiriler gelmeye başladı. Haksız da sayılmazlar; CHP köklü, devlet ve siyaset müktesebatı en yüksek, okumuş-yazmışlara dayanan, yönetiminde saygın bilim insanları da olan bir parti olduğu ve tabanı da Türkiye’nin en ‘medeni’ kesimlerinden oluştuğu halde, cehaleti paçalarından akan, neyi niçin ve kim adına konuştuğunu kendisi de bilemeyen bir R. Tayyip Erdoğan’ın hakkından gelemiyor, popülaritesini bir türlü söndüremiyor. Önümüzde peş peşe yapılacak seçimler var. AKP gene oyları silip süpürecek, CHP yine nal toplayacak. Anlaşılır, tahammül edilir bir şey değil. Halbuki CHP aklını başına toplasa...
Türkiye ilkeler ve kurallarla değil, talimat ve emirlerle yönetilen bir ülke.
Tayyip Erdoğan 2011 Genel Seçimleri öncesindeki bir seçim mitinginde Taksim Parkına eski Topçu Kışlası'nın yeniden yapılacağını söylemişti. Dini imanı para ve rant olanların burayı da paraya çevirmek niyetinde olduğu besbelliydi. Nitekim 3 gün sonraki İzmir mitinginde aynı sözü yinelerken buraya “Rezidans ve AVM” yapılacağını müjdeledi.
CHP PKK aleyhtarlığıyla da bir yere varamaz.
MHP'nin başından beri diline doladığı “PKK ile görüşülmez” diskuruna şimdi CHP de katıldı. 30 senedir ANAP'ıyla, DSP'siyle, DYP'siyle, MHP'siyle, CHP'siyle, RP'siyle AKP'siyle, milli medyasıyla bütün devlet partileri o kadar çok PKK düşmanlığı yaptılar ki, onun genel başkanına o kadar çok küfrettiler ki, toplum öyle çok, öyle çok şartlandırıldı ki AKP hükümetinin PKK ile ve Abdullah Öcalan'la görüşmesi CHP ile MHP'ye siyasi rant ve oy avcılığı vesilesi oldu.
Müslümanlık kardeş çocuklarının evliliğini yasaklamıyor, mülkiyetten...
Eskiden konaklarda sütanneler vardı, “hamfendilerin” çocuklarını emzirirlerdi. Sadece varlıklı ailelerde değil, halk içinde de süt anneler çocuklara meme verirlerdi. Kız kardeş, kuzen veya eltiler ya da komşu kadınları birbirlerinin çocuklarını emzirirlerdi. Çocuklar büyüyüp yetişkin olduklarında o kadınlar da onların sevgili “sütnineleri” olurlardı. Bugün azalmış olmakla birlikte sütannelik hâlâ var.
Doğu Karadeniz'deki siyasi çeteler devletin beslemeleridir
HDK Heyetinin çıktığı Karadeniz Gezisinde Sinop ve Samsun'da konuk gruba linç girişiminde bulunuldu.
Medyada konuşan bir takım kâzip yorumcular bu saldırıları “mahalli grupların çıkardıklarını” ileri sürdüler, kimileri ise daha da azıtıp “halk tepki gösterdi” dediler.
"Herkes sussun" dedi başbakan, "Kürt meselesi çözülecek"!
Başbakan Erdoğan bir “açılım” daha başlattı. Bu sefer adını koydu: “Kürt açılımı” dedi. Çözümün odağına da PKK’nın lideri Abdullah Öcalan’ı yerleştirdi. İlk açılımdan, oy oranı düştüğü için vazgeçen Erdoğan farklı olarak şimdiki açılımdan oy bekliyor. Beklediği oyun bir yüzünü BDP’nin kendi sabit hedefi olan Başkanlığına destek vermesi teşkil ederken, diğer oy beklentisini, “Kürt meselesini çözen adam” mevkiine yükselmesine yetecek kadar halk desteği oluşturuyor.
Eğer demokratik bir ülkede olsaydık yer yerinden oynardı
Muammer Güler'in İçişleri Bakanlığı'na getirilmesine karşı tepkiler yok denilecek mertebede kaldı. Eğer demokratik bir ülkede olsaydık yer yerinden oynardı. Bizde ses seda çıkmadı.
