İttihatçı şefler savaş antlaşmasını kabineden bile gizlemişlerdi

90 yıl önce Osmanlı devleti tüm şiddetiyle yeni başlamış olan Dünya Savaşına girmişti. Osmanlı tarihine "Harb-i Umumi," halkın diline “Seferberlik" diye geçen savaş. Osmanlı devletinin sonu oldu. Emperyalistlerin de istediği buydu. Teşhisi yarım yüzyıl önce "Boğaz'daki Hasta Adam" diye Rus Çarı koymuştu. O hasta adam bu dünya savaşıyla dünyadan göçmeli, malı mülkü paylaşılmalıydı. Hepsinin iştahını kabartan pasta Osmanlı’nın imparatorluğu bünyesinde yaşayan çeşitli Arap milliyetlerinin topraklarıydı. Rusya ise özellikle Boğazlar'ın kontrolünü ele geçirerek kapalı Karadeniz'den çıkmak istiyordu.

Savaşın gerekçesi Avusturya-Macaristan Veliaht Prensi Arşidük Ferdinand’la eşi Düşeş Sophie'nin 28.6.1914'te Sarajevo’da öldürülmeleri idi, fakat bu sadece bahaneydi, çünkü kılıçlar çoktan çekilmiş, bilenmişti. Sırbistan Düveli Muazzama'yı (büyük devletler) ilgilendirecek bir devlet olmadığı halde kıvılcım orada çaktı. 28 Temmuz'da Avusturya Sırbistan'a, 1 Ağustos'ta Almanya Rusya'ya, 3 Ağustos'ta Fransa'ya, 4'ünde Belçika'ya, aynı gün Britanya Almanya'ya, 12’sinde Avusturya'ya, 6 Ağustos'ta Avusturya Rusya'ya, Sırbistan Almanya'ya, 13 Ağustos'ta Fransa Avusturya'ya, 23'ünde Japonya Almanya'ya, 1 Kasım'da Rusya Türkiye'ye, 5'inde Britanya ve Fransa Türkiye'ye savaş ilan ettiler.

Daha önce, Balkan Savaşı ertesinde, 14 Ekim 1913'te Osmanlı devletiyle Almanya arasında yapılan askeri antlaşma sonucu General Liman von Sanders komutasındaki Alman Islah (reform) Heyeti İstanbul'a gelmiş ve ipler Alman genelkurmayının eline geçmişti. Binbaşı İsmet Bey (İnönü) anılarında şöyle der: "Bir devletin orduda, siyasette, memleket yönetiminde sır denilebilecek nesi varsa, hepsi yabancı devlet memurlarına emanet edilmişti. Bu devlet müttefik de değildi ve dünya siyasetinde ikiye ayrılmış saflardan birisini yönetiyordu. Alman Islah Heyeti memleketin içinde olup bitenleri günü gününe izler durumdaydı."

yavuz-istinye1916-scAvusturya-Macaristan Sırbistan'a savaş ilan edince 1 Ağustos 1914 gecesi Sadrâzam Sait Halim Paşa'nın yalısında Dahiliye Nazırı Talat Bey, Harbiye Nazırı Enver Paşa, Meclis başkanı Halil Bey ve Alman sefiri Baron von Wangenheim bir araya gelerek bir "İttifak Muahedesi" imzalarlar. Gizli tutulacağı ve ancak iki tarafın rızasıyla açıklanabileceği kayda alınan antlaşmaya göre, Almanya'nın savaşa girmesi Türkiye'nin de girmesini gerektirecek, Osmanlı Harbiye Nazırı Alman Islah Heyetine "fiilî bir nüfuz" (otorite) tanıyacak. Osmanlı devleti tehdit edilirse, Almanya silahla müdahale edebilecekti. (Metin, Ş. S. Aydemir'in "Enver Paşa" kitabında vardır. Maliye Nazırı Cavit Bey paktı yapanların kabine mensuplarına bile söylemeyeceklerine ant içtiklerini, kendisinin Sadrazam yalısına habersiz gelmesiyle durumu öğrendiğini, ona da yemin ettirildiğini yazmıştır. Parti ve hükümet ileri gelenlerinden −örneğin bir ara Fransa-Britanya kampına daha yatkın duran Bahriye Nazırı Cemal Bey’den− bile gizli antlaşma yapmak İttihatçılığın çeteci üslubundandı.) Savaşın ilk günlerinde Fransa'nın Kuzey Afrika limanlarını bombalayarak peşindeki Britanya donanmasından kaçan iki Alman savaş muhribi (Göben ve Breslau) 10 Ağustos 1914'te izin alarak, kılavuz eşliğinde Çanakkale Boğazından geçip Osmanlı'ya sığınırlar, hükümet de onları 80 milyon Marka satın aldığını ilan eder. Yavuz ve Midilli adı takılan gemilerin Alman mürettebatına kırmızı fes giydirilir. Sonra da yanlarına Hamidiye ve Berç kruvazörlerini alıp, 28-30 Ekim'de Kuzey Karadeniz'deki Sivastopol, Odessa ve Novorossisk limanlarını bombalarlar, Rus donanmasına saldırırlar. Baskından sadrâzamın bile haberi yoktur.

Osmanlı’nın oldu bittiyle savaşa girmesinde İttihatçı yönetimin rolü yadsınamazdı. Tarihsel olarak suçluluk yaftası −"Ermeni Tehciri" cürmü dâhil− elbette İttihatçıların boynuna asılacaktı. Ama emperyalist devletler her ne olursa olsun Osmanlı'yı savaşı sokmaya, pastayı paylaşmaya kararlıydılar. Savaşın galibi asla Osmanlı olamayacaktı. Almanya bile kazansaydı Osmanlı ülkesini o sömürgeleştirecekti. Petrolün farkına varılmıştı. Arap petrolü kadar Kafkas petrolü de önemliydi. Almanya en azından Kafkas petrolünü Rusya'nın elinden almak istiyordu. Müttefik Devletler kaybedince, petrole savaşın asıl galibi ve İtilaf devletlerinin başı Britanya el koydu. Fransa'ya sadece Suriye (ve Lübnan), İtalya'ya Libya düştü. Beklenmedik olay, Rusya'da devrimle kurulan yeni devletin savaştan çekilmesiydi. Bunun üzerine Rusya'nın müttefikleri Britanya ve Fransa yanlarına başkalarını da alıp Bolşevik rejime karşı askeri müdahaleye kalkışacaklardı.

Savaşın gerçek mağlubu Osmanlı oldu. İttihatçıların suçu hezimetin bu denli ağır olmasındaydı. Güçler dengesini, ülkesinin durumunu doğru kavramış bir hükümet Almanya'ya angaje olmaz, "Bu bizim savaşımız değil,” diyerek elinden geldiğince tarafsızlık siyaseti izler, kısmî ödünlerle uzlaşmalar sağlayabilirdi. Emperyalistler saldırarak onu gene savaşa sürüklerlerdi, ama sonuç gene de böyle bir felakete varmazdı. Ve ulusal devrimler çağında Osmanlı ülkesinde başka süreçler yaşanırken büyük ihtimalle bu yıl 90. yıldönümü gelen, 100 bin askerin karlar altında donarak telef olduğu Sarıkamış faciası da yaşanmazdı.

Kızılcık, Sayı 23 (Ocak-Şubat 2005).