Friedrich Engels 1891 crEngels, Marx’ın “Ücretli Emek, Sermaye” başlıklı broşürünün 1891, Berlin baskısına yazdığı önsöz’de; “[O]kura şimdiden söylüyorum; bu, Marx’ın 1849’da yazmış olduğu değil, 1891’de yaklaşık olarak yazmış olacağı broşürdür.” der; ve… bu baskı için, belli başlı bütün noktalarda, (…) bazı gerekli değişiklik ve eklemeleri yapmakla, Marx’ın düşünüşüne uygun bir davranışta bulunduğumdan eminim.” diye de ekler.

Devamındaysa Engels kapitalizmin ekonomi politiği bakımından çok önemli açıklamalar yapar; “[B]enim yaptığım değişikliklerin tümü, bir tek nokta etrafında toplanıyor. Asıl metne göre, işçi kapitaliste ücret karşılığında emeğini satmaktadır; bu metne göreyse, işçi işgücünü satmaktadır.” [Zaten çünkü “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı”(1859) ve “Kapital”de (ilk cildi 1867) artık işçinin sattığı emeği değil, işgücü’dür, S.A.D.]

[Evet, işçinin kapitaliste sattığı şey emeği değildir çünkü] “İşe fiilen başlar başlamaz” diyor Marx, “artık emeği onun olmaktan çıkmıştır ve bunun için de bu emeğin işçi tarafından satılması söz konusu bile olamaz.” (Kapital, Cilt 1, s. 596.)  

“İşgücü, demek ki, onu elinde bulunduranın, yani ücretli işçinin kapitaliste sattığı bir metadır. Ücretli işçi bunu niçin satar? Yaşamak için.”

İşgücü her zaman bir meta olmamıştır. Emek, her zaman ücretli emek, özgür emek olmamıştır. Köle kendi işgücünü köle sahibine satmıyordu. (…) Köle, efendisine işgücüyle birlikte, bir defada ve bütünüyle satılır. Kendisi bir metadır ama, işgücü onun kendi metaı değildir. Serf işgücünün yalnızca bir bölümünü satar. (…) Serf toprağa aittir ve topraktan elde edilenleri toprağın sahibine teslim eder. [ve genellikle de toprakla birlikte alınıp-satılır, S.A.D.] 

“Öte yandan özgür emekçi, kendisini satar ve hem de parça parça satar. Yaşamının 8, 10, 12, 15 saatini gün be gün açık artırmayla, en çok artıranlara, hammaddelerin, iş aletlerinin ve geçim araçlarının sahiplerine, yani kapitalistlere satar. İşçi ne bir köle sahibine, ne de toprağa aittir, ama günlük yaşamının 8, 10, 12, 15 saati bunu satın alana aittir. (…) [Y]aşamının biricik kaynağı kendi işgücünün satımı olan işçi, kendi varlığını reddetmeksizin, alıcılar sınıfının tümünü, yani kapitalist sınıfı terk edemez. İşçi şu ya da bu kapitaliste değil, kapitalist sınıfa aittir.” (K. Marx, “Ücretli Emek, Sermaye”, 1891 baskısı, Berlin)

[Ü]cretli emek/sermaye ilişkisi, emek gücünüözgürce’ satabilen insanların varlığını gerektirir.” (Hüseyin Hasançebi, “Marksizm ve Birey”, Kızılcık, sayı 10, Aralık 2001.)

“Hangi özgürlük, ne zaman ve nerede? Emeğin özgürleşmesi, yani ‘özgür emek’ sermaye için zarurettir; insanın özgürleşmesi ise felaket. Oysa Marksizm ve sol düşünce için ‘özgürlük’, emekle birlikte emeği taşıyan somut insan bireyinin de özgürleşmesidir. Bu da ‘zaruret’ değildir. Özgürleşmek isteyen insanlar için eylemi şart koşar. Eylemsiz özgürlük görülmemiştir.” (Hüseyin Hasançebi, “Türkiye Tebeşir Dairesi”, Kızılcık, sayı 6, Şubat 2001.)

