Aydoğan Gezer 1942’de İstanbul’da doğdu. Öğrenimine devam ederken çalışmak zorunda kaldığından tahsili aksadı ve liseyi 20 yaşında dışarıdan girdiği sınavlarla bitirdi. 1962- 1964 yıllarında İstanbul Üni. Gazetecilik okulunda okudu. Sonraki 2 yıl Eskişehir’de askerlikte geçti. 1966-70 arası İstanbul Belediye Zabıtası’nda, 1970-1972’de ise Enko Deterjan Fabrikasında çalıştı. Bir süre Sabah’ta gazetecilik yaptı.

Çok genç yaşında siyasal ve sendikal mücadeleye girdi. Sağlık emekçisi arkadaşlarıyla Tüm Sağlık İş Sendikasının kurulmasında aktif rol oynadı.

1974’te Türkiye Sosyalist İşçi Partisi kurulurken Gezer partinin kurucusu ve Merkez Yürütme Kurulu üyesi oldu ve bu görevini başarıyla sürdürdü, teşkilat işlerinde çalıştı, genel seçimlere katılmak için zorunlu olan bin bir formalite labirenti içinde devlet kırtasiyesini aşmanın uzmanı oldu. Ve herkesin sevip saydığı, kişiliğine güven duyduğu teşkilatın “Aydoğan Ağabey”i oldu.

O yıllarda sendika seçme özgürlüğünün referandumla tanınması talebi için taktik amaçla kurulan Tüm Dokuma İş Sendikası’nın Genel Başkanlığı’nı üstlendi. Sendika 250 işçisiyle sürdürdüğü dirençli eyleminin günlük basında destek bulması sayesinde eyleminde muvaffak oldu. Sınıf tarihimize Epengle Direnişi olarak mal olan mücadelenin sloganı olan “Referandum Hakkımız, Söke Söke Alırız” sözü ilk kez bu sendika tarafından atılmış ve topluma mal olmuştur. “Söke Söke Almak” tabiri bütün emekçilerin hak mücadelesinde kullanılır olmuştur.

1978’de bir sabah parti binasına geldiğinde kapıda gördüğü iki şüpheli kişiden biri ona silah çeker, Gezer katilin eline vurarak kurşunun göğsüne gelmesini önler, kurşun karaciğerini sıyırır geçer, yere düşen tabancanın şarjörü de, mekanizması da birbirinden ayrılınca saldırganlar kaçarlar. Daha sonra, Mehmet Ali Ağca Abdi İpekçi’nin katili olarak yakalandığında verdiği ifadede suçlarını sayarken “TSİP Genel Merkezine Ahmet Kaçmaz’ı öldürmeye gittim, ama Aydoğan Gezer’i yaraladım”, diyecektir.

12 Eylül askeri darbesinden sonra yurt dışına çıkan Gezer ailesiyle birlikte Frankfurt’a yerleşti. TSİP 1990’da yeni bir birleşik parti kuruluşuna katılmak için kendisini feshedene kadar TSİP’li kaldı. Alman Komünist Partisi’ne (DKP) girdi, sendikal faaliyetlerini sürdürdü, uzun yıllar Alman Sendikalar Birliği’nin (DGB) yabancı işçileri destekleme ve uyum çalışmalarında görev yaptı. Dünya sosyalizminde pek çok kimsenin savrulduğu alt üstlükler yaşanırken, o sosyalist düşün, inanç ve eyleminden hiçbir şekilde ödün vermedi.

Siyasi faaliyeti kapsamında Almanya Sol Parti (Die Linke) üyesiydi.

Bir yıldır akciğer kanseri tedavisi gören Aydoğan Gezer, Rasime Gezer’le evli, Evren isimli yetişkin bir kız evlat sahibiydi.

Gezer 21 Temmuz 2010 günü, Offenbach’ta toprağa verildi. Cenaze töreninde eşi Rasime, kızı Evren, kız kardeşi Nursel ile kızları Tania ve Nadia, ağabeyi Gündoğan, Almanya’nın değişik yörelerinden gelmiş TSİP’li arkadaşları, İstanbul’dan Yalçın Yusufoğlu, Almanya Sol Parti ve Alman Sendikalar Birliği temsilcileri ve çok sayıda seveni hazır bulundu.

Tören salonundaki konuşmalarda Mustafa Kemal Özdemir’in tanıtmasından sonra, kızı Evren Gezer Almanca ve Türkçe olarak yaptığı konuşmada babasının evrensel ve insani değerler taşıyan bir kişi olduğunu vurguladı, anne ve babasının değerleriyle ve dünya görüşüyle yetiştiğini söyleyerek kendisine kazandırdıkları o zenginlikler için onlara teşekkür etti.

Daha sonra yeğeni Tania Fogt, Rasime Gezer’in öğrencilerinden Serap Kocabaş Aydoğan Gezer’in özelliklerini ve kendileri için neler ifade ettiğini anlattılar. Anma konuşmaları sanatçı Ali Mahir Abdik’in Aydoğan Gezer ve yakın yıllarda aramızdan ayrılanlar için okuduğu şiirle sona erdi.

Cenaze toprağa verildikten sonra sevenlerinin gülleriyle örtüldü. Bir araya geliş bir kır kahvesinde sürdü. Aydoğan Gezer’in yaşarken çevresinde oluşturduğu sevgi halesi devam ediyordu. 

Kızılcık, sayı 39, s. 77, Yaz 2010.