gocmenler-sinirda-cr“Göç”, toplumsal tarihin yasası gibi işlemiş bir süreçtir; ancak yüklendiği özgün işlev bakımından son 100 yılın (emperyalizm) insan göçlerine ayrı bakılmalıdır. Emperyalist sömürü gelişkin kapitalizm ile gelişmemiş kapitalist dünya arasında öylesine derin bir uçurum yaratmıştır ki, “cennet”-“cehennem” öteki dünya sorunu olmaktan çıkmış, CENNET dünya, kendini CEHENNEMÎ dünyanın istilasından korumak için çevresine yüksek duvarlar örme cihetine gitmiş; 20. yüzyıl göçleriyle 1990 başlarında gelinen dünya bu olmuştur.

Biliyoruz, “bu vahşi dünya görünümünün müsebbibi kapitalizmdir” denilmesin diye kurulan Dünya Bankasının ve BM Kalkınma Teşkilatının (UNDP) uyguladığı yüz binlerce Asya-Afrika projeleri akim kaldığı için kıtalar düzeyinde ayaklanmalar baş gösterince kapitalizmin suçunu örten yeni teoriler aranışı başlamış, tam da bu sıra KÜRESELLEŞME imdada yetişerek Güney-Kuzey gelir uçurumunu dengeye kavuşturacak sihirli bir formül olarak ideoloji ve siyaset pazarına sunulmuştur. Küreselleşme daha beterini yaptı, zengin-yoksul dünyalar uçurumunu 10 kat daha derinleştirdi.

Bu meselede gelişkin kapitalizm büyük korku içindedir; istila sonucu yıkılacağından korkmaktadır. Güttüğü cömert göçmen kabul politikasını, “üçüncü dünya insanlarına borcumuzu ödüyoruz” diye açıklayarak gelişmiş kapitalizmin savunma hattında gedik açan Olaf Palme’nin (İsveç) öldürülmesi bu korkuya bağlanmıştır.

Korku artarak sürmektedir, çünkü Batıya insan göçleri artarak sürecektir; kapitalizm son bulana kadar.

(Not: Bugünkü Türkiye üzerinden Yunanistan’a Asya göçü ile Akdeniz üzerinden İtalya’ya yoğun insan göçünün hedefi Avrupa’dır. Bu iki ülke 1951 tarihli, Avrupa’ya göçleri düzenleyen Roma Sözleşmesini imzalamamışlardır. Bu iki ülkeye göçenlerin finansmanını BM sağlamaktadır. Bu ülkelerden Batı Avrupa ülkelerine giden göçmenleri o ülkenin “geldikleri ülkeye iade hakkı” bulunmamaktadır.)