Bir hak, barış ve özgürlük mücadelecisinin hayatı ve mirası
Yol ver Çubuk Beli geçeyim...
Yalçın Kılıç, 30 Ağustos 1957’de Batı Akdeniz’in eski Likya medeniyetinin köylerinden birinde, Dengere’de dünyaya geldi.
Çiftçi bir ailenin ilk çocuğu olarak başlayan hayatı, ona hem köyün geleneksel değerlerini hem de işçi sınıfının mücadeleci ruhunu öğretti. O, kendini takip eden dört kardeşiyle birlikte, hep onların “abisi” olarak, hayatta sorumluluk ve fedakârlıkla dolu bir yolculuğa çıkacağı günleri işaret ediyordu.
Eğitim ve ilk mücadele yılları
Yalçın Kılıç, ilkokul eğitimini doğduğu köyde bitirdi. Ancak, annesinin “cahil” olarak bırakıldığı ve “ağa torununun okumasına gerek yok” anlayışının hâkim olduğu bir ortamda, kasabaya gönderilmeyerek eğitimi kesildi. İlerleyen yıllarda ailesi Burdur şehir merkezine taşındı. Yalçın Kılıç, bu dönemde farklı işlerde çalışarak hem ailesine destek oldu hem de işçi sınıfının yaşamını keşfetmeye başladı. Odunculuktan kireç işlemeye kadar pek çok işte çalışan Kılıç, işçi olarak bir fabrikada çalışmaya başladığında, işçi haklarının savunulmasının ve sendikal hareketlerin gücünü fark etti. Bu yıllar onun sınıf mücadelesini tanıdığı ve bu mücadeleye kendini adadığı yıllar oldu.
Sendikal mücadele ve zorluklar
Çalıştığı fabrikada işçilerin örgütlenmesi için aktif bir rol alan Yalçın Kılıç, patronları tarafından işinden atıldı. Ancak bu durum onun mücadele azmini kırmak bir yana daha da artırdı. El becerilerini kullanarak kendi demir doğrama atölyesini kurdu ve emekçileri örgütlemeye devam etti. 1970’lerin karanlık ortamında, işçi hareketlerine karşı yapılan baskılar onu da hedef aldı ve bir yıl boyunca Burdur Cezaevi’nde tutuklu kaldı. Bu deneyim ona mücadele için gerektiğinde bedel ödemenin kaçınılmaz olduğunu öğretti.
İstanbul’da yeni bir başlangıç
Yalçın Kılıç, cezaevinden çıktıktan sonra demir doğrama atölyesini İstanbul’a taşıdı. Burada hem kendi işini devam ettirdi hem de işçi sınıfı mücadelesini sürdürdü. İstanbul’da büyük bir bakır işleme fabrikasına işçi olarak giren Kılıç, fabrikadaki ve çevredeki işçilerin örgütlenmesinde önemli bir rol oynadı.
Tüm mücadelesi işçilerin birleşmesi, dayanışma içinde olması ve haklarının savunulması üzerine kurulu oldu. 12 Eylül 1980 darbesinin ardından, o dönemin baskılarından kaçabilmek için farklı isimlerle yaşamaya başladı ve birçok zorlukla karşılaştı. Ancak her defasında, mücadeleye devam etmekten vazgeçmedi.
Aile kurma ve siyasi aktivizm
1980’lerin ortalarında evlendi ve iki çocuğu oldu. Kızı hâlâ üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışırken, oğlu inşaat mühendisi olarak yaşamını sürdürüyor. Yalçın Kılıç için ailenin ve birlikte hareket etmenin gücü, yaşamının temel taşlarını oluşturuyordu.
Toroslardan İstanbul’a uzanan yolculuğu boyunca, birçok siyasi miting, kongre ve konferansların organizasyonunda görev aldı. Farklı gazetelerde sendikal hareketin ve sınıf mücadelesinin önemini anlatan yazılar yazdı.
Sonraki yıllarda Antalya’daki yaşamı
2000’li yıllarda Antalya’ya taşınan Yalçın Kılıç, mücadeleci ruhunu kaybetmeden yaşamına devam etti. Hedefi olan, Türkiye’deki işçi sınıfının birleşmesini sağlamak mümkün olmamış olsa da en azından kendi ailesini (5 kardeşi) aynı avlu içine toplayarak onlar ile birlikte yaklaşık 25 yıl geçirdi. Sınıfsal mücadeleden öğrenmiş olduğu “birlikte olmanın güzelliği ve gücünü” kardeşlerini bir araya getirerek başarmış oldu.
28 Kasım 2024’te, hayatını kaybeden Yalçın Kılıç, geride hem ailesine hem de mücadeleci bir nesle örnek olacak bir miras bıraktı.