Her sene 19 Mart'ta İstanbul Osmanbey'de Agos önünde toplanan on bini aşkın insan yeni İçişleri Bakanı atandığında ya da göreve başladığında neredeydi? Hrant'ı anmak “Buradayız Ahparig” demek mi?
Türk ordusu "barış zayiatı" savaş zayiatından fazla
Emek Partisi (EMEP) Kocaeli Darıca İlçe Örgütü Yöneticisi 20 yaşındaki Mazlum Aksu’nun, askerde intihar ettiği iddia edildi. Ailesine Aksu’nun G3 silahını sol şakağına dayayarak intihar ettiği bilgisi iletildi. Ailesi ise solak olmayan Aksu’nun bu şekilde intihar etmesinin mümkün olmadığını söyledi. Mazlum’un üç gün öncesinden beri psikolojik sorunlar yaşadığı şeklindeki ordu iddiasına karşılık babası oğluyla ölümünden bir gün önce konuştuğunu, oğlunun her şeyi ile normal olduğunu da açıkladı.
Ortaya şu gerçeklikler de çıktı:
Mazlum komutanların baskısından şikâyetçi olmuştu. Komutanlarınca sık sık sorgulandığı ve tehdit edildiği çıktı ortaya. “PKK’lısın” baskısına maruz kaldığı anlaşıldı. Telefon konuşmalarını Kürtçe yaptığı için baskı gördüğü dile getirildi.
Milli savunma bakanı intiharlarda asker ve sivil oranının eşit olduğunu açıkladı. Besbelli ki bir “gizleme” çabası söz konusu. Çünkü askerdeki 20-24 yaş arası gençlerdeki intihar vakaları, sivildeki 20-24 yaş arasındaki gençlerin intihar vakalarına göre 2,5 kat daha fazla. Bunun sebebi de bilimsel olarak; askerdeki geleneksel kötü muamele, hakaret, dayak, aşağılama ve sağlık haklarına yeterince erişememe gibi nedenlerle açıklanıyor. Askeriyede şeffaflığın zerresi bulunmuyor. Asker kendi kendisini yargılıyor, sivil mahkemelerce sorgulanamıyor.
“Askerde intihar(!)”ların komutanlarca yapılan açıklamalarının tek bir allahın kulunu bile ikna etmemesi “askeriye” denilen kurumun toplumca çok iyi tanınması nedeniyle değildir sadece; şüphe uyandıran başka nedenler de var:
Mazlumder İstanbul Şubesi hazırladığı raporla, 2012 yılı içerisinde intihar ettiği iddia edilen 42 askerden birinin Ermeni, 39’unun ise Kürt olduğuna dikkat çekti. Besbelli ki, bütün şikayetlere ve taleplere rağmen soruşturmaktan kaçınmak gibi bariz bir tutum benimseniyorsa, işin içinde bir iş var demektir. Askeri tutanaklarda en çok rastgelinen sözcüklerin “bilmiyorum”, “görmedim”, “duymadım” oluşu da soruşturmaların ne kadar güdümlü ve ört bas etmeye dönük yapıldığının kanıtı sayılmalı.
BDP, askeri mahkemelerin ölümlerin üzerini örtmeye çalıştığına, bu yüzden şüpheli asker ölümleri ile ilgili davaların sivil mahkemelerde görülmesi gerektiğine dikkat çekti fakat duyan bile olmadı. CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba da Araştırma Komisyonu kurulmasını önerdi; “Gençlerin sapasağlam girdikleri askeriyelerden tabut içerisinde çıkmaları kabul edilemez” dedi ama kimseden ses çıkmadı.
Son 10 yıl içinde şüpheli şekilde ölen ve intihar ettiği ileri sürülen asker sayısı, çatışmalarda ölen asker sayısını geçti; 10 yılda 934 erin intihar ettiği açıklanırken, çatışmalarda ölen asker sayısının 818 olduğu resmen doğrulandı. Buradan bir “şüphe” doğuyor; üstelik haksız da değil. PKK ile çatışmasına “savaş” diyen bu ordunun kendisidir. Savaştığı düşmanından 1 öldürmüşse, “iç düşman” bellediğinden 5 öldüren (1915-1922 arası tamamen böyledir) bir geleneğin uzantısı olması da “intihar” olaylarına dönük şüpheyi pekiştirmektedir. Hadi biz ikna olduk diyelim; Mazlum Aksu’nun babası niçin ikna olmuyor!