KIZILCIK
  • Anasayfa
  • Siyaset
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Kültür-Anma
  • Dergiler
  • Yazarlar

Tunus, Kahire, Bingazi... Ya Diyarbakır?

Ayrıntılar
KIZILCIK
Sayı 41 (Bahar 2011)
23 Şubat 2014

Tunus, Mısır, Yemen, Bahreyn'de yaşananlar ve Libya halkının başkaldırısı ve devamı Arap Dünyasını sarsan olaylar oldu.

Bu gelişmeler sadece Arap rejimlerinin ders alacakları olaylar değil. AKP yöneticileri, başta Tayyip Erdoğan, ayaklanan kitleleri övüp duruyorlar. Kendilerini gamdan, kasavetten, ibretten âzade sanıyorlar. Sanki Tunus, Kahire, Sana'a, Menama, Rabat kentleri bizden çok uzaktaymış gibi.

Başbakan Erdoğan bütün dikkatini, enerjisini 12 Haziran seçimlerinde azami oy almaya ve 367 iskemleyi sağlamaya teksif etmiş durumda. Sanıyor ki, o noktaya ulaşırsa, Anayasayı istediği gibi değiştirebilecek, Başkanlık sistemini getirecek ve 5+5 formülüyle 10 yıl için Çankaya'yı garanti edebilecek.

Oysa bütün bu ereklerine ulaşsa bile, ister Konut'ta, ister Çankaya'da olsun, koltuğunda rahat oturamayacak. Çünkü Türkiye'nin en yakıcı sorunu olan Kürt halkının hürriyet ve adalet mücadelesi sonuçsuz ve çözümsüz durduğu müddetçe ne Erdoğangilin, ne Kemalistgilin vesayet rejimi ayakta kalabilir. Kızılcık'ta epeyce önce yazdık, sorunun nereye gittiğini söyledik. Okurlarımız hatırlarlarsa, dünyada sivil itaatsizlik diye demokratik ve yığınsal mücadele yöntemlerinin yaygınlaştığını belirttik. "Filistinli çocukların başlattığı İntifada'ya övgüler düzersiniz, zaten bir kısmı sokaklarda yaşayan Kürt çocukları taş atarlarsa 'çocukları kullanıyorlar' diye feryat edersiniz" dedik.

Yarın Kürt halkı sokağa çıktığında, onların üzerine tankla, bazukayla, uçakla gidemezsiniz dedik, sivil kitleleri öldürmek gerilla öldürmeğe benzemez, uluslararası topluluk buna izin vermez, çünkü siz Batı camiasının üyesisiniz, NATO'ya, Avrupa Konseyi'ne, AB'ye, AGİK'e mensupsunuz, hemen BM Güvenlik Konseyi toplanır, "ordu bölgeden çekilsin" diye karar alır, uymazsınız, yangın devam eder, sonuçta BM Genel Kurulu bölgeye Barış Gücü göndermeye karar verir. İşte o zaman sizin pek övündüğünüz diplomatik başarınız neymiş –ne kadar da yalnızmışsınız– görürsünüz.

İşte o zaman Kürt ulusunun temsilcileriyle barış masasına oturursunuz. Ama biz olaylar bu noktaya gelsin istemiyoruz, onurlu bir barış olsun istiyoruz, dedik.

Tabii siz bunlara inanmadınız. Arap dünyası ayağa kalktı, gene inanmıyorsunuz. Aklınıza hiç mi "ya Diyarbakır, Batman, fiırnak, Van, şehirleri Tunus, Kahire, İskenderiye, Sana'a, Menama, Bingazi, Rabat olursa" sorusu gelmiyor? Gözünüzün önündeki Hakkâri'yi, Yüksekova dediğiniz Gewer'i nasıl görmüyorsunuz?

İri iri konuşmayın, Arap haklarının başkaldırısına kuru sıkı övgüler düzmeyin, öyle yapmanız için önce kendi avlunuzu düzgün tutmanız gerekir. Arap halkları haklı da, Kürt halkları değil mi? "İşte size TRT 6 açtık, açılım başlattık" gibi elma şekerleriyle onları aldatabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Onlar siyasal eşitlik istiyorlar, topluluk hakları istiyorlar, hak eşitliği istiyorlar. Siz emperyal heveslere kapılmadan, Osmanlı'yı 21 asırda ihya etmeye kalkışmadan önce, devletinizin uyruğundaki Türk ve Kürt toplumlarının eşitliğini tanıyın, Britanya, Belçika, İspanya, İsviçre'de ne varsa o evrensel kuralları ve ilkeleri hayata geçirin.

