Kendisini yeni tanıştığı yoldaşlarına “Partinin çaycısı Nihat” olarak tanıtırken tarif ettiği bu pozisyonda olmaktan büyük bir gurur duyduğunu yüz ifadesinden anlardınız. Genel merkezde görev almış olduğu için çok sayıda partiliyi yakından tanırdı. Olup bitmiş birçok olayın, tartışmanın tanığı olarak geçmişle ilgili birçok şey söylerdi. Ahmet Kaçmaz’ın Murat marka arabasından tutun da Veli Gürcan’ın “Agam” tabiriyle bitirdiği tartışmalardan sık sık söz ederdi. En çok da Yalçın Yusufoğlu’nun öfkeli çıkışlarını gülerek anlatışı ilgi çekerdi. Kısacası görmüş geçirmiş bir TSİP’liydi Nihat…
Eğer İstanbul’daysa Kızılcık’ın hiçbir yazı kurulu toplantısını (Böyle dedikse aklınıza tanımlanmış, sınırlanmış belli insanlardan oluşan homojen bir grup gelmesin. Bu “yazı kurulu” hiçbir zaman hazirunu sabit olmayan, değişken, gündemi esnek, isteyen herkesin (!) katılabildiği bir yapılanma görünümündeydi.) kaçırmazdı. Belli ki Nihat bu toplantıları iple çekiyordu. Kızılcık hakkında fikrini söyler, katılımcıların her türlü muhabbetine ortak olurdu. Zaman zaman uçuk önerileri de olmuyor değildi. (Partiyi yeniden kurmak, Anadolu’da Kızılcık büroları açmak, sokakta dergi satışı yapmak vb.) Çalıştığı firmanın ve mesleğinin gereği gece nöbeti tutmasına rağmen yazı kuruluna mutlaka katılır, uykusuz halde o gece işe giderdi.
Kızılcık’ın her türlü işine yardım ederdi. Paketleme, postalama, kitabevlerine ulaştırma, belli abonelere elden teslim etme gibi işlerde hep gönüllü olurdu.
Yazıları dikkatle okur, zaman zaman yazarına geribildirim vermeyi ihmal etmezdi. Kızılcık dergisinin ve yazılarının arşivlenmesi için çok çaba sarf etti, internet yayınının devamlılığının, güncelliğinin sağlanması için ısrarcı oldu, her katkıyı teşvik etti, bir Facebook sayfasıyla yayılımını artırmak için emek verdi. (Düşün dergisi gibi diğer yayınların da arşivlenmesi, paylaşılması için ilgilileri buluşturmaya çalışır, yerinde duramaz, son zamanlarda kalbi zorlasa da enerjisi hiç tükenmezdi.)
Tüm bu yaptıklarını aksattığı tek zaman dilimi, içkinin etkisinde olduğu zamanlardı. İçkiyi ve sigarayı çok sever, içkili ortamların hem destekçisi hem de müdavimiydi. Bu yüzden Yalçın Yusufoğlu ve Zekiye’den sık sık azar işitirdi!
Nihat ele avuca sığmaz, nerede, ne yapacağı belli olmazdı. Onun için yoldaşlarının gözü hep onun üzerindeydi. Miting ve yürüyüşlerde Nihat hep öndeydi. Çoğu zaman onu, dev gibi pankartları taşırken görürdünüz.
Düzensiz yaşamı, içki düşkünlüğü ve ailevi sorunlarının etkisiyle genç denilebilecek bir yaşta sağlığını kaybetti. Onu geçen yıl Aralık ayında kaybettik.
TSİP’li yoldaşları Nihat’ı hiç unutmayacak, inancı, neşesi, cesareti ve renkli kişiliğiyle Nihat’ı hep acı bir tebessümle hatırlayacaklar.*
NİHAT NAZLICAN (TATAR NİHAT)
Tatar Nihat Nazlıcan 1953 Eskişehir doğumlu. Bir kız kardeşi ve iki de erkek kardeşi vardı. Babasının gazete bayisine gidip ona yardım ederdi. Boş zamanlarında mahalle çocuklarıyla futbol oynardı. Futbolu çok severdi, bir gün ünlü bir futbolcu olup büyük takımların birinde top koşturmak en büyük hayaliydi. İlkokul, ortaokul ve liseyi bitirince amatör takımlarda oynadı, daha sonra da Sakarya ve Kocaeli’nde profesyonel sağ bek oyuncusu oldu lisanslı olarak.
Ülkenin politik durumundan etkilenen Tatar Nihat sosyalizmle tanıştı, yani TSİP ile. O zaman futbol tutkusu, yerini sosyalist mücadeleye bıraktı. Artık futbol oynamayacak, her şeyini sosyalizme adayacaktı. Hafızam bana ihanet etmiyorsa 1976 yılında TSİP Eskişehir İl Teşkilatı aracılığıyla İstanbul’a, parti merkezine gelip yöneticilerle tanıştı ve çay işlerine başladı. Genel Başkan Ahmet Kaçmaz, Genel Sekreter Yalçın Yusufoğlu ve diğer merkez yöneticilerini yakından tanıma şansını bulup onların konuşmalarından, yaptığı sohbetlerden çok etkilenip, onları taparcasına sevdi.
