KIZILCIK
  • Anasayfa
  • Siyaset
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Kültür-Anma
  • Dergiler
  • Yazarlar

Mütedeyyin, kakara-kukaracı... ve de AKP'li

Ayrıntılar
KIZILCIK
Sayı 60 (Mayıs-Haziran 2014)
18 Mayıs 2014

Son yıllarda medya dilinde “mütedeyyin” diye bir kelime alışkanlığı türedi. Çeşitli eski sosyalist –veya değil– ama bugün neo-liberal medya konuşmacıları artık “dindar” demiyorlar, “mütedeyyin”i pek seviyorlar.

Dergimizin daimi okurları bilirler: Biz Osmanlıca sözcüklerin dilden ayıklanmasından, kullanılmaya kullanılmaya unutulmasından yana değiliz. Onların unutulmasının dili fakirleştirdiğini düşünürüz. Aynı anlama gelen kelimelerin hem yeni Türkçesini, hem de Osmanlıca Türkçesini kullandığımız çok olur. Çünkü o Osmanlıca kelimeler de Türkçeye girmişlerdir. Onları reddetmek dilde ırkçılık olduğu gibi, dili kısırlaştırır, oysa bir dilin konuşma ve yazma olanağı, ifade yetisi kelime zenginliğine bağlıdır.

Türkçe dilbilgisinde “mâna ismi” denilen kelimelerde yenilerin yanında eskilerin de kullanılmasından yanayız, ama “mâna ismi” olmayan pek çok isim konusunda da aynısını düşünüyoruz: Mesela mesleğiniz doktorluksa “muayenehane”ye, avukatsanız “yazıhane”nize, memursanız “daire”ye, bireysel tüccarsanız “ticarethane”ye gidersiniz, ama şimdi Amerikanca'dan çevrilen TV Türkçesinde hepsi tek kelimeye indi “ofis” oldu, doktor “muayenehaneye” gidiyorum demiyor “ofisime gidiyorum” diyor, devlet memuru Türkçe'de “daireye gidiyorum” der, ABD filmlerinin Türkçesi'nde ise o da “ofise” gidiyor.

Bazı eski kelimeler haklı olarak artık ölmüşlerdir, örneğin, hem “savcı”, hem “müddeiumumi” demek gülünç olur, fakat “yargıç”tan çok “hâkim” kullanılmaktadır. Siz hiç mahkeme başkanına “Yargıç Bey, Yargıç Hanım” denildiğini duydunuz mu?

Dergimizde bazen “milletvekili” yerine “mebus” yazan arkadaşlarımız belli ki, Türk politikacılarındaki milletvekilliği tutkusunu ya da Genel Başkan dalkavuğu milletvekillerini hicvetmek için öyle yazıyorlar. Açın, Batı dillerinden bir sözlüğe bakın, her kelimenin birden fazla karşılığı vardır, kimisi tamamen eş anlamlıdır, kimisi ise yerine göre kullanılacak şekilde nüans kazanmıştır. Farsça ya da Arapça için de muhtemelen öyledir, ama Arap harflerini bilmediğimiz için anlayamıyoruz.

Gelelim “mütedeyyin”e.

Bu kelime nerden çıktı? Dilin normal seyri içinde medya jargonuna girmedi: Sizlerin “AK Parti, AK Parti” diye zikrettiğiniz siyasi parti iktidara gelmeden, hatta zamanla koltuğa iyice yerleşmeden önce “mütedeyyin” diyeniniz yoktu. Şimdi çoğunuzun dilinde.

“Dindar” deyince kavram sıradan oluyor da, “mütedeyyin” deyince bir ulviyet ve uhreviyet mi kazanıyor? Yoksa “mütedeyyin” kelimesi AKP ileri gelenlerin daha hoşuna mı gidiyor?

Eğer o kanıdaysanız başı da, mabadı da sıkı Müslüman bu kara partinin rüşvetten sabıkalı sabık Evropa Bakanının Kur'an'la nasıl alay ettiğini de aklınıza getiriniz.

Bahsi geçen kakara-kukara Bakan seçim gecesi ailecek yapılan kutlama kürsüne çıkanların yanında yer alıyorsa, dine hakaretin ötesini de düşünmeden edemeyiz, acaba rüşvet ortakları arasında başka kimler vardı diye sorarız.

Sonuç ne oldu? Dindar AKP seçmeni kakara-kukara'ya aldırmadı, gene gitti o partiye oy verdi.