Vakit çok geç olmadan bunu yapın. Bakın, BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ne diyor? "Mübarek, Kaddafi neyse, bizim için de Erdoğan odur" diyor. Hiddetlenmeyin, şiddetlenmeyin bu sözün sahibinin arkasındaki milyonlarca insanın taleplerini ve dinamizmini, düşünün. Bizde demokrasi var deyip, demokrasiyi sandığa indirgiyorsunuz, faşist rejimin koyduğu barajdan medet umarak sandığı da yasaklıyorsunuz, seçilmiş belediye yöneticilerini hapse atıyorsunuz? Hani sizin milli iradeniz? O dediğiniz irade Türk milletinin iradesi, Kürt milletinin değil, Tayyip Erdoğan'la, Kılıçdaroğlu’yla, Bahçeli’yle, devletin sivil ve asker ortaklarıyla bu ülke karanlığa doğru sürükleniyor, çünkü hepsi Kürdistan özgürlük hareketine karşı bir ve tektirler. Yapmayın, etmeyin, Türk halkına da yazıktır, Kürt halkına da. Toplulukları barış ve kardeşlik içinde yaşamanın yolunu açın. Bu yolun evrensel ilkeleri dünyada yüz yıl önce bulunmuştur, pek çok ülkede uygulanmıştır.

İş işten geçmeden siz de onlara uyun. Önce söyleminizi değiştirin, Türk halkını Kürt halkına karşı kışkırtmaktan vazgeçin. Ve barış masasına oturun.

Arap dünyası

Ayrıntılar
KIZILCIK
Sayı 41 (Bahar 2011)
23 Şubat 2014

Arap halkları kıpırdadılar. Tunus'ta, Mısır'da devlet başkanlarını devirdiler. Yemen'de, Bahreyn'de, Libya'da halk sokaklarda savaş veriyor. Ortadoğu'da halklar diktatörleri silkeliyor. Yerine neyi koyacağını bilmeden girişilmiş isyanlara “devrim” denmez ama günümüzde “moda” olduğu üzre, bunlara devrim deniyor.

“İslam dünyası ayaklanıyor!” demek yakışık almaz ve bu ayrıca, yıllardır zaten ayakta olmak şöyle dursun, savaşmakta olan Hamas’a, El Kaide’ye, Hizbullah’a, Taliban’a, Irak’ta dişle tırnakla direnen Şii ve Sunni müslüman hareketlere saygısızlık olur. İsyan’a “Arap” diyebilirdik ama din ile direnegelenlerin de çoğu Arap. Irak'ta oturan Kürtler, savaşan Araplar. Lübnan'da, Hizbullah, Gazze'de Hamas Araptır ve bunların yerinde oturduğuna uzun yıllardır tanık olunmamıştır.

Karşımızda bir kaos var. Kaos iyidir. Şansları eşitler. Gücü, örgütü ve perspektifi olanları öne çıkarır. Önce teferruat ayıklanmalı. Suudi Arabistan dahil bir çok Arap ülkesinde işçilik ve emek işleri genelde Filistinli, İranlı ve diğer Asyalı göçmenlere yaptırıldığı için bu ülkelerde yerli halk yoktur ve bu nedenle yerli siyaset de yoktur. Bir çok yerde gösteriler direnişe dönüşemeden sönümlenmekte ise, bundandır. Ancak parlayıp sönmeler bile iyidir, giderek korku duvarını aşmaya hizmet eder.

Mısır’ı diğerlerinden ayırıp bakmak uygundur. Çünkü Arap dünyasının politik ve ideolojik kalbi Mısır’da atmaktadır. Mısır’da “Halk” var. Halk olduğu için politika da var. Böyle olunca Mısır'da ABD de vardır Avrupa da. Arap dünyasının yakın geleceği hakkında tahmin yapmak, Mısır’a bakarak mümkündür.

