USAF ve RAF pilotları madalya ile ödüllendirilmişti

Tarih boyunca savaşlar insanın insana karşı vahşetinin alanı olmuştur. Savaşan insanlar hiç tanımadıkları, hiç bir kötülük görmedikleri insanları öldürmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Karşılıklı olarak süren bu vahşette, savaşan ülkelerin cephe gerisindeki insanları da birbirlerine aynı derece düşman kesilmişlerdir.

Tarihin gördüğü savaşların en büyüğü olan II. Dünya Savaşı'nda vahşet en ileri seviyeye varmıştı. Bu savaşa dair okuduğumuz kitaplarda, izlediğimiz belgesel ya da diğer filmlerde Nazilerin vahşeti vardır. Böyle olduğu doğrudur. Nazi Almanyası'nın başını çektiği Mihver devletleri asker sivil demeden 45 milyon insanın ölümüne yol açmışlardır. Bunu herkes bilir. Ne var ki, savaşan insanın insanlıktan çıkması Nazi mezaliminden ibaret değildir. ABD'nin Ağustos 1945'te Hiroşima ve Nagasaki'ye attığı iki atom bombası da buna benzer bir suçtur. Daha az bilinen, ama o iki kent gibi yerle bir edilen diğer bir kent de Almanya'nın doğusundaki Dresden'dir. Barok mimarinin hâkim olduğu, anıtsal güzel binalarıyla, kilise ve saraylarıyla, sayısız sanat eserini barındıran müzeleriyle Dresden, Almanya'nın incisi sayılabilecek bir kentti. Savaşta ilginç bir konumu vardı ayrıca. Avrupa'nın çeşitli yerlerinden kaçıp gelmiş aydınların, ressamların, tiyatro oyuncularının bu kentte barınmasına Nazi yönetimi her nasılsa izin vermişti. Gizli Devlet Polisi Gestapo'nun çok sıkı kontrolü ve baskısı altında ve korku içinde de olsa birçok ulustan 6000 kadar aydın Dresden'de yaşamaktaydı. O kâbuslu yılları ve boğucu atmosferi anlatan insanlardan sağ kalanlar sonradan yazdıkları kitaplarda kentin o dönemi üzerine bize tanıklıklar bıraktılar.

dresden-1945-scSavaşın bitmek üzere olduğu son bir kaç aya girildiğinde, Sovyet orduları doğudan Polonya üzerinden Berlin 'e doğru gelirlerken, batıdan girmiş ABD ve Britanya orduları, Gotik kilise mimarisinin incisi ünlü Köln katedrali başta olmak üzere her şeyi yakıp yıkmak doğuya doğru geliyorlar, Almanları cezalandırıyorlardı. İşte o haftalarda 13-15 Şubat 1945'te Dresden faciası yaşandı. Kent, Britanya ve ABD uçaklarınca yerle bir edildi.

Uçaklar Dresden üzerine üç gün süreyle tonlarca bomba yağdırdı. İki gün USAF (ABD Hava Kuvvetleri) 350'şer uçaklı iki filoyla, tam 3 bin bomba attı, bir başka gün Britanya'nın Kraliyet Hava Kuvvetleri (RAF) kentin ve kent dışındaki insan konvoylarının üzerine bomba yağdırdı. Müttefik uçakları, 200 bin binanın yarısını tamamen, geri kalanını kısmen yıktılar, şehirden kaçan insan kafilelerini bombaladılar, mitralyözlerle taradılar. Kimine göre en az 135.000, kimine göre 200.000 sivil Almanı kitle halinde öldürdüler. Dresden'de ölenlerin sayısı altı ay sonra Hiroşima'da öldürüleceklerin sayısından da fazlaydı. Nazi Almanyası lânetlendiği için, savaşın son günlerinde ABD ve Britanya ordularının işledikleri bu savaş suçuna kimse aldırmadı, sonra da bundan hemen hiç söz edilmedi. Oysa bu iki ordunun askerleri II. Dünya Savaşı'nda 2,5 milyonu aşkın sivili öldürmüşlerdir: ABD'deki esir kamplarına götürülen yüz binlerce savaş esirine ise Cenevre Konvansiyonu kurallarını pervasızca çiğneyerek, insanlık dışı davranmışlardır, sayısız esir orada ölmüştür.

Sinema tarihinin en büyük on filmi arasında gösterilen Charlie Chaplin'in Monsieur Verdoux diye bir filmi var (1949.) Sanatçının kara listeye alınmasına, sonra da McCarthy komisyonu önüne çıkarılmasına neden olan bu film, kadınları öldüren bir çeşit "Mavi Sakal" Landru öyküsüdür. Verdoux adlı orta yaşlı bir centilmen Fransa'nın değişik yerlerinde paralı ama akrabasız, orta yaşlı kadınlarla ayrı kimlikler altında evlenir ve onları öldürerek bankadaki paralarını alır. Sonuçta yakalanır, yargılanır, idam edilir. Verdoux, bankacıyken 1929 krizinde iflas ettiğini, daha sonraki yıllarda geçimini "bu yolla" sağlamaya başladığını söylediği savunmasında, "Savaşta bir bomba atarsınız bin kişiyi öldürürsünüz, sizi kahraman yapıp madalya takarlar, barış döneminde bir kişiyi öldürürsünüz, giyotine gönderirler,” der.

USAF ve RAF'ın pilotları, kahraman diye madalya aldılar!

Verdoux giyotine gitmeden önce, kendisini takdis etmek üzere hücresine gönderilen rahibe, “Sizin için ne yapabilirim, Peder?" diye sorar.

Film ABD burjuvazisini ve devletini çılgına çevirdi. Chaplin’in ABD'nin bütün temel değerlerine, sadece sermayeye, devlete ve aileye değil, dine de saldıran iflah olmaz bir tanrıtanımaz olarak nitelendirilmesine yol açtı. Amerikan Aleyhtarı Faaliyetler Komisyonu’na (McCarthy komisyonu) ifade vermeyi reddeden Chaplin, ABD'yi terk etti. İsviçre'ye yerleşti; ABD hükümetinin sonradan özür dilemesine rağmen. 1970’lerde bir ödül töreni için bir kaç gün New York'a gitmesi dışında bir daha ABD'ye adımını atmadı.

Kızılcık, Sayı 22 (Kasım-Aralık 2004).