Burası sahtekârlar diyarı. Sahtekâr olmayanların çoğu da kendini kandıranlar.

Bizim Bakara'ya inancımız yok, ama onunla alay etmeyiz. Bakara'ya da, Yasin'e de, Nisa suresine de, 30 cüz tekmiline birden bağlı olduğunu söyleyen, Allah kelamı sayan ve Genel Başkanı “Referansım İslamdır” diyen partiden kakaracı-kukaracı Bakana tek ses çıkmazsa, Cuma namazlarını kaçırmayan bilumum seçmeni de gider o partiye oy vermeye devam ederse, tabi ki, sahtekârlıktan, kendini kandırmaktan bahsedilir. Demek ne 500 milyon dolarlık rüşvetiniz ortaya çıkınca partiden ihraç ediliyorsunuz, ne de bir Kur'an suresiyle alay edince.

Yaptığınız sadece kakara-kukara değil, “her Cuma sabahı sallıyorum bir sure” diyerek Kur'an'la alay etmekten çok, onu okuyan partililerinizle alay ediyordunuz. Yani düpedüz insan kandırıyorsunuz. Din ticaretiyle politika yapıyorsunuz.

Bizim hiçbir dine, hiçbir mistisizme, hiçbir metafiziğe inancımız yok, ama Müslüman partinin mütedeyyin Genel Başkanı Federal Almanya Cumhurbaşkanını eskiden rahip olduğu için kınadığında kızarız.

Kendi kakaracı-kukaracı Bakan'ının Kur'an'la alayı na tek laf etmeyen mütedeyyin Başbakan, Gauck'un eski rahip olduğunu söyleyerek, tabanındaki, seçmenindeki Hıristiyan karşıtlığını kışkırtarak, konuğunu aklı sıra karaladığında, onun ne çirkin politikacı olduğunu bir kez daha görürüz.

Dalkavuk medyacılar “Gak-Gauck” gibi terbiyesiz başlıklar attılar. İşte, Tayyip Erdoğan'gilin düzeyi ve demokrasi terbiyesi.

İslam dindarı iseniz “mütedeyyin” diyecekler, sizden saygıyla bahsedecekler, ama Hıristiyan dindarıysanız Tayyip Erdoğan'ın hoşuna gitmeyen fikirlerinizi söylediğiniz için o mütedeyyinler sizinle alay edecekler. Kendi başlarındaki imam başbakana bakmayıp, size “Almanya imamı” diyecekler.

Neden? Çünkü dalkavukturlar, yalakadırlar, yağcıdırlar, şakşakçıdırlar. Kariyerlerini menfaatlerini Tayyip Erdoğan'a bağlamıştırlar.

KIZILCIK inadı

Ayrıntılar
KIZILCIK
Sayı 60 (Mayıs-Haziran 2014)
18 Mayıs 2014

Belli fikir, düşünce veya politikaların sürekliliği, "taşıyanı" olmasıyla mümkündür. Kızılcık taşıyıcısı olmaya çalışacağı fikir, düşünce ve politikaların en genel çerçevesini ilk sayısının kapağında Marks-Engels-Lenin-Rosa Luxemburg ve Gramsci'nin fotoğraflarını kullanarak sembolize etmişti. Bu da devrimci Marksizmin, kendi içinde mümkün en geniş çoğulculuğu koruyarak sürdürülmesiydi. Ve bu "tutum", Türkiye'de Marksizmin bizzat Marksistler tarafından saldırıya uğradığı koşullarda benimsenmişti.

Kızılcık baştan benimsediği bu tutumunu 14 yıl boyunca ve "inat" ile sürdürdü. Marksizmin sorunlarını tartışan değerli ve samimi görüşleri bir araya getirmeye çalıştı. Herhangi bir politik aidiyeti benimsemeden solun güncel politikalarını değerlendiren analitik görüşleri azami çeşitliliği ve çoğulculuğu koruyarak yansıtma çabası içinde oldu.

Kızılcık'ın yüklendiği iddia, elbette kendini aşıyordu. Devrimci Marksizmin geliştirilerek sürdürülmesi, tümüyle amatör ve yılda bazen 3, bazen 6 sayı çıkan bir dergi çalışmasıyla olacak iş değildi. Zaten olan da buydu. Başlangıçtaki 2000-2500 okur sayısı 14 yıl sonra 400- 500 civarına gerilemişti.