Somut talepler ileri süren en büyük gösteriler Mısır'da oldu. Bu demektir ki Mısır'da "örgüt" de var. Mısır’da, biri halkın örgütü Müslüman Kardeşler, diğeri Amerikan örgütü ordu olmak üzere iki örgütlü siyasal güç var. Duruma şimdilik ABD hakim. Rejim kumar masasına sürüldü.

30 yıldır Mısır’da rejim ABD’nin kontrolündeydi. ABD ve AB, bu rejimi İsrail ile ikiz kardeşiymiş gibi desteklemekteydi. İsrail’e tanıdıkları bütün ekonomik ve siyasi imtiyazları ve destekleri Mübarek rejimine vermekteydiler. Mısır bu imtiyazlı konumunu 1977’de, Enver Sedat’ın, “SSCB-Mısır Dostluk ve İşbirliği Antlaşması"nı feshetmesi, ardından da Eylül 1978'de İsrail (Menahem Begin) ile Camp David Sözleşmesi’ni imzalayıp kamp değiştirmesiyle kazanmıştı. Ortadoğu, 33 yıl sürecek ve Araplığın haysiyetini yerle bir edecek buhranlı bir döneme böyle girmişti. Haysiyetin yığınları sokağa dökecek gücüne inanmayan haysiyetsiz bir görüş, Mısır’da halkı sokağa işsizlik, açlık ve yoksulluk döktü, doyurun karnını, evinde otursun demek istiyor, yani Dünya Bankası gibi düşünüyor. Oysa Mısır’da sokağa dökülenler, genelde karnını doyuran orta sınıftandı. Eğer Mısır’da emekçi türünden bir kabarma olsaydı, ABD, Mübarek'i sokağa yem etmezdi.

Mısır’da sokağa çıkan orta sınıfın “demokrasi” istediği açık. Ama bunun alkışlanması Mısır halkından değil, ABD’nin ve AB’nin bölge politikasından yana olmaktır. ABD ve AB'nin elinde, isteyenlere verilecek demokrasi bol! Daha fazlasını istemeyen sokağı desteklemesi bu nedenledir. Mısır’da da bu tezgah şimdilik işledi.

Obama, Mısır ordusuna buyurdu: "Halka demokrasi ver!" Mısır halkına demokrasi vermek için ordu yönetimi ele aldı. Halkın katillerinden bir hükümet kurdu. Yüksek Askeri Konsey halka demokrasi vermeye başladı. Halka, “evine dön” diyen ilk bildiriyi, tüm grev ve boykotları, iş yavaşlatmaları ülke genelinde yasaklayan ikincisi izledi. Elbette ordu demokrasi isteyen Mısır halkının yanında olmaya devam edecekti! Ediyor da...

“Demokrasi istemek!” iyidir de, demokrasi isteyenler, istedikleri demokrasinin içindeki “kendilerinin yeri”ni de istemiyorlarsa, kötüdür. Demokrasideki yerleri için savaşmıyorlarsa, kaybetmeleri kaçınılmazdır. Demokrasi isteyen hareketler, biri çıkıp “size demokrasi vereceğiz!” dediği anda tükenirler. Demokrasi isteyenler, bu deneyden gerekli dersi çıkarıncaya kadar susacaklar.

Libya’ya hiç bakmayalım. Çünkü Batı’nın gizli servislerinin gölgesi çekilinceye kadar orada hiç bir şey tam olarak netleşmeyecek. Ama şu net: Batı’ya karşı günümüzde “milli petrol” davası mı olurmuş. Ne demektir deli-dolu kafa tutmak dünya hegemonyasına. Kaddafi delirmişti öyle mi, o zaman söyleyelim, bütün Libyalılar delirmeden Libya kurtulamayacak. Ortadoğu bu halde devam edemez diye bakıyorsak biraz daha geniş bakalım: 21. Yüzyıl böyle süremez.

Demokrasi istemek hesaptan ve hesaplaşmaktan vazgeçmektir. Demokrasiye gelinceye kadar görülecek büyük bir hesap var. Bu hesabın üzerinden atlanarak demokrasiye gidilemez.

