- Ayrıntılar
- KIZILCIK
- Sayı 48 (Mayıs-Haziran 2012)
Son iki üç ay içerisinde medyada birçok işinin ehli, tanınmış yazar resmen tasfiyeye uğradı. Mehmet Altan, Ece Temelkuran, Nuray Mert, TV ekranlarından uzaklaştırılan Ruşen Çakır, vb… AKP'nin ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bazı hallerini, tasarruşarını ve kelâmını eleştirmekten başka ne yapmışlardı? Eleştirinin nereye kadar varmasına icazet var?
Tam bir temizlik harekâtı. 28 Şubat günlerinin Andıç uygulamalarıyla paralellik çok açık. Andıçı ve alelumum 28 Şubat olayını yerin dibine batıran kalemler gözlerinin önünde olup bitene hiç değinmiyorlar. Bunu demokrasinin bir icabıymış, nerdiyse rejimin normalleşmesiymiş gibi görüp gösterenler bile var.
Medyada temizlik –şimdilik olduğu kadarıyla– hükümet tarafından sözkonusu yazarlara ya da onları n patronlarına tebliğ edilmiş olmasa gerek. fiöyle ya da böyle medya sahiplerinin gözü korkutulmuştur. Yani sorun, aslında, birkaç tanınmış yazarın akıbeti üzerinden, çok daha geniş kapsamlı bir alanda siyasi irade operasyonudur. Hatta, daha da ileri gidilerek, 12 Haziran seçim sonucu üzerinden anayasal yetkileri ve hukuk devleti normlarını aşan bir iktidar gaspının söz konusu olduğu söylenebilir. İktidar gaspı, işini, medya sahipliği ile büyük enerji ve her türlü telekomünikasyon yatırımları sahipliğinin iç içe geçtiği bir alanda ortaya saldığı ürkütücü havayla ve her türden devlet işgüzarlığına karşı savunma içgüdülerini harekete geçirmekle görüyor.
Burda bir çeşit Takriri Sükun'a doğru gidişten söz etmek, birkaç yazarın başına geleni çok mu abartmak ya da buna yakın bir teşhisi çok mu erkene almak olur? Uzun perspektişi vizyon sahibi olduğu söylenen bir iktidarın yürütücülerine arız hassasiyetleri, on yıldır süren, üstüste seçim başarılarıyla taçlanan nerdiyse mutlak bir iktidar olgusunun doğurduğu ruh hallerini de hesaba katmakta fayda var. Bu kadar çok kere ve bu kadar çok oyla seçim kazanan (“milletin teveccühüne mazhar olan”) bir iktidarın sahiplerinin kendi iradeleri ile seçmen iradesini eşleştirmeleri (“seçmen iradesine dayalı parlamenter demokrasi”nin temel zaafı ve aczi) giderek bu yoldan milletin her türlü isteğinin ve beklentisinin, tasavvurunun ve umudunun kendi iradelerinde tecelli ettiğini düşünür hale gelmeleri, Başbakan Erdoğan'ın kimi söylemlerinden de anlaşıldığı üzere, hiç olmayacak şey değildir. AKP sözcülerinin, muttasıl, CHP'nin 950'den bu yana hiç bir seçimde iktidar olamadığını ve bundan sonra da asla olamayacağını söyleye söyleye mangalda kül bırakmadıklarını bi hatırlayın!
Bu yol yeni bir post-modern vesayete değil, post-modern bir diktaya giden yoldur.
Reformcu ve hatta devrimci etiketi çok yakıştırıldı şimdiye kadar olur olmaz kişilerce AKP'ye ve onun liderine. Medyada gittikçe büyüyen ve sesini yükselten belli bir kesim (yandaş ya da yalaka diye nitelendirilenlerin de dışında bir kesim) her dediğinde keramet görüyor, her yaptığını göklere çıkarıyor, yapması gerekip de yapmadıklarını da “statüko” dedikleri gizli ya da açık gulyabanimsi bir gücün direnişine bağlıyor. O kadar ki, Başbakan'a yöneltilen kimi mütereddit, kimi de bayağı kelle koltukta cür'etkar eleştiriler bile hep bu eksende temelleniyor.
