Seçimler gündemi ile baktığımda şu sonuçları çıkarıyorum:
1. Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası dünyadaki siyasi mücadele yöntemleri de değişti.
Türkiye’de de birçok parti/örgüt özneleri de ideolojik, politik ve örgütsel değişikliğe uğradılar.
2. Eskiden seçimler, kitlelerin politik duyarlılıklarının en yüksek olduğu tespitinden yola çıkılarak ajitasyon, propaganda ve örgütlenme yapabilmenin fırsatları olarak görülürdü. “Biz seçim partisi/örgütü değiliz…” söyleminin arkasında devrim yapmak, burjuvazinin iktidarını yıkmak hedefleri üzerinden mücadele sürdürülür ve dünya devrimi de bu anlayışla bütünleştirilirdi.
Bütün bunlar yapılırken beğenen de beğenmeyen de Sovyetler Birliği’nin iki kutuplu dünyadaki ağırlığından/varlığından güç alırdı.
3. Ne zaman ki Sovyetler Birliği dağıldı ve her şey değişmeye başladı. Birçok parti/örgüt yasal çalışmaya uygun mücadelelere giriştiler. Yasal partiler kurdular ve onun gereği/sonucu zorunlu olarak birer seçim partisine dönüştüler.
4. Yeni dönemde yerel ve genel seçimlere katılmak zorunda olan sosyalist parti/örgüt özneleri için seçimler bir kâbusa dönüştü. Seçimleri kazanarak iktidara gelmenin mümkün olmadığını bildikleri için; seçimler konusunda ne söyleyeceğiz, ne yapacağız, kimlerle ittifak kuracağız, kimi destekleyeceğiz, ne kadar oy alabiliriz, üyelerimize/taraftarlarımıza sonuçları nasıl açıklayacağız kaygılarıyla karşı karşıya kaldılar.
Bu günler için ise;
1. Yaşadığımız dünya ve ülke koşullarında Sosyalizmin bir alternatif olarak önde olmadığı bir tarihsel dönem yaşıyoruz. Bu dönemde Türkiye’de iktidar sahibi sermaye sınıfı kendi için AKP hükümetini sürdürecek mi yoksa yeni bir hükümet mi kuracak göreceğiz.
2. Bu sürecin/gündemin: a) Belirleyicisi değiliz. b) Etkileyeni de değiliz. c) Dolayısıyla sürece sadece; sosyalist olarak emekçi sınıfların lehine olabilecek nasıl bir etkide bulunabiliriz sorusundan hareket ederek gerekenleri yapmalıyız.
3. Türkiye’deki seçimle ilgili gelişmelere “Parlamento burjuvazinin ahırıdır.” diyerek bir kenarda duran sosyalistler de olacaktır… Bu tavrın doğru olduğu kanısında değilim diyerek Lenin’e başvuruyorum:
Lenin, “Ekonomik ve demokratik mücadeleyi küçümsemeyiz ve mücadelemizi bunlarla sınırlandırmayız. Bizim esas mücadelemiz siyasal iktidar mücadelesidir.” der.
Ekonomik mücadele emekçi sınıfların sömürüyü daha aza indirmeye yönelik verdiği mücadeledir. Demokratik mücadele ise siyasal hakların korunması ve geliştirilmesi için verilen mücadeledir. Bu mücadeleler kapitalizmi yok etmeye yönelik siyasal bir mücadele ile birleşmedikçe düzeni iyileştirme işine hizmet ederler.
Dolayısıyla tarihsel olarak sosyalizmin alternatif olabileceği bir sürecin tekerleğini döndürmeye çalışmalıyız ve seçimleri ciddiye almalıyız.
Ayrıntıları sonraya bırakıyorum.