kukla2-cr“Erdoğan rejimi”ni (1923) “ilelebet” Türk Cumhuriyetinin telafisi mümkün bir arızası olarak algılayan ana akım cumhuriyetçiler, kritik bir tarihsel bağlam üzerinde seyrettiğimizi gözden kaçırdıkları için yanılıyor olmasınlar. Şu da var: “Erdoğan rejimi” olarak bugünkü ŞEY Cumhuriyet’in savrulması veya teklemesi midir yoksa yaşlanması mı?

Bize göre yüksek doz kortizonla 1923 Türk Cumhuriyeti’nin ömrünü uzatmak bağlamında her gayret boştur. Erdoğan ve Bahçeli bunu hepimizden önce gördüler ve Cumhuriyetin ömrünü uzatmak için ‘BEKA’ bahsini önümüze koydular. Haklıdırlar, bu yaşlı cumhuriyeti müdafaa ve muhafaza etmek için kalan tek akli gerekçe, yüzlerce milyar dolarlık silahla çözüleceği umulan “Kürt Sorunu”dur.

“Olağanüstü durum iktidarı” (Erdoğan ve Bahçeli) bu sorunun bu devletle çözülemeyeceğini bildikleri için devleti Kürt sorununun ‘çözümüne’(!) vakfetmişler, Cumhuriyetin ömrünü uzatmanın yolunu bunda görmüşlerdir. Ne kadar Kürt Sorunu, o kadar Cumhuriyet. Geçmiş ömründe birçok kez sıkıştığında kendini yenileme kapasitesini kanıtlayan bu Cumhuriyet bu kez aciz kalmış, manevra yeteneğini büsbütün kaybederek aslına (militarizm) rücu etmiştir. Yeni bir durumdur. Bu yeni durumun hitabı soladır. Böyle bir özel durumda Türkiye’de sol vardır, yoktur, etkisizdir, dağınıktır, şuna devrimci, buna solcu denilemez gibi tartışmaların içi boştur.

SOL Türkiye’de olmak ve etkili olmak, hatta sürecin önünde olmak zorundadır.

Önümüzdeki süreç nedir, bunu çözmeye çalışalım. Rusya henüz Türkiye’den Kars-Ardahan’ı istememiştir ama isteyebilir. NATO −kendi ölümü pahasına− Türkiye’yi kapı önüne koyabilir. NATO’dan çıkarılmak son 70 yıllık Türk devlet paradigmalarını yıkabilir. Boğazlar açık su yolu haline gelirse, elimizde satılık “lojistik” diye kala kala KANAL İSTANBUL kalabilir. Sol bu sürece hazırlıklı değil fakat toplumda bu sürece hazır hiçbir kuvvetin bulunmayışı gibi bir şansı da yok değil. İşte hendek; haydi atla!

Tarih hiçbir toplumsal kuvvete-harekete-siyasete, görevlerini sıraya koyup bildirmek gibi bir iyilikte bulunmamış, “iş başa düşmüş” ve işe buradan başlanmıştır. Farzımuhal CHP “güçlendirilmiş parlamenter sistem”, HDP “Demokratik Cumhuriyet” diyor ve yakın siyaset buradan şekilleniyor(sa);  ben (sosyalistler) de ne diyeceksem demeliyim: Ne demek “Demokratik Cumhuriyet”!

HDP “Demokratik Cumhuriyet” derken Kürt-Türk ortak istikbalinden söz ediyor; net tanımı yok. Bu (1923) Cumhuriyeti değil ama CHP cumhuriyetçiliği konuya şurdan dahil: Kılıçdaroğlu Ortadoğu barışı için İran-Irak-Suriye-Türkiye ittifakı önerirken, Kürt-Türk ortak istikbalinde CHP de olacaktır demek istiyor.  Kürt buna önem versin; Ben (sosyalist) bu Demokratik Cumhuriyet’in bize vereceği nedir, ona bakarım.

“Kapitalizm” veriyor. Başka! Başka hiçbir şey vermese de ucu açık bir yürüyüş veriyorsa Demokratik Cumhuriyet’e ben de varım; ancak kapitalizme sığmayan reformlara girişmesi koşuluyla. REFORM mu? Netameli konudur ama her şeye rağmen bana vereceği −ya da vermeyeceği− ahmak olup olmadığımla ilgilidir. Tecrübem var:  Allende, Chavez, Morales; bizdeki (Ecevit) “Toprak işleyenin…”… O halde Türkiye solu-sosyalistleri için “Demokratik Cumhuriyet” kapitalizmin ötesine kapı açan bir manivela olarak akla işlenmelidir.

Bir de düzeltme: Demokratik Cumhuriyet demokrasi ima etmemeli, aksine ileri düzeyde demokrasi olarak diktatörlük vaat etmelidir; Sosyal bir Cumhuriyetin eşiğine ancak ve sadece böyle gidilir, mücadelemizi daha kışkırtan yenilgileri de göze alarak.

Anlaştıysak ben (sadece ben) de varım.