“Yapay zekâ, çağımızın en güçlü teknolojisi. Sağlıktan adalete, eğitimden güvenliğe kadar birçok alanda dünyanın birçok ülkesinde kullanılıyor. Ancak yapay zekânın getirdiği yenilikler bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Yapay zekâ gerçekten ‘tarafsız’ mı, yoksa ayrımcılığı otomatikleştiren bir araç olarak kullanılabilir mi? Kullanılmakta mı?” diye Kızılcık'ta sorulmuştu.
Bugün bölgemizde ve dünyada olup-bitenler bu soruya net ve sert bir cevap veriyor.
Bu olup-bitenler, “kıyamet faşizminin yükselişi/The rise of end times fascism” sözleriyle tanımlanıyor bugün...
Kapitalizmin insana ayıracak zamanı yok! Yalnızca kâr odaklıdır…
Diğer taraftan talihsizlik şurada ki, neredeyse tüm siyasal aktörler açısından sınıf gerçekliğinin ve mücadelesinin yok sayılması, “yeni zamanlar”ın modası...Dünyanın sınıflar antagonizması, sınıf mücadeleleri üzerinde durduğunu görmezden gelip, öküzün boynuzlarında durmakta olduğuna bizleri inandırmaya nafile çaba sarfediyor. Yani görmek, öğrenmek, bilmek, anlamaktan da imtina ediyor…
Salt “sınıftan” kaçmıyor, “okul”u da kırıyor..!
Kapitalizmde bilgi metalaştırıldıysa, her zaman zaten bir rejim ya da iktidar konusu olduysa “saf” bilginin, yani nesnel bilginin ve “tarafsız” bilginin mümkün olabilmesi artık söz konusu bile olamaz.
Yapay zekâysa, sermayenin kolektif bilgiye ve emeğe el koyma sürecinin yeni bir biçimi…
Büyük teknoloji şirketleri sadece modelleri (AI) değil; sunucudan çipe, ödeme sistemlerinden buluta kadar tüm altyapıyı da kontrol ediyor.
Gözetim, sansür ve veri talanı üzerine kurulu “Büyük Teknoloji” düzenine karşı bir alternatif gerçekten mümkün mü?
Halbuki kapitalizmin merkezlerinde (Anglosakson dünyada) uzun yıllar küreselleşmenin, ileri teknolojinin (özellikle internet ve dijitalleşme) bizi “bugünden daha iyi” (özgür, demokratik, müreffeh) günlere taşıyacağı anlatıldı durdu. Ama artık başka şeyler konuşuluyor. Tanık olduğumuz şey, yalnızca ekonomik ya da siyasal bir çöküş değil, modernitenin çözülmeye başlamasıdır. Söz konusu krizler, “tükenişler”, derinleşmeye devam eden gelir dağılımı uçurumu altında kapitalizmin karanlık yüzünün emperyalist savaşlarla, faşizmle, soykırımla yeniden öne çıkmaya başlamasının semptomlarıdır.
Yapay zekâ araçlarıysa bugün “bulut” metaforunun arkasına saklanarak gezegenin su ve enerji kaynaklarını sömürgeci bir mantıkla tüketiyor.
Ortalama 100 megawatt kapasiteli bir veri merkezi günde yaklaşık 2 milyon litre su tüketiyor. Bu da 6.500 hanenin günlük su tüketimine eşdeğer. Bazı bölgelerde bu tüketim daha da artıyor. Örneğin yine ABD’de Arizona’da yaz aylarında bu miktar her kilowatt saatlik enerji için 9 litre su olabiliyor.
Bu en “masumu(!)”…
Google, Amazon ve Microsoft gibi şirketler söz konusu bu gözetim ve savaş makinesini ayakta tutan bulut altyapısını ve yapay zekâ sistemlerini sağlamakta…
Hitler’in “ölüm kamyonlarını” gece evinde imal edip sabah trafiğe çıkarmadığını, arkasında dev Alman sanayisinin bulunduğunu biliyorduk elbette…
“İtirazımız, sahnenin hâkim güçlerine, Silikon Vadisi’nin ‘parlak yıldızlarına’ ve onların savaş aygıtıyla kurdukları ölümcül ittifaka.” Bu ittifakı “açığa çıkarmak, afişe etmek ve halkların lanetlemesini sağlamak” da bizim görevimiz..