Büyük rantlar doğuracak olan çılgın projelerle yol almayı, böylece Türkiye'yi adeta yeni baştan yaratmayı, dünyada Düveli Muazzama ile hemayar bir statüye kavuşturmayı (neydi 1930'larda, 40'larda Kemalizmin en önde gelen sloganı? Yurdu “muasır medeniyet seviyesinin ÜSTÜNE çıkarmak!” değil miydi?) misyon edinmiş görünen ve her yaptığının ya da yapmadan bıraktığının dört yılda bir oy sandığında sağladığı başarılarla toplum ve millet nezdinde onaylandığına inanan bir siyasi hareketin bu yolda önüne çıkacak engelleri aşmak için yapmayacağı –kendini bunun için millet ve Allah tarafından görevlendirilmiş saymayacağı– hiç bir şey kalmaz. Eğitim reformu dedikleri yasa teklifini bakanlar kurulunu dahi devre dışı bırakarak bir tür parlamento içi “darbe” yoluyla hiç bir resmi kayda kuyda, tüzük hükümlerine uymaya gerek görmeden Meclis komisyonundan geçirmek için başvurdukları “usul” ve “tarz” bunun bariz bir örneği olmuştur. Böylesi bir davranışa cür'et etmek hiç bir demokraside rastlanılacak bir şey değildir.
AKP iktidarının, kafasındaki geleceğe dair çılgın projeleri ve gittikçe kendini ele veren yönetim anlayışıyla ülke halkını taze rüzgârlara açık temiz havalı bir demokraside yaşatmak yerine, herkesi ve o arada kendini de zehirli havasını soluya soluya bitap düşürecek yapay bir “demokrasi cenneti”ne doğru götürmeyi marifet sandığı bir evreden geçmekte olduğumuz muhakkaktır.
Kısacası, medyada olanları halen ülke çapında vak'a i adiye vasfında olanların –birbirini izleyen askeri ve yargısal operasyonlar, gazeteci ve aydın tutuklamaları, sayısı 6 bini çoktan aşmış olan KCK tutuklamaları ve ucu görünmeye başlayan mahkûmiyetler, muhalefet partilerini ve her türlü eleştiriyi en olmayacak aşağılamalarla püskürtme telaşı, mahalle karakollarından ekranlara saçılan dayak ve işkence görüntüleri, sokak polisinin tek bir “Dur!” ihtarına bile kalmadan sırtından vurulup öldürülen yurtdaşlar, vb…, vb…– yanına katıp ileride daha neler olabileceğinin habercisi olarak okumakta yarar var.
- Ayrıntılar
- KIZILCIK
- Sayı 48 (Mayıs-Haziran 2012)
İşin tadı kaçmadı mı artık?
İkide bir, İstanbul'da, Hakkari'de, Diyarı Bekirde, tazyikli sulu, zehirli gazlı, coplu, dişlerine kadar silahlı, boylarınca kalkanlı polisler ve yerlerde sürüklenen, zorla polis arabalarına sokuşturulan insanlar… Kurun-u vustâ'dan savaş sahneleri!
Ne oluyoruz?
Bir yanda bu ülkenin işçisi, eğitim emekçisi, HES karşıtı köylüsü, yarı aç yarı tok emeklisi, en olmayacak bahanelerle hapse atılıp orda en az koca bir yıl tutuklu kalan gençler, Kürt özgürlük hareketini yıldırma ve bölme operasyonları… Öbür yanda giderek sertleşen çatışmaları, çarpışmaları sanki olağan bir şeymiş gibi seyreden her yaştan ve baştan milyonlarca yurtdaş. Acaba ne düşünüyor?
AKP hükümeti ve onun kolluk kuvvetleri de (AKP'nin mi, yoksa TC devletinin mi kolluk kuvvetleri olduğu artık hiç farketmiyor) söylenecek sözü, dile getirilecek talepleri, haykıracak öfkesi olan herkese, her yurtdaşa haddini bildirmeyi gitgide artan bir heves ve şevkle, kimi zaman hiç de gözlerden kaçmayan bir acayıp kinle iş edinmiş görünüyor. Döverek, bayıltarak tazyikli su ile sersemletip sert kış koşullarında perişan edip yerlerde sürükleyerek, tekmeleyerek, elini kolunu kırarak, hasta mıdır, sağlıklı mıdır demeden genzine, ciğerlerine zehirli gaz doldurarak … Arkalarında, her makul insanın önce hayret, sonra tepki ile karşıladığı, gaipten kopmuş gelmişe benzeyen ucube bir içişleri bakanı var.
Halkın oylarıyla seçilmiş ona yakın milletvekili TBMM'de söz ve oy hakları gaspedilmiş olarak Cemaat savcıları ve yargıçlarınca inadım inat hapislerde tutulurken, eğitim reformu adı altında ülke çocuklarının ve gençlerinin emek gücünü ve geleceğini dünya kapitalizminin ipoteği altına almayı amaçlayan bir yasayı çıkarmak için Meclis'te komisyon basmak, muhalefet milletvekillerinin söz ve oy hakkını göz göre göre iptal etmek AKP milletvekillerine serbest, eğitim emekçilerinin “eğitim reformu” denilen dayatmayı meydanlarda eleştirmeleri ve protesto etmeleri YASAK!
