“İslam politikadır, bunu anlamayan hiçbir şey anlamamıştır.” (Humeyni)
İran’da Humeyni’nin iktidar yürüyüşünde esnaf ve camiler belirleyici öneme sahipti.
Türkiye’de yeni burjuvazinin (Ayşe Buğra) yükselmesinde ve sermaye birikiminde devletin yanı sıra camilerin rolü de önemlidir. Bu konuda Almanya’da Türkiyeli halkın gittiği camilerin de büyük önemi vardır.
Başka Müslüman halkların mesela Pakistanlıların ve Arapların da kendi camileri bulunuyor. Sünniliğin bileşenlerinden her birisinin de kendi camisi vardır.
1990’lı yıllarda Almanya’da İhlas Holding yüksek miktarda para topladı. Miktar bilinmiyor çünkü bir bölüm kişi utandığı için kendini açığa vurmuyor. O yıllarda Hürriyet gazetesindeki bir yazıya göre bu ülkede yaşayan her dört Türkiyeliden birisi bu holdinge para kaptırmıştı. Kişiler aileleriyle birlikte düşünülürse bu rakam birkaç yüz bin kişi anlamına gelir.
Yeşil sermaye olarak da adlandırılan İhlas Holding’in büyük iş yaptığını kabul etmek gerek… O yıllara kadar Almancı denilen kitle Türkiye’ye geldiğinde genellikle dolandırılırdı. İhlas Holding buna iki yenilik getirdi.
Birincisi; gelmelerini beklemedi, Almanya’ya insanlar gönderdi.
İkincisi; Müslümanlığı iyi kullandı.
O günlerin bilinen sözü dolandırılan bir kişinin nasıl bu oyuna düştüğünü veciz biçimde açıklamasıydı: “Birlikte namaz kıldık, ona güvendim.”
50.000 DM veriyor ve makbuz bile almıyor.
Alsa da ne işe yarayacaktı, ayrı konu ama onu bile almıyor.
Bazıları daha akıllı, parayı verirken sözleşme imzalıyorlar ama sözleşmede ne yazdığını iyi okumuyorlar. Neden ayrıntılı okusunlar ki, karşılarındaki Müslüman adam sonuçta…
Sözleşmede firmanın kazancına ve zararına ortak olunduğu yazılıdır. Firma kısa süre sonra iflas ediyor, paralar da uçuyor.
Toplanan yüksek miktarda para Almanya’da kalmıyor, kısa sürede Türkiye’ye elden transfer yapılıyor. Elden yapılıyor çünkü banka yoluyla bu kadar yüksek miktarın Türkiye’ye gönderilmesi dikkat çeker.
Yüksek miktarda paranın Türkiye’deki değişik islamcı holdinglere gittiği söylenebilir. Çok az kişi epeyce uğraştıktan sonra parasının bir bölümünü geri alabiliyor.
Almanya’ya gelen profesyonel dolandırıcıların müminleri buldukları yer camilerdir. İmamlar da aracı oluyorlar. Yıllardan beri herkes birbirini tanıyor, özellikle ilk işçi kuşağından kimin ne kadar parası vardır, yaklaşık biliniyor.
İmamlar da hizmetlerinin karşılığında komisyonlarını mutlaka almışlardır.
Bu büyük soygundan birkaç yıl sonra benzeri Deniz Feneri ile tekrarlanmaya çalışıldı ama Almanya maliyesi müdahale edince başarılı olunamadı.
Bu konuda geniş bilgi edinmek isterseniz Mülteciler Göçmenler kitabına bakabilirsiniz.
Yakın zamanda camiler önemli başka bir iş daha yaptı: Suriye ve Irak’a islamcı militan gönderilmesi…
Fransız araştırmacı Oliver Roy, islamcı militanların biyografileri üzerinde çalışma yaptıktan sonra, bu insanların genellikle arkadaş çevresinde islamcı olduklarını ama camiler aracılığıyla İslam Devleti’nin örgütsel yapısıyla bağ kurduklarını aktarır. Bu konuda Arap halkın gittiği camiler daha aktiftir, Türk camilerinin rolü bu derecede ileri değildir ama vardır.
Berlin’de bulunan Mevlana Camisi’ne polis baskını nedeniyle cami konusu yeniden gündeme geldi. Kısa süre öncesine kadar özellikle Diyanet’e bağlı camilerin ihbarcılık işlevi üzerinde duruluyordu. Konu Almanya basınına ve televizyonlarına konu olmuştu. Muhalifler cemaat içindeki muhtelif kişiler tarafından ihbar ediliyor ve bunlar Türkiye’ye gittiklerinde tutuklanıyorlardı. Camiler MİT’in de önemli örgütlenme alanıydı.
Son polis baskınına gelince… Korona Yardımı çerçevesinde eyalet hükümetleri değişik kuruluşların üç aylık sabit giderlerini karşıladılar. Berlin’deki cami 70.000 Avro almış, demek ki yirmi kişi kadar çalışanı varmış.
Bu yardım yapıldıktan sonra değişik eyaletlerde sahtekârlıklar ortaya çıktı. Bazı kuruluşlar uydurma belgelerle yardım almışlardı, bunlara yönelik baskınlar yapılmaya başlandı. Bu konuda iki eyalet öne çıkıyordu: Kuzey Ren Vestfalya (Köln, Dortmund, Essen, Duisburg vd. kentlerinin bulunduğu eyalet) ve Berlin.
Mevlana Camisi ile ilgili el konulan belgelerden nasıl sonuç çıkacaktır, bilmiyoruz ama böyle bir baskın ancak kuvvetli şüphe üzerine yapılır.
Polisin “bunların ne yapacağı belli olmaz” anlayışıyla hazırlıklı geldiği görülüyor. Boşuna değil, değişik kentlerdeki Türk düğünleri polis tarafından dağıtılmış ve olaylar çıkmıştı. Korona kuralları çerçevesinde 25 kişiden fazlasıyla toplanmak için özel izin gerekliyken, 700-800 kişilik düğünler yapılıyordu.
Mevlana Camisi için sonuç ne olursa olsun camiler politik birer merkez olarak faaliyetlerini sürdürecektir.