Devlet otoritesini göstermek için, 17’sinde astılar

12 Eylül Darbesinin 30. Yıldönümü. Askeri rejimin sayısız cinayeti var, anayasal suçu var: Uluslararası literatürde “Crimes against humanity” (İnsanlığa karşı işlenmiş suç) denilen suçları var.

Bunlardan birisi de 17 yaşındaki Erdal Eren’i idam etmeleridir. Güç gösterisi yapmak, otorite manyaklıklarını ispat etmek, devlet nasıl olurmuş millete göstermek, “bakın eskiden kanun nizam işlemiyordu, biz adamı böyle asarız” demek için" çocuğu idam ettiler. Sonra da gerine gerine kendileriyle iftihar ettiler.

Askerler böyledirler ne zaman hükümete el koysalar ve iktidarı sivil hükümetle paylaşmaktan çıkıp doğrudan iktidara gelseler otorite gösterisine girişirler. Mesela, gelmiş geçmiş en unutulmaz futbolculardan Metin Oktay vardı. İnsanlığı futbolculuğundan da büyüktü, herkesin sevgilisiydi. Askerliğini yaparken Galatasaray ve Milli Takımın maç ve kampları için kullandığı izinlerin yanlış hesaplandığı 27 Mayıs 1960’tan sonra hesaplanmış ve 8 gün erken terhis edildiği saptanmıştı. 15 Eylül 1960 günü “firari asker” muamelesi görüp tutuklandı ve 45 gün Toptaşı Cezaevinde hapis yattı. Sonra da askerliğini tamamlamak için kıtasına gönderildi. 8 gün için 45 gün hapis, hem de hiç kabahati yokken. Hesaplamayı kendisi yapmamışken. Otorite dediğin böyle olur! Devlet dediğin budur!

Sallandıracaksın şöyle 50 kişiyi Sultanahmet Meydanı’nda, bak herkes nasıl mum gibi olur. Bu millet sopadan anlar, azizim. Hem kızılcık sopası yetmez, odunla döveceksin, odunla.

50 rakamını rastgele söylemedik, 12 Eylül’ün astığı insan sayısı 50’dir. Erdal Eren de onlardan biridir ve ilkidir. İdam cezası o sıralarda kaldırılmamıştı, fakat 12 Eylül darbecilerinin selefi 12 Mart darbecilerinin astıkları Deniz Gezmiş, Hüseyin inan ve Yusuf Aslan’dan başka hiç kimse uzun süredir idam edilmemişti. Siyasi olmayan yargılamalarda verilen ve Yargıtay’ca onaylanan idam cezaları Meclis’te bekletilir, uygulama idama varmazdı. Dedik ya 12 Mart faşistleri insan astılar, onu 12 Eylül faşistleri takip etti. Hem de 18 yaşının altındaki bir gençten başlayarak. 2 Şubat 1980’de Ankara Hoşdere’de protesto gösterisi yaparken çıkan çatışmada bir askeri öldürdüğü gerekçesiyle tutuklanmış ve 19 Mart’ta idamına hükmedilmişti.

Erdal Eren’e idam cezası veren de bir askeri mahkeme idi, Aralık 1978’deki Kahraman Maraş olaylarından sonra Sıkıyönetim ilan edilmiş ve kalıcı olmuştu, 12 Eylül sistemi bu hazır alt yapının üzerine oturdu ve halkın tepesine tebelleş oldu.

Erdal Eren kendisine işkence yapıldığını duruşmalarda belirtmesi üzerine askeri mahkeme başkanı (kıta subayı) her defasında “Bunların davayla ilgisi yok” der. İşte askeri yargının insan haklarına bakışı budur, kaldı ki, olayın davayla ilgisi vardır, çünkü polis ifadeyi işkence altında almıştır. 19 Mart 1980’de verilen idam cezası Askeri Yargıtay tarafından iki kez bozulur, ama Askeri Yargıtay Dava İdareler Kurulu cezayı onaylayınca Dosya Meclis’e gider.

Kenan Evren ve MGK adını alan 5 Kişilik Cunta Konseyi Anayasayı kaldırmış, genel oyla seçilmiş TBMM’yi feshetmişti. Yani işlediği suç TCK 146/1 deki idam maddesini gerektiren suçtu. Kendileri idamlık suç işledikleri halde başkalarını idam ettiler.

Cunta Konseyi bütün yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kanunsuz olarak tekelinde tuttuğu için TBMM’nin görüşmesi gereken Eren’in idam cezasını kendisi görüştü ve onayladı. Meclis onaylasa bile kararı C. Başkanı’nın onaylaması veya Meclis’e iade etme hakkı vardı. Oysa Kenan Evren darbeyle ve re’sen o makamı da işgal etmişti.

Sonuçta Erdal Eren 13 Aralık 1980’de idam edildi. Erdal’ın idamı Cuntanın ilk aylardaki cinayetlerindendi. Adalet Bakanlığı kayıtlarına göre, 50 kişi idam edildi, 171 kişi işkenceyle öldürüldü, 144 kişi kuşkulu şekilde öldü.

İdam kararını iki kez bozan Yargıtay 3’üncü Dairesi üyesi emekli Hâkim Albay Ahmet Turan 12 Eylül 2008’de şunlar diyordu: “Eren’in eri kasten öldürdüğüne dair vicdani kanaatim yoktu. Eren önden ateş etmiş, asker sırtından vurulmuştu. Kurşunun da o tabancadan çıktığına dair kanıt yoktu. Yaptığımız inceleme sonunda 28 Ekim 1980’de kararı tekrar bozduk. As. Yargıtay Başsavcılığı kararı ‘onayın’ diye bize göndermişti ama biz kararı yine yetersiz bulduk. Vurulan erin cesedinden çıkarılan mermi çekirdeği ile sanığın tabancasından çıkan mermi çekirdeklerinin doğru dürüst mukayesesi yapılmadı. Olay yerinde iki tabancaya ait boş kovanlar bulunuyor ama onların Adli Tıp’a gönderilip mukayesesi yapılmadı. Eri vuran kurşun yüzde yüz Eren’in tabancasından çıktı diye bir şey yok dosyada. Çünkü incelenmemiş.”

Ahmet Turan 12 Eylül hukuksuzluğu konusunda şöyle diyor:

“12 Eylül harekâtını beğenmeyenler ayrılıp gidebilirdi. Buna mani olundu. 1981 Ağustos’unda ayrılmak isteyenler için 15 günlük bir süre tanıdılar. Ben ve 17 arkadaşım ayrıldık. Benim yaş haddime 8 sene vardı ama erken emeklilik istedim. Anayasa olmadığı için emre göre görev yapmam gerekiyordu. Onu da ben kabul edemezdim Atatürk’ün okullarında yetişmiş bir aydın olarak. İsteğe göre karar vermek durumundasın demektir o zaman. Anayasa yoksa garantin de yok demektir. Eğer emre göre karar vermek istemiyorsan yapılacak olan iş ayrılmaktır. Emirle hâkimlik olmaz.”