Birlik olmak ve dayanışmanın gücü
Yalçın Kılıç, yaşamı boyunca her zaman “birlik” olmanın gücünü savundu. Önemli olanın ırmak olup çağlamak değil, okyanus olup dünyayı kaplamak olduğunu her zaman vurguladı. Yaşamının her anında ayrıştıran değil, birleştiren oldu.
Kılıç, son nefesine kadar özgürlük ve barış mücadelesinin adı bilinmeyen binlerce neferinden biri oldu. Torosların bir yayla köyünden başlayan ve İstanbul’un sendikal hareketlerine uzanan bir yaşamın özeti olan Yalçın Kılıç’ın mirası, her zaman yaşatılacak ve yaşayacaktır.
Ne diyordu şair; “bir gider bin geliriz”. Gelenlere ve geride kalanlara selam olsun!
Kılıç ailesi adına Mehmet A. Kılıç, 3 Aralık 2024, Burdur.
***
Mehmet Gürsoy anlatıyor:
“Bir insanı en iyi tanımanın yolu onunla birlikte çalışmaktır” sözü çevremdeki insanları doğru değerlendirme konusunda bana hep yardımcı oldu. Özellikle, eğer TSİP gibi sosyal ve siyasal ilişkilerin önemli yer tuttuğu bir organizma içinde yer alıyorsanız, çevrenizdeki insanları sürekli değerlendirmek zorundasınız demektir.
Ben Yalçın Kılıç’ı partinin Burdur teşkilatındaki gençlik yıllarında tanıdım. Burdur il teşkilatımız genel olarak 16-20 yaş aralığındaki gençlerden oluşuyordu ve ilişkimiz benim için bu heyecanlı genç arkadaşlarımızdan biriyle ilişkiden öteye geçmedi. 1980 Ağustos’unda İstanbul’a göçtüğüm günlerde hangi vesileyle bilmem, Burdur’dan iki genç arkadaşla karşılaştım. Adları Süleyman Acar ve Yalçın Kılıç olan arkadaşların da merkez tarafından istihdam edilmek üzere İstanbul’a alındığını öğrendim. Onlarla kısa süreli bir görüşmemiz oldu. Daha sonra da bu arkadaşların nerde nasıl görev aldığını bilmeden yıllar geçti.
1990’lı yılların ikinci yarısında yolumuz bir süre birlikte yürümek üzere kesişti. İyi ki kesişti ve Yalçın’ı tanımak fırsatını bu sayede yakaladım. Esenkent’te bir kooperatif inşaatına başlamıştım ve yine hangi vesileyle olduğunu şu anda hatırlamadığım şekilde Yalçın’ın bir metal işleri atölyesini işlettiğini öğrendim. Birlikte çalışmayı teklif ettim, o da kabul etti. O günden sonra inşaatın metal işlerini üstlendi. Kısa sürede hem disiplinli hem zeki ve maharetli ve hem de işinin tam ehli biriyle çalıştığımı fark ettim. Hayatım boyunca bu denli işine ve taahhütlerine sadık, muhatabının ne istediğini tam olarak anlayıp hayata geçirmeye çaba gösteren pek az insan tanımışımdır. Üstelik insan ilişkilerinde çok başarılı, karşısındakine dostluğunu hissettiren, yumuşak başlı ama kişilikli bir tutum sergileyen biriydi.
2000’li yıllarda Antalya’ya yerleştiğini klimacılık yapmaya başladığını öğrendim. Antalya’ya gelişlerimde Yalçın’ı arardım, Duacı’dan kalkıp şehir merkezine iner, buluşur, sohbet ederdik. Arada telefon vasıtasıyla görüşüyorduk. Hasta olduğunu biliyordum. Ölümüyle teşkilatı en fazla üzen yoldaşlarımızdan biri olduğundan hiç şüphe duymuyorum. Kendimi adeta kardeşimi kaybetmiş gibi hissediyorum.
Işıklar içinde uyu sevgili Yalçın.
***
Hasan Özden, Yalçın Kılıç’ı anlatıyor:
Ben Hasan Özden. Açık ve kapalı dönemde Zonguldak’taki görevimi tamamladım. 1981 Kasım’ında evimi İstanbul Güngören’e taşıdım. Görevim belirlenmişti. Yapacağım iş için çalışacağım yerin adresini aldım. Seyrantepe’de küçük bir demir doğrama atölyesinde Yalçın ile Sedat Özdil’i ilk kez gördüm. Yalçın ve Sedat bekâr gençlerdi. Atölyede yatıyorlardı. Partinin üyesi idiler. Bu iki kişinin de ayrıca sekreterleri olmuştum. Ayrı bir organ olarak çalışıyorduk. Çok fedakâr olan bu arkadaşlardan Yalçın işinde de çok iyi bir ustaydı fakat işleri azdı. O güne kadar hiç atölye deneyimi olmayan bana, Yalçın demir kesmeyi, kaynak yapmayı vb. öğretti. Yaşlı ama işe düzenli gelip giden bir çırak olmuştum.