Büyük teknoloji şirketleri tükürdüğünü yalayıp da Pentagon’a yaslanmaktan, silah şirketlerine –hedefi bulma doğrultusunda– dijital altyapı vermekten imtina etmiyor; askerî sanayi kompleksine, ekonominin militarizasyonuna hizmet etmekten geri durmuyorlar.
“ABD ordusunun yapay zekâyı emperyalist saldırılarının doğrudan ve aktif bir bileşeni hâline getirmesiyle birlikte, 2026 yılının ilk aylarında bu alandaki tartışmalar tamamen başka bir aşamaya taşındı. Ocak ayında ABD istihbaratının Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu hedef alan operasyonunda ve hemen ardından şubat ayı sonunda İran’a yönelik kapsamlı hava saldırılarında, Pentagon’un Anthropic şirketine ait Claude yapay zekâ modelini kullandığı ortaya çıktı.
“2025 Ocak ayında OpenAI, yapay zekânın ‘askerî ve savaş’ amaçlarıyla kullanımını yasaklayan hükmünü sessizce geri çekti. Kısa süre sonra Pentagon’la ‘bir dizi proje’ üzerinde çalıştığı haberleştirildi. Kasım ayında, Donald Trump’ın yeniden ABD başkanı seçildiği hafta Meta, ABD’nin ve seçilmiş bazı müttefiklerin Llama’yı savunma amaçlarıyla kullanabileceğini duyurdu. Birkaç gün sonra Anthropic de modellerinin ordu tarafından kullanılmasına izin vereceğini açıkladı ve savunma firması Palantir’le ortaklık kurduğunu ilan etti. Yıl biterken OpenAI, savunma girişimi Anduril’le kendi ortaklığını duyurdu. Son olarak 2025 Şubat’ında Google, yapay zekâ ilkelerini insanlara zarar verebilecek silahların ve teknolojilerin geliştirilmesine ve kullanımına izin verecek şekilde değiştirdi. Tek bir yıl içinde, yapay genel zekânın varoluşsal risklerine ilişkin kaygılar neredeyse ortadan kaybolmuş, yapay zekânın askerî kullanımı ise normalleşmişti.” (Diyar Saraçoğlu, “İyi yapay zekâ yoktur söyle onlara” bianet, 5 Mart 2026.)
“Pasta”nın büyüklüğü, büyük teknoloji şirketlerinden büyük!.. E, onların da gözünü kamaştırıyor haliyle… E, onlar da gözünü karartıyor; dalıyor, yumuluyor..!
“Özellikle Amazon, fiilen ordunun vazgeçilmez altyapılarından biri hâline geldi: 2013’te CIA ve diğer ABD istihbarat kurumlarıyla bulut bilişim anlaşmaları imzaladı, 2020’de bir anlaşma daha yaptı, 2021’de NSA ile 10 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı ve 2024’te ABD Ordusu’yla yeni bir sözleşmeye gitti. Ancak bu yalnızca Amazon’la sınırlı değil; bulut bilişim devlerinin tamamı güvenlik kurumları, hatta geleneksel askerî-endüstriyel devler için bile özel altyapılar geliştirdi.”
“Dünyada çatışmalar ortaya çıktıkça Büyük Teknoloji şirketleri giderek daha aktif katılımcılar hâline geliyor; Ukrayna hükümetinin verilerini güvence altına almaktan Gazze’de İsrail’in savaşına altyapı sağlamaya kadar uzanan örnekler bunun parçası. 21. yüzyılın ulusal güvenlik devleti, giderek Büyük Teknoloji’nin sahip olduğu ve işlettiği altyapı üzerine inşa ediliyor; bu da dijital devleri yeni bir askerî-endüstriyel komplekse bağlayıp iç içe geçiriyor.” (Nick Srnicek, aktaran bianet, 22 Ocak 2026.)
