Bugün 9 Eylül, CHP’nin kuruluş yıldönümü olduğu için epey zamandır yazmayı ertelediğim bir şeyden söz etmek istiyorum.

Siyasi partiler, en basit anlatımıyla ülke yönetimine gelmek (devleti yönetmek) amacıyla kullanılan araçlardır. Bu anlamda da demokrasinin vazgeçilmezleri arasındadır. Demokrasilerde (birçok örnekte olduğu gibi diktatörlükte bile) ülkeyi yönetmek isteyenler önce bir siyasi partide örgütlenir, halkın teveccühünü kazanmak için çalışmalar yapar, çoğunluğun onayını alabilirlerse iktidara gelir, devleti yönetmeye hak kazanırlar. Siyasi partiyi bir iktidar aracı olarak görmek yerine işlevini abartarak bu yapıya kendisinde olmayan anlamlar yüklemek, insanı nesnel düşünmekten ve bundan dolayı doğru davranmaktan alıkoyabilir.

AKP/MHP ortaklığının, iktidarını sürdürmek amacıyla, muhalefeti parçalama ve bu yolla etkisiz hale getirme operasyonlarının her gün yeni bir örneğini yaşamaktayız. CHP kurultayı için verilen mutlak butlan kararı da bunlardan birisi ve en önemlisidir.

Mutlak butlan kararından sonra partideki önemli bir kesim önce partide kalarak mücadele etmeye çalıştı ancak kendilerine bu fırsatın verilmeyeceği açık bir şekilde anlaşılınca CHP’den ayrılarak Yeni Parti’yi kurdular. Mahkeme tarafından görevlendirilen Kılıçdaroğlu ekibi ise kendilerine AKP/MHP iktidarı tarafından verilen görevi eksiksiz ifa etme çabasındalar.

Ortada şöyle bir durum var: Bir yanda CHP’den ayrılıp Yeni Parti’ye geçenler. Diğer yanda butlan yönetiminin CHP’yi yönetmesini (mahkemenin verdiği mutlak butlan kararını) haklı bularak Kılıçdaroğlu yönetimi destekleyenler var. Üçüncü tarafta ise diğerleri... Yani kararı doğru bulmadığını ama “baba ocağı”nı terk etmenin doğru olmayacağını, ilk fırsatta yönetimi değiştirerek CHP’yi kurtaracaklarını ileri sürenler! (Yeni Parti’ye geçtiği halde bu düşüncede olanların sayısı da az değil.)

“Baba ocağı” terk edilemez mi? Butlan ekibinin yönettiği bir partide (yönetimi açıktan eleştirerek bile olsa) üye olarak kalmanın siyasetteki karşılığı nedir?

CHP’yi “baba ocağı olduğu için” terk etmediğini söyleyenlere bazı hatırlatmalarda bulunalım. İsmet İnönü, Bülent Ecevit yönetiminin uygulamalarını beğenmeyerek CHP’den istifa etmişti. Bülent Ecevit, 12 Eylül sonrası CHP kapatılmadan önce CHP’den istifa etmişti ve bir daha geri dönmedi. Deniz Baykal, 7 yıl SHP üyeliği ve bir süre genel sekreterliği yapmış, bu zaman içerisinde CHP aklına gelmemiş; kurultaylarda üç kez Erdal İnönü’ye karşı genel başkanlık yarışını kaybettikten sonra CHP’yi kurma girişiminde bulunmuştur. Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP öncesi siyasi manevralarını bilmeyen yok.

Bugün “baba ocağı terk edilmez” diyerek CHP’de kalmayı meşrulaştırmaya çalışanlara sormak gerekiyor: İnönü, Ecevit, Baykal “baba ocağı”nı sizden daha mı az seviyorlardı? Örneğin sizin CHP aidiyetiniz Önder Sav’dan daha mı güçlü?

Birileri ya olan bitenin yeteri kadar farkında değil ya da “baba ocağı” söylemi bilerek ve isteyerek istismar ediliyor.

Butlan yönetiminin kendilerine verilen görevi tamamlamadan CHP yönetimini bırakabileceklerini düşünmek siyasi körlüktür.

Herkes “baba ocağı”nda siyaset yapmaya devam etseydi Mustafa Kemal’in İttihat ve Terakki’de, Erdoğan’ın Saadet Partisi’nde, AKP’ye oy verenlerin ANAP’ta veya Doğru Yol Partisi’nde devam ediyor olması gerekiyordu.

Siyasi mücadelede “baba ocağı” söyleminin ajitasyondan başka hiçbir anlamı ve yaptırım gücü yoktur.

“CHP farklıdır, diğerleri ile kıyaslanamaz” diyenlerle tartışmayı sürdürebiliriz!