İş ile ilgili verdiğimiz rapor kabul görmüştü ama iş miktar olarak çok zayıftı. Geliri bu iki arkadaşımızın yemek ihtiyaçlarına ancak yetiyordu. Daha fazla iş olur diye atölyeyi Dudullu’ya taşımamız istendi, taşıdık ama orada da iş olmadı. RABAK işçi arıyordu. Partinin isteği ile iki arkadaşımız atölyeyi kapatıp fabrika işçisi oldular. Yalçın ve Sedat dürüstlük ve çalışkanlıkları ile işlerinde kendilerini sevdirdiler. Hele Yalçın girişkenliği ile de kısa sürede dinlenilen, sevilen bir kişi oldu. Parti yayınlarını işyerinde okutuyorlardı. Yalçın, partili yaşamına 1981-1986 döneminde farklı kişilerle birlikte komite üyesi olarak devam etti.
Yalçın Kılıç’ın insani özelliklerini, becerilerini, Mehmet Gürsoy ve Mehmet Nur aramızdaki mesajlaşma grubunda çok gerçekçi ve güzel anlatmışlardı. Aynen katıldığım için tekrar etmeyeyim.
Partili yaşamında ne görev verildi ise Yalçın, o görevi (şartlar ne kadar yetersiz olursa olsun) en iyi şekilde yapar ve raporlardı.
Yalçın Kılıç kimdir?
Çağatay Anadol “Şu Bizim Sosyalist İşçi Partisi” adlı kitabında şöyle diyor:
“[B]u kitabı kendileri için yazdığım günümüzün ve geleceğin sınıfsız toplum aktivistlerine… Eğer bu mücadeleye kendiniz için değil de yoksulların veya işçi sınıfının kurtuluşu için girdiğinizi düşünüyorsanız yol yakınken bu işten vazgeçmenizi salık veririm size. Çünkü büyük bir yenilgi ile karşılaştığınızda –ki karşılaşacaksınız– başka insanlardan, yoksullardan, işçi sınıfından bekledikleriniz gerçekleşmediğinde ‘saçınızı boşuna süpürge ettiğinize’ dair söylenip duracak ve belki de ‘kenara’ çekileceksiniz. Ama eğer sınıfsız toplum mücadelesine kendiniz için giriyor, sınıflı toplumun durmaksızın ürettiği adaletsizliğe bir insan olarak karşı çıkıyor ve bu perspektiften daha adil bir dünya için mücadele etmeyi seçiyorsanız size karada ölüm yok. Başarmaya ömrünüz yetmese bile hâlâ devam eden insanlaşma sürecinde dev bir adım atmış olacaksınız. Yolunuz açık olsun!” [S. 293; vurgu bana ait.]
Aynı kitabın sunuş bölümünde de:
“[Yalçın Yusufoğlu ile] Her ikimiz de... ‘ütopik sosyalizm’ dönemi gibi ‘komünizm’ döneminin de kapandığına ve bir daha tekrarlanmayacağına inanıyor[duk]. … [B]en sınıfsız toplum arayışının daima süreceğine dair kanaatimi sürdürmekle birlikte... [s]ınıfsız toplum için mücadele ederken aynı zamanda kendi kişiliğimizi de inşa ediyorduk. Acaba yere göğe koyamadığımız ideallerimizle az çok uyumlu kişilikler oluşturabildik mi bu süreçte? Mücadelemiz bizleri hedeflediğimiz sınıfsız toplumun insanına biraz olsun yakınlaştırabildi mi? En önemli soru bu... [E]ğer bir mirastan söz edilebilecekse, geleceğe bırakacağımız en önemli şey!” [S. 9-10; vurgu bana ait] diyor.
İşte parti üyesi ve bir insan olarak bu özelliklere tanıdığım insanlardan en uygun olanı Yalçın Kılıç’tır. O, sadece TSİP içerisinde değil toplum içinde de insani ilişkilerde empati kurabilen, yapıcı, son derece becerikli ve ustaydı. “Geleceğin insanı nasıl olmalıdır?” sorusuna benim verebileceğim en kısa cevap: “Yalçın gibi olmalıdır.”
Yalçın’ın gelişiminde çalışma arkadaşlarının mutlaka katkısı olmuştur. Yalçın’ın gelişiminde bir nebze de olsa katkım olabildiyse ne mutlu bana!..
Yalçın, 29 Kasım 2024’te sonsuzluğa gitti.
Her yönüyle iyi, örnek bir insandın... Güle güle sevgili kardeşim Yalçın! GÜLE GÜLE.
8 Aralık 2024.