kunduraci-crMişon Usta, İstanbul’un kadim semtlerinden Vefa’da kunduracıydı. Dar ve sapa bir sokakta bulunan küçük atölyesinde, hiçbir yerde örneğini bulamayacağınız kendine özgü modeller üretirdi Mişon Usta. Üretirdi demişsek, öyle seri bir üretimden söz etmiyoruz. Ayda bir, bilemedin iki çift pabuç sözünü ettiğimiz. Üç beş kuruş harçlık çıkarmak için zamanının çoğunu müşterilerin sökük pabuçlarının onarımına ayırmak zorunda kaldığı için bizim ustanın yeni model pabuç üretimi oldukça sınırlıydı. Tek başına çalışırdı her zaman. Çırağa ödeyecek parası yoktu; olsa bile Mişon Usta’nın kafasına göre çırak bulması olanaksızdı. Bu konudaki birkaç denemeden sonra onun için çırak konusu sonsuza değin kapanmıştı.

Mişon Usta’nın evi hemen sokağın başındaydı. Karısı Eleni, öğle vakti evde hazırlamış olduğu yiyecekleri sefer tasına koyar, atölyeye getirirdi. Mişon Usta atölyede yalnızsa, küçük masanın üstüne örtüyü serer, kocası için sofrayı hazırlardı. Yemek işi tamamlanınca örtüyü toplar, bulaşıkları evde yıkamak üzere alır, giderdi. Çoğu zaman Mişon Usta’nın yanında birileri olurdu. Bu durumda Eleni sefer tasını rafın üstüne koyar, oradakileri selamlayarak evine dönerdi. Yemek işi atölyenin tenhalaşacağı ana kadar ertelenir, sofra kurma, kaldırma, bulaşıkların eve götürülmesi işi Mişon Usta’ya kalırdı.

Mişon Usta, hoşsohbet, kendi halinde bir insandı. Çalışırken yanındakilerle laflamayı severdi. Esnaf olmaktan dolayı bazı sevimsiz huyları olsa da genel olarak sevilen, sayılan birisiydi. Yardımsever sayılırdı. İlkokulu dördüncü sınıftan terk etmiş, denediği birçok işten sonra kunduracılıkta karar kılmıştı. Zaman içerisinde kendine özgü bazı dikiş usulleri geliştirmiş, farklı model pabuçlar üretmeyi başarmıştı. Bu konuda çoğu kimsenin bilmediği bir de sırrı vardı: En çok beğenilen modelinin öyküsü. Mesleğinin ilk yıllarındaydı. Belediye zabıtalarına üç beş kuruş rüşvet verip Aksaray civarında açık havada kundura onarımı yapmaya çalışıyordu. Önüne onarılmak üzere bir yabancı turist tarafından uzatılan bir pabuç çok ilgisini çekmişti. O güne kadar böyle bir modelle hiç karşılaşmamıştı. Çok farklı modeller görmüştü ama bu farklıydı. O anda bu modeli iyice incelemiş ve ileride böyle bir pabuç üretmeyi aklına koymuştu. Bazı bölümleri tıpatıp aynısı olmasa da sonunda örnek aldığına benzer, kendine özgü bir model geliştirmiş oldu. O gün bu gündür Mişon Usta denilince bu model gelir herkesin aklına.

Gün geldi, Mişon Usta hastalandı ve öldü. Ölümü ile ilgili de bir sürü iddia ileri sürüldü. Mişon Usta’yı çekemeyen kunduracılar örgütünün, bizim ustayı zehirleyerek öldürdüğü bile söylendi. Belki de onu zehirlemişlerdi gerçekten. Ne de olsa o, diğer kunduracılardan farklı model pabuçlar üretmişti: Dayanıklı ve kullanışlı. Onlar, Mişon Usta’yı ve onun gibi özgün modeller üreten ustaları hiç sevmezler, onları ayak bağı olarak görürlerdi. Ondan dolayı böyle bir canice tutum takınmış olabilirler. Akla uygun geliyor.

Zehirlenerek veya ecelinden, sonunda Mişon Usta ölmüştü. Cenaze törenine eşi dostu, tanıdıkları, müşterileri katıldı. Eşi Eleni, büyük acı içindeydi. Hem üzüntüsünü haykırmak hem de eşe dosta kaybedilen kişinin ne kadar önemli olduğunu fark ettirmek için feryat figan kendisini yerden yere vuruyordu. Eleni, sayıp dökmeye başlamıştı: “Hey gidi Mişon, o ne büyük insandı! O ne yiğit insandı! O ne sporcuydu; güreşirdi, tenis oynardı, şampiyondu! Fransızca bilir idi, İspanyolca bilir idi, İngilizce bilir idi!”

Mişon’un çok yakın arkadaşı ve komşusu Gabriel, Eleni’yi dinledikçe çok şaşırdı. Sonunda dayanamayıp Eleni’ye:

— Eleni, benim bildiğim Mişon hiç de böyle birisi değildi. Türkçe’yi bile zor konuşurdu. Nereden çıkardın bunları, deyince kadın:

— Heves eder idi, heves eder idi, dedi.

Mişon Usta, bana Köy Enstitülerini anımsatıyor. Değerlerini yüceltmek amacıyla, aslında var olamayan özelliklerini öne çıkarmaya çalışanlar, Köy Enstitülerinin doğru anlaşılmasını ve tarihteki oynamış oldukları önemli sayılabilecek rolün kavranmasını engelliyorlar. İstemeyerek de olsa bu kurumların bırakmış olduğu mirasa zarar veriyorlar.

Köy Enstitüleri, daha soğukkanlı, objektif ve eleştirel olarak ele alınamaz mı?

Cemal Candaş, 15 Nisan 2020.