Üniversite sınavlarında Çukurova Üniversitesi İnşaat Mühendisliğini kazanınca Adana’ya taşındı. Adana İl Teşkilatı parti içi sorun ve ayrılmalardan en çok etkilenen illerden biriydi. Tatar Nihat bunların hiçbirine prim vermedi. Bir süre parti bölge sekreteri Yaşar Gökoğlu’yla aynı evi paylaştılar. Yaşar’dan da öğrendiği çok şey olduğu kesindir.
“Profesyonel devrimci” idi artık. O, hem parti hem de gençlik örgütü SGB’de (Sosyalist Gençler Birliği) görev almıştı. 1979 yılı sonlarına doğru SGB bölge sekreterliğine atandı. Bu göreve geldiğinde 12 Eylül’ün ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. 12 Eylül’le Türkiye karanlığa gömüldü; ama bu zifiri karanlığın aydınlığa dönüşmesi için parti yer altına çekilince, yapılan davete coşkuyla katılan Tatar Nihat okulu bıraktı. Son sınıftan tek dersi kalmıştı. İnşaat mühendisi olmayı reddetti. Eli elektrik tamiratına yatkın olduğu için bu işten ekmeğini kazanmaya başladı partiye yük olmamak için. Kader ağlarını böyle örmüştü onun için.
1988’de gün ışığına çıkıp “İşçi Gündemi”nde çalışmaya başladı. Kartal Stadyumu’ndaki organizasyonda aktif görev aldı. Değerli insan Mehmet Yalman’ın kızı Öznur ile tanışıp evlendiler. İki oğulları oldu, Mehmetcan ve Deniz.
O belli etmezdi ama çok duygusaldı. Kız kardeşi vefat ettiğinde onun cenazesine gitmedi. Neden gitmediğini sorduğumda, acısına dayanamayacağı yanıtını verdi. Başına gelen talihsiz vakaları gülerek ve esprili bir şekilde anlatırdı. Bunun bir örneğini dönemin TSİP Antalya İl Başkanı Mehmet Gürsoy şöyle aktarıyor: “1976 yılı Kasım ayının ilk günlerinde Antalya’da Âşık İhsanî’nin ve Veli Gürcan’ın katıldığı bir parti gecesi düzenlemiştik. Partimizin ilk önemli toplantısı olmuştu ve oldukça kalabalık toplamayı başarmıştık. Davetiye ücretliydi. Kurtuluş’un Antalya’daki mensuplarından bazıları ‘biz bir halk sanatçısını dinlemek için ücret ödemeyiz’ diyerek zorla toplantıya katılmak istediler. Biz mâni olunca bunun hesabını soracakları yönünde tehditler savurarak gittiler. Birkaç gün sonra bir akşam son kalan ben ve iki arkadaşım Parti binasını kapatıp çıkmak üzereyken yaklaşık on kişilik bir grup halinde Parti binasını bastılar, Parti gecesinde yaşananların ‘hesabını sordular’. Olayı aktarmam üzerine Genel Merkez İstanbul’dan, Eskişehir’den ve Burdur’dan partili arkadaşların Antalya’ya gönderilmesine, Etem Kiper’in yönetiminde bu ‘hesap sormaya’ bir yanıt verilmesine karar verdi ve ‘iade-i ziyaret’ bu karara uygun olarak yapıldı. Olay o zamanki Kitle dergisinde ‘Kurtuluş’a her kuşun etinin yenmeyeceğinin anlatıldığı’ yönünde bir ifadeyle de yer aldı. O günkü olayda Eskişehir’den gelen Nihat Nazlıcan ve Dursun Öztürk bıçak darbeleriyle yara aldılar.” Nihat bu olayda bağırsaklarının dışarı çıktığını ve eliyle hastaneye kadar bağırsaklarını nasıl taşıdığını mizahi bir şekilde anlatırdı.**
Yardımseverliği sınırsızdı. İhtiyacı olana cebindeki tüm parayı tereddüt etmeden çıkarıp verebilirdi. Dubai’de çalışırken, kendisini arayıp babasının kanserden dolayı hastanede olduğunu ve yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyen bir arkadaşına tüm parasını, ailesine göndermesi gereken miktarını da ekleyerek gönderdiğini biliyorum.
Alkol almaya bayılırdı. İçince de çok konuşurdu. Hayvanları çok sever, evlerinde Tarçın adlı patili bir dostu vardı. Meyve sevmez, sadece portakal ve mandalinayı yerdi. En çok da ayçiçeği çekirdeğini sever, çoğu zaman cebinde/elinde taşır, çitleyerek çalışır, konuşur, yürürdü.
Kızılcık lokalinde her şeye balıklama atladığı için Yalçın Yusufoğlu’ndan hemen her toplantıda fırça yerdi. Kısacası çok renkli bir kişilikti Tatar Nihat.
O kusurları ve sevabıyla bir militan, bir sosyalizm sevdalısıydı...
* Kızılcık’ın notu.
** Bu paragraf 30 Ekim 2024'de güncellendi.