Genel seçimler

Ayrıntılar
KIZILCIK
Sayı 41 (Bahar 2011)
23 Şubat 2014

12 Haziran 2011 seçimlerinde Sol adına tek etkili güç 2009 Yerel Seçimlerinde 2,5 milyona yaklaşan oy alan Barış ve Demokrasi Partisi'dir. Bu nedenle, eğip bükmeden, "güçbirliği, eylem birliği" gibi genel sözler ardına sığınmadan söylemek gerekir ki, 12 Haziran için yapılacak çalışmaların ekseni BDP'dir.

Hiç şüphesiz bir Sol partinin gücünün ve etkisinin tek ölçütü oy sayısı değil. O partinin örgütlülüğü, kitlelere kök salmışlığı, toplumsal hareketlerdeki eylemliliği ve mücadele dinamizmi Milletvekili sayısından ve parlamento çalışmalarından çok daha önemlidir. Devrimci partiler için parlamento siyasi çalışmaların bir alanıdır ve en önemli alanı değildir. Ülkenin siyasi hayatında parlamento önemli bir merkez olduğu için ülkenin muhalif ileri güçleri için o kürsü kitlelere seslenme olanağıdır. Ama esas çalışma parlamento kürsüsünden seslenmek değil, halkın içinde bizzat o halkın öz unsurları tarafından yürütülen ve süreklilik arzeden faaliyettir. Parlamentodaki temsil ancak o güçler iktidara ya da iktidar ortaklığına aday olduğu zaman önem kazanır, çünkü o sayı halk güçlerini arkasına almış dönüşümlere manivela oluşturur.

DEP milletvekilleri gerici saldırganlık tarafından parlamentodan cezaevine gönderildikten sonra, onun devamı olan partilerin Meclis'te temsilcileri olmadığı halde toplumsal ve siyasal etkisini egemenlere inat, Türk şovenlerine inat arttırmıştır.

DTP 12 Eylül faşizminin getirdiği, bugün ise AKP ve CHP'nin bol bol yararlandığı seçim barajını 2007'de aşarak parlamentoya temsilci göndermiştir. DTP milletvekili seçtiremesin diye, AKP gericiliği bağımsız adayları da birleşik oy pusulasına dahil eden yasa çıkarmış, buna rağmen "Bin Umut Adayları" ndan 22 kişi Meclis'e seçilebilmişse, bu başarı parlamenter çalışmanın birincil önem taşımadığının, toplumsal aktivitenin ve kalıcı siyasi çalışmanın esas olduğunun göstergesidir.

Genel Seçimler denilince konunun bir yanı parlamentoya azami sayıda milletvekili seçtirmektir. Ama seçimler aynı zamanda bu ülkenin halklarının ileri siyasi güçlerinin yakınlaşmasına ve siyasi mücadele içinde birlikteliklerinin gelişmesine hizmet edecek bir olanaktır.

Seçimlere bağımsız adaylarla gidilecektir. 2007'dekinden farklı olarak 81 ilin hepsinde birden Türkiye halklarının aydınlık evlatları aday olacaklar ve o illerde siyasi varlıkları, etkileri her ne kadarsa, onları seferber edeceklerdir.

Kimlerin hangi ilden aday gösterilecekleri BDP'nin merkezi ve yerel yöneticileriyle merkezi ve yerel nitelikli Sol parti ve grupların görüşmeleri sonucunda belirlenecektir. Bu kapsamdaki görüşmeler zaten başlamıştır.

Seçim çalışmalarında yürütülecek kampanyalarda kullanılacak temaların içeriği ortak faaliyette yer alacak kesimlerin sözcüleri tarafından belirlenir. Fakat öyle gözüküyor ki, esas vurgular “Halkların kardeşliği ve barışı” etrafındaki konular olacaktır, çünkü Kürt sorunu en önemli sorundur. Türk-Kürt kardeşliği ve barışı için hak eşitliği sorunun çözümündeki en önemli evrensel ilkedir.

İhmal edilemeyecek diğer çok önemli konu,

* AKP iktidarına,
* onun gerici politikalarına, baskıcı uygulamalarına,
* liberal, ultra-liberal ekonomisine,
* bu toplumun ortak malı olan her zenginliği, 2B denilen orman arazilerine kadar her şeyi haraç mezat satmasına,
* gelir adaletsizliğini arttırmasına,
* tarım politikalarıyla hayvancılığa ve belli tarım ürünlerinde tarıma darbe vurmasına karşı muhalefettir.