Doksan yıl önceki o ünlü nitelemede olduğu gibi finans-kapitalin “en… en… en…”leri arasına duhûl etmiş oluyorlar böylelikle Silikon Vadisi’nin kodamanları…
“İran çatışması, ABD’li yapay zekâ şirketleri için benzersiz ve son derece kârlı bir ‘canlı ateş laboratuvarı’ sunuyor. Şirketler bu savaştan, operasyonel entegrasyonun, finansal kazançların yanı sıra gerçek savaş verileriyle modellerini eğitme olanağı elde ediyorlar. Open AI gibi yapay zekâ sistemleri, ABD ordusu tarafından istihbarat analizi, hedef tespiti gibi kritik görevlerde doğrudan kullanılırken Palantir bu sistemleri devletin güvenli bulut ortamlarına entegre ediyor. SpaceX’in Starshield ağı ise tüm bu yapay zekâ operasyonlarının gerçek zamanlı işlemesini sağlayan hayati iletişim altyapısını sunuyor. Bu durum, hisse senetlerine yansıyor; 2 ve 3 Mart seanslarında Palantir, yüzde 5.8 ve yüzde 1.4 arttı. Belki de en önemlisi, savaş alanı, yapay zekâ modellerinin insan davranışını anlaması için eşsiz bir veri kaynağı oluşturuyor; ele geçirilen her iletişim ve IHA görüntüsü, bir ekonomistinin ifadesiyle, ‘acıyı sermayeye’ dönüştürüyor.” (Ergin Yıldızoğlu, Cumhuriyet, 5 Mart 2026.)
“ABD ordusu bu modelleri istihbarat verilerini sentezlemek, bombalanacak hedefleri seçmek ve savaş simülasyonları kurgulamak gibi amaçlarla sahadaki askerî ağlara çoktan entegre etmişti” zaten.
“OpenAI, Pentagon’un en gizli, sınıflandırılmış askerî ağlarına doğrudan yapay zekâ altyapısı sağlamak üzere yaptığı resmi anlaşmaları Amerikan kamuoyuna duyuruyor.”
“Teknoloji tekellerinin sağladığı devasa altyapılar, İsrail’in Filistin’deki işgalini ve savaş suçlarını da yıllardır doğrudan güçlendiriyor. Google ve Amazon’un İsrail hükümetine ve ordusuna bulut hizmeti sağladığı milyar dolarlık Nimbus Projesi veya İsrail ordusunun ölümcül saldırılarında hedefleri otomatik olarak belirlemek için kullandığı Lavender ve Gospel gibi yapay zekâ sistemleri, algoritmaların sömürgeci tahakküm ve imha süreçlerindeki rolünü çoktan kanıtladı. İsrail’in imha süreçlerinin dahi ABD merkezli şirketlerin dijital altyapısına doğrudan bağımlı olması, bu teknolojilerin küresel bir tahakküm ağının ayrılmaz bir parçası olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Yıllardır süren bu işgal ve yaşanan son saldırılar, ABD’nin emperyal güdümünde ve sermaye birikim rejiminin merkezinde yer alan yapay zekâ sistemlerinden insanlık için faydalı veya iyi bir sonuç çıkmasının yapısal olarak imkânsız olduğunu bir kez daha gösteriyor.” (D. Saraçoğlu, a.g.y.)
Şimdi haramiler zamanı…
Bir Çin bedduasını niteleyen “tuhaf zamanlar”da yaşıyoruz..! Keşke yaşamasaydık ama “post modernite” işte!..
Ama çok da karamsar olmamak gerek. Önümüzde “Newroz” var bir defa… sonra da… yaratıcı direniş yöntemleri, “postmodern” isyan yolları, yeni tür sivil itaatsizlik örnekleri bulmak mümkün..!
Diğer taraftan ise;
“İran’a yönelik ABD ve İsrail saldırısı ani bir savaş değil. Haftalar boyunca adım adım kurulmuş bir krizin son perdesi. İşaretler açıktı, niyet görünürdü, zemin sistemli biçimde hazırlandı. Ama bir savaşın öngörülebilir olması, sonucunun yönetilebilir olduğu anlamına gelmez. Savaş başladıktan sonra hesaplar dağılır. Aktörler kendi planlarının tutsağı olur. Beklenmeyen ittifaklar doğar, eski dengeler çöker, sahaya çıkan toplumlar dışarıdan yazılmış senaryoları bozabilir. İran halkı da Washington’ın biçtiği rolü oynamak yerine kendi siyasal anını yaratabilir.”
“İsrail’i bölgesel düzenin merkezine yerleştiren yeni bir Ortadoğu mimarisini tamamlamak olduğunu söylemek lazım…”
“İsrail’i güvenlikten ticarete kadar bölgenin vazgeçilmez merkezi hâline getirmek…”
“Bilinen şu: Ortadoğu değişti. Bilinmeyen ise şu: Neye doğru?” (Evren Balta, t24, 28 Şubat 2026.)
Bu soruyu genele teşmîl ederek de sorabiliriz;
“QUO VADİS” DÜNYA?!.
Görsel; “İyi yapay zekâ yoktur söyle onlara”, bianet, 5 Mart 2026.