Makinaların ortaya çıkması ve yaygınlaşmasıyla kapitalist üretim, tek bir üretici tarafından kullanılması imkânsız olan iş araçlarına sahip oldu. Marx’ın deyişiyle; “iş sürecinin işbirliği karakteri, şimdi bizzat iş aracının tabiatı tarafından dikte edilen teknik bir zorunluluk olmuştu.” Fabrika ve işletmelerde işçiler arasındaki işbölümü tamamen bizzat makinaların fonksiyonlarına bağlı bir hal aldı. Ve bu süreçte çok önemli bir moment, ücretli işçinin makinanın bir aksamı derekesine düşürülmesidir. Ve ürünün bireysel emeğin ürünü olmaktan çıkıp toplumsal emeğin ürünü haline gelmesi... İşçi emek-ürününe olduğu kadar kendi emeğine de yabancılaşır. Kapitalist ise üretim birimi ölçeğinde, üründe billurlaşmış toplam toplumsal emeği temellük eder ve kendine maletmekle kalmaz sadece, ortak emeğin sömürüsüne dayalı, doğrudan toplumsallaştırılmış toplam emeği pazarda temsil hakkını da kendine tanır.

Bu şekilde emeğin kapitalist sosyalleşmesinin sonucu, emeğin sermayeye bağımlılığı oldu. Bu da “sol” açısından “emekten yana” olmak demek, emeğin sermayenin boyunduruğundan kurtuluşundan yana olmak demektir..!

Marx’ın keşfi olan “Kapitalist Birikimin Genel Kanunu” mucibince de üretimin giderek sosyalleşmesine mukabil üretim araçları üzerindeki kapitalist mülk edinmenin git gide az sayıdaki özel ellerde toplanması arasındaki çelişki, kapitalizmin temel çelişkisi, her şeyden önce emek-sermaye arasındaki antagonist çelişki olarak tezahür etti.

* Yukarıda aktarılanların muvacehesinde “Emek ve Özgürlük İttifakı” adını yeniden gözden geçirmek, teraziye vurmak gerekiyor kanısındayız. “Müttefikler”, hangi bağlamda “emekten yana”dırlar, açıklamakta fayda var.

* Dikkatlere getirme gereği duyduğumuz diğer hususlarıysa maddeler halinde vurgulayacak olursak;  

- Siyasi parti veya siyasi ittifak ve oluşumların varlık sebebi nedir? Siyasi iktidarı almak içindir. Ama “ittifak”, −mahcup bir tavırla adeta− iktidara açıkça talip olmuyor. Bunun niyetini açık açık belirtmiyor.

Böyle “niyetsiz” olunduğunda da bir “siyasi iktidar hedefli” asgari programdan yoksun kalınıyor.

- Bileşenlerin hemen tamamı mevcut rejimi ya “faşizm” olarak niteliyor yahut “faşizme tırmanan bir süreç” şeklinde tanımlıyor. Ancak anti-faşist hedeflerden uzak, afaki söylemlerle yetinilmiş. “Faşizm” ise nasıl çıkılacaktır? “Faşizm” tehlikesi varit ise nasıl önlenecektir? Ne yapılacaktır? Kim yapacaktır?

- Anti-emperyalist görevlere ise hiçbir ibarede somut olarak yer verilmemiş. Anti-tekel hedeflere de hakeza…

- Böyle olunca da “gelin hep beraber mücadelemize omuz verelim” çağrısı ve temennisinden ibaret, bir “iyi niyet beyanı”yla sınırlı kalıyor…

- Veyahut deklarasyondaki “Seçim sürecinde halkın gelecek umutlarını salt sandığa bağlamadan, ancak sandığın önemini de görmezden gelmeden emek ve demokrasi mücadelesini yükselterek, bu temelde halkı seçimlerden kazanımla çıkmaya motive etmek…” ibaresine rağmen, acaba “çözüm”ü sandıktan ibaret gören bir anlayışın tezahürü müdür; “pazara kadar” sürecek bir seçim ittifakıyla mı karşı karşıyayız diye düşünmeden edemiyoruz; bundan kaçınmak mümkün olamıyor..!

** Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi'nin (TÖP) oluşturduğu "Emek ve Özgürlük İttifakı", 24 Eylül 2022 tarihinde, bir “Deklarasyon”la, İstanbul’da kuruluşunu ilan etti.

Sefer Ali Demirci, 24 Ekim 2022.