AKP'nin başı Başbakan nerde bir kürsü görse üzerine çıkıyor, sanki bir meydan muharebesi kazanmış da ülkeyi işgal altına almış muzaffer kumandan edasıyla konuşuyor, herkesi uluorta edebe ve itaate çağırıyor.
Nereye gidiyoruz?
Bu böyle sürgit devem edemez. Etmez.
Ya en temel hak ve özgürlüklerinin alenen gaspına itirazlarının hiç bir demokrasi ve hukuk anlayışıyla bağdaşmaz aşırı bir şiddetle muttasıl bastırılması karşısında ülke insanları pes edecek ve ondan sonra, bilinmeyen bir tarihe kadar, başlarındaki yöneticilere hamdü sena eden, hadlerini bilen edepli uslu, dini bütün, itaatkar nesiller olarak yaşayacaklar, ya da başlarına musallat yöneticiler bir gün, bir yerde, bir şekilde ipin uçunu kaçırıp başlarını duvara çarpacaklar.
Birinden biri.
Siz bilirsiniz…
- Ayrıntılar
- Administrator
- Sayı 48 (Mayıs-Haziran 2012)
Hayat ağacı
Buzlu ölüm! / Çevik Bir / Çadır tiyatrosu / Yunan halkı için düşünülen "iyilik"! / 500 imza / Dindar nesil meselesi / İp üstünde iki canbaz / Ne için? / İki irade / Kur'an yakma üzerine / Ahmet Türk vak'ası / 12 yıl zorunlu eğitim
Dört artı dört: Eğitim'de "yine" popülizm
Sema Erder
TC ve gayri müslim azınlıklar
Tektaş Ağaoğlu
'Soykırım'ın tazmini
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi
Acele kamulaştırma mı, yoksa acele mülksüzleştirme mi?
Su Politik Çalışma Grubu
İş kazaları değil iş cinayetleri
Sendikalar ve toplu iş sözleşmesi yasa tasarısı
Mustafa Şimşek
103 yılda 112 gazeteci ve yazar öldürüldü
Necati Abay
77' Kanlı 1 Mayısı ve sorumluluk
16 yaşımdan Halil Berktay'a cevap
Rıdvan Akar (T24)
Kızılcık notu: Kanlı 1 Mayıs komplosu
İleri demokrasinin adliyesi ve emniyeti
Uludere'de 'milli kaynak' istihbaratı / Atılım toplatıldı / İlan edilmemiş sıkıyönetim / Avrupa şampiyonlarına da biber gazı / Terörist! Ahmet Şık Avrupa Parlamentosunda konuştu / Çocukları öldürüldü, 33 bin TL ödeyecekler / Evler işaretlenirken kameralar kararmış / 1 Mayıs 1977 katliamı 'devlet sırrı' / Zarakolu'ndan medyaya konuşmama protestosu / Ağar'ı ağırlamak / Gazeteci Hamdiye Çiftçi tahliye edildi / Öldürülmedi, mahkûm oldu / Üniversitede olağanüstü hal / Polis üniversitede Kürtçe pankartı indirdi / Ölüm olsa bile sus! / Bakan Şahin: Gaz zararsız / Biber gazı AİHM'de mahkûm oldu / İnternet Kullanucu Hakları Bildirgesi / Ateist 'twit'e soruşturma / Leyla Zana'ya 55 yıl hapis talebi / CHP ve BDP'den ortak vicdani ret açıklaması / "Kahrolsun Faşizm"e red
Ahmet Şık: "Sistemin ikiyüzlülüğü hayatın her köşesine sindi"
Suçlu Aziz Nesin mi?
Suriye Kürtleri ne istiyor?
Salih Müslüm Muhammed (Görüşen: ANF)
AB, ABD, Türkiye ve Arap Camiası kıskacında; Suriye!
Bereket Kar (Ekmek ve Özgürlük)
Rosenberg'ler ölmeli mi?
Haluk Gerger
Soğuk savaş McCarthizminde dolaşanlar
Yalçın Yusufoğlu
Nükleer çağı ABD başlattı
Dünya edebiyatı bağlamında 'Suç ve Ceza'
Klaus Staedkte (Çeviren: Oğuz Özügül)
Tuhaf Bir Kadın'daki kimlik sorunsalı
Arzu Kalender
Vasili Vasiliyeviç Kandinsky
Refik Zerengil
Özçelik Karahasanoğlu
Bir muhalif müdahilin ardından
Kadri Çoban
Belge
12 Eylül sadece darbe değil, silahlı soygundur!
Umur Talu
24 Nisan zihniyeti dünde kalmadı
Sayı 48'in tamamına buradan (PDF - 13,9 MB) erişebilirsiniz.
Bu böyle devam edemez
Siyaset
Ekonomi
Dünya
Kültür-Anma