Aynı derecede önemli bir konu AKP'nin seçimlerden sonra gündeme getireceğini söylediği yeni Anayasa tartışmaları üzerine olacaktır. Bu ülkenin dinamik ve aydınlık güçleri nasıl bir anayasayı öngördüklerini halka anlatacak, darbecilerin koyduğu "değişmez ve değişmesi teklif bile edilemez" tanımlı maddelerin barış ve demokrasi karşıtı niteliğini sergileyeceklerdir.

"Millet iradesi" lafını dilinden düşürmeyen Tayyip Erdoğan gibilere denilecektir ki, "Millet iradesi" Anayasayı ileriye doğru değiştirmek, bu ülkede kardeşliğe ve barışa hizmet etmek şeklinde tecelli edebildiği takdirde kolektif irade haline gelir.

Türkiye'nin siyasal yaşamı Erdoğan ile Kılıçdaroğlu arasındaki "ters merdivenden indin /attan düştün" iptidailiğine ve yavanlığın indirgenmişse, bunu teşhir etmek gerekecektir. Halkı bu kadar hafife almak, onunla alay etmek demektir. Bu seneki seçimler de bu minval üzere geçecektir. Daha da kötüye gidecek; küfürleşmelerle ve amiyane laflarla düzey daha da düşecektir.

Buna karşılık, bizlerin yürüteceği kampanya genel seçim ortamındaki tek düzeylilik göstergesi olacaktır. Dileriz ki, 2011 kampanyası 2007'dekini aşar, sadece Kürt nüfusun yoğun olduğu illerde ve büyük merkezlerle sınırlı kalmaz, Türkiye'nin tüm illerini kapsar.

Türkiye sola sıkıştı ama...

Ayrıntılar
KIZILCIK
Sayı 41 (Bahar 2011)
23 Şubat 2014

Ortadoğu ayağa kalktı. Ayaklanan kim? Kimine gore “islam”, kimine gore “Arap”... Her işin başı ekonomiktir diyenlere göre yoksulluk ayaklanmıştır. Liberaller ise kitlelerin “demokrasi” için ölümüne savaştıkları görüşündedir. Hangisi doğrudur?

Tek tek her biri doğru olabilir. Ama tümü birden bir doğru etmemektedir. Çünkü olayların, tek tek doğruları nakzeden bir genel doğrusu bulunmaktadır. Arap, İslam, Yoksulluk ve Demokrasi gibi unsurlar bu genel doğru icinde eriyip başkalaşmışlardır.

Genel doğruyu anlayabilmemize hic bir şey açıklamadığı halde sakız gibi kullanılan “domino teorisi” yardımcı olabilir. Tunus Mısır’ı, Mısır Bahreyn, Yemen, Fas, Libya ve diğerlerini etkilemiş göründüğü halde bunların toplamı Türkiye’de tek bir çakıl taşını bile yerinden oynatmadı. Bu ne biçim diyalektiktir! Türkiye Bölge’de olup da bölgeden olmayan tek ülkedir. Seksen yıl boyunca Bölgesi’ne sırtını donmuş bir ülkedir.

Batı sistemine girmiş ve donmuştur. AB üyeliğine girmek icin yırtınıp durmaktadır ama Dante’den bu yana tasarlanmış ne kadar “Avrupa” varsa, onun özündedir. Ayağa kalkan İslam ya da Arap dünyasına ilham kaynağı olabilir miymiş?! İkili sistem dünyasında nezaketen “uç” denilen ama gerçekte “tampon” olan, ikili sistem çökünce havada kalan ve henüz yere düşmemiş haliyle kendine örnek arayan Türkiye, hem kimseye örnek olamaz, hem de olmasın. Bakınız işte, her fırsatta alaya alınan Sudan içindeki petrol milliyetçiliğini kusarak özgürleştirdi ama Türkiye, içindeki Kürtlere dair yüzde yüz haklı yüz yıllık millet milliyetçiliğine bir care bulamadı.