Bu kadar uzun bir süre ve bu kadar kendiliğindenci ve amatör çabalardan sonra elde kalan nedir diye bakıldığında verilecek tek bir cevap vardır: İNAT! İnat, Marksizmin kendinde olan bir nitelik değil, politikaya ve yaşama aktarılmasında ortaya çıkan bir niteliktir. Siyasi tarihte bunun en yüksek örneği Lenin'dir. Lenin'de en somut ifadesine kavuşan şey "sınıf inadı"dır. İşçi sınıfı inadı diye tanımlanabilecek bir şey varsa, o da "teslim olmamak"tır.

Kızılcık kurumsal bir yapı olmadığı için, kurumsal bir inadı da temsil etmiyordu. Leninci inadı, Kızılcık'ta daima, sıklıkla ve bazen yazanların yazdıklarında buluyorduk. Kızılcık yazarlarının Kızılcık'ta yazdıklarının, bir dergi formatıyla çoğaltılıp bir kaç bin kişiye ulaştırılmasının değerli bir yayın faaliyeti olduğunu söylemek yetmez, "Kızılcık Yazıları"nın bir el pusulasıyla bir tek kişiye aktarılması bile bu zahmete değer.

Elinizdeki 60. Kızılcık ile 14 yıldır yapmaya çalıştığımızı bundan sonra başka bir teknik düzleme aktarıp sürdürmek niyetindeyiz. "Kızılcık Yazıları" bundan böyle kizilcik.org'ta inadını sürdürecektir.

Sayı 60 - İçindekiler

Ayrıntılar
Administrator
Sayı 60 (Mayıs-Haziran 2014)
18 Mayıs 2014

S60 kapakKızılcık inadı
KIZILCIK

Mütedeyyin, kakara-kukaracı… ve de AKP'li

İleri demokrasi basın özgürlüğünde geriye gidiyor

Hayat ağacı
Zombiler / Gündem / 2014 Haziran Yerel Seçimleri / Kapı... / Ana kaatilleri / Birilerinin özgül ağırlığına ne oldu? / Siyasetin son perdesi / Ayıp denen bir şey vardır / Âla bir bakan / Doğru söze ne denir! / Almanya hükümetinin grev düşmanlığı / Marx'tan / Laf sınıf mücadelesinden açılmışken... / Yine... yine... YİNE kadın cinayetleri / Milli hukuk / Hangisi..? / YSK / MİT'e operasyon yetkisi

Sandık sayıklaması
Tektaş Ağaoğlu

2014 seçim değerlendirmeleri

Neyi eleştiriyoruz - neyi eleştirmeliyiz?
İzzettin Önder

Yerel seçim sonuçları ve Türkiye'nin yoksul yüzü
Özcan Çağlar

Kadınlar ve soru nerede
Engin Erkiner

Ne olacak bu sendikacıların hâli?
Zafer Aydın

Sanmayın ki Kabataş yalanınız unutuldu

"Ermeni Soykırımı 100. Yılına girdi"

Tayyip Erdoğan'a yanıt

"Cennet anaların ayaklarının altındadır"

'Bir Garip Orhan Veli'ydi
Yalçın Yusufoğlu

İvedikgillerden "sanat" sinemasına
Yılmaz Hüroğlu

Edebiyatımızın büyük ustası Orhan Kemal
Cemal Candaş

Nobel Edebiyat'ın kazananı ve kaybedeni
Yeşim Dinçer

Kendi anlatısından Turan Erol
Yalçın Yusufoğlu

Arkadaşımız Mahsun Kırtaş'ın ardından 

Belge
GEZİ'nti
Şimdilik GEZİ ForNow / Bili Mollison, Permakültüre Giriş 

Sosyalistti, feministti, özgürlükçüydü
Krikor Zohrab

Sayı 60'ın tamamına buradan (PDF - 12,7 MB) erişebilirsiniz.

Sayfa 2 / 2

  • 1
  • 2

Diğer bölümler

  • Hayat Ağacı
  • Polemik
  • Belge

kizilcik dergiler

Tüm dergiler (2000-2014)

Çok okunan yeni yazılar

  • Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve görüşleri
  • İttihatçı düşmanlığı anlamsız değildir
  • Liberaller
  • “Ulusalcılık”
  • Bir tanıklık: Tatar Nihat
Siyaset Ekonomi Dünya Kültür-Anma

© KIZILCIK 2000–2026. Tüm hakları saklıdır. · Hakkımızda