AKP iktidarı, Türkiye’yi, bir gaflet anında ele gecirmiş, TÜSİAD’ı, MÜSİAD’ı, TOBB’u ve yabancı sermayeyi kapsayan bir kapitalist ittifaktır, halkı evirip çevirip sömürmektedir. Toplumun aymazlığından istifade çıkıp gelen bu türden iktidarlar kural olarak “geçici” oldukları halde AKP iktidarı, 9 yıldan sonra bile bir 4 yıl daha “gidici” görünmüyor. Bu durum AKP’nin becerisinden veya başarısından değil, muhalif toplumun beceriksizliğinden kaynaklanıyor. Şartlar Türkiye’yi sola sıkıştırdı ama “gelme ustume!” diyen bir sola sıkıştırdı.

Önümüzde seçim var. İktidarlar genel olarak, düşecekleri seçimden önce muhalefet tarafından düşürülmüş olurlar ama hadi diyelim “burası Türkiye!”

Gerisini kim düşünecekse düşünsün.

Sayı 41 - İçindekiler

Ayrıntılar
Administrator
Sayı 41 (Bahar 2011)
9 Mart 2013

S41 kapakTürkiye sola sıkıştı ama... 
KIZILCIK

Genel seçimler

Arap dünyası

Tunus, Kahire, Bingazi... Ya Diyarbakır?

Hayat ağacı
Hangisi? / Nerden? Nasıl? / Haşim Bey ve kılıcı / Mühtedi / İki isme bir adam / Yorumsuz / İktidar yürüyüşü / Yok öyle yağma! / Masumiyet karinesi / Kadın cinayetleri / Balyoz!!! / Al birini vur öbürüne! / Tıynet / Göçük / Yalancının mumu nereye kadar? / Cemaziyelevvel / Daha ne kadar yeter? / Hangisi doğru söylüyor? / Hadi, Bush'a da ceza verin!

Sermayenin denetlenemez gücü
İzzettin Önder

Kapitalizm, İslam ve AKP - 1
Özcan Çağlar

İş bölümü ve Marks eleştirisi
Turabi Yerli

İleri demokrasinin emniyeti ve adliyesi
KCK davasında Kürtçe yasağı sürüyor / Pınar Selek'in çilesi devam ediyor / İçişleri Bakanı Hrant Dink davasında bürokratları koruyor / Ergenekon davasında tutukluluklar / AKP'nin faili meçhulleri 375, öldürmeleri 600 / Pınar Sağ ve Mehmet Özcan'a hapis / Emekçilere gaz, cop, tekme, tokat / Hidroelektrik santrallarını protesto edenlere şiddet

Bir katkı
Cemal Candaş

Kuruluşunun 50. yılında Türkiye İşçi Partisi

Kentsel dönüşüm: Gecekondu, terör, yoksulluk ve herşey!
Besime Şen

Kadın Kentleri Konferansı

12 Mart: 40 yıl geçti unutmadık

Vatansız gazeteciler
Doğan Özgüden ve İnci Tuğsavul
Yalçın Yusufoğlu

Kurtarıcıdan kurtulmak
Özcan Çağlar

Kıbrıs
Yeşim Çukurovalı

Kültürümüzün Türk olmayan yaratıcıları
Yalçın Yusufoğlu

Van Gogh sarı sıcak bir ressam
Ayfer Coşkun

Dağlarca'nın şiirinde toplumcu yönelimler
Raif Özben

"Muhteşem Yüzyıl" karşısında geçmişimizle karşı karşıya!
Konur Ertop

İnternet devrimciliğinin sonu

İnternette Kızılcık turu
Öğrenci Kolektifleri / Köxüz / Yeni Hayat / Çalışma ve Toplum

Belge
Öldüren sevgi istemiyoruz!
Feyza Márquez, İstanbul Feminist Kolektif

Nazım Hikmet'ten Kamuran Bedirxan'a

Sayı 41'in tamamına buradan (PDF - 15,1 MB) erişebilirsiniz.

Sayfa 2 / 2

  • 1
  • 2

Diğer bölümler

  • Hayat Ağacı
  • Polemik
  • Belge

kizilcik dergiler

Tüm dergiler (2000-2014)

Çok okunan yeni yazılar

  • KAPİTAL mi, MUKADDİME mi?
  • Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve görüşleri
  • İttihatçı düşmanlığı anlamsız değildir
  • Liberaller
  • Dünya Barış Günü ve komisyondan beklentiler
Siyaset Ekonomi Dünya Kültür-Anma

© KIZILCIK 2000–2026. Tüm hakları saklıdır. · Hakkımızda