Yeni bir zamanın zamanıdır.
Suskunlukla hakikat arasındaki kırılgan boşluğu anlamaya çalışıyorum.
Hakikatin bir bedeli varsa, bu bedeli ödemeye hazır olmaktı, bunu göze almaktı bütün mesele.
Peki, yaşam yeniden yaşanmaya başlayabilir mi?
Cevap belki de yaşadığımız bunca yılda, ördüğümüz sosyal ilişkilerde, ortak acılarda, doğayla kurduğumuz derin bağda, hakikate çıplak gözle bakabilme cesaretinde…
“Yarım asırlık bir camia” olarak değil sadece, toplum olarak kaybediyoruz. Güven duygusu, insana olan inanç, geleceğe dair beklentilerimiz... Hepsi yok oluyor… Kayboluyor…
“Bulmak” içinse önce kaybettiğimizi, “bulunmak” için de önce kaybolduğumuzu kabul ederek başlamalıyız galiba…
Umut ancak böyle yeşerir…
Bugünü anlamak, aynı zamanda geçmişle nasıl ilişki kurduğumuzu sorgulamayı gerektiriyor. Geçmiş kıymetlidir, bugünü değerlendirmemizi ve geleceği değiştirmemizi sağlayan bir araçtır… ("dereden-tepeden notlar… değinmeler…", Kızılcık.)
Yaşanmış tarihin herhangi bir uğrağına dönerek bugünkü sorunlara çözüm bulmak ise olanaksızdır.
Sorunumuzun kaynaklarından biri, zamanımızda büyük bir hız/ivme kazanan sınıf mücadelelerini ve sınıf gerçekliğindeki değişimleri görmezden gelmek, yokmuş gibi davranmak, bugüne meselâ on beşinci yüzyılın ilişki, paradigma ve kavramları çerçevesinden bakmaktır.
İbni Haldun’un sosyal sınıfları ve sınıf mücadelesinin tarihin hareket ettiricisi olduğunu görmesini bekleyemeyiz. Ama biz “görmezden” gelemeyiz.
O takdirde Marx’ın yepyeni bir “toplum bilim” oluşturduğunu da “görmezden” gelmiş oluruz. Dahası bu bilim yalnızca “Kapital”de ya da filanca eserinde değil, bütün müktesebatında içkindir. Yoksa bu, “diyalektik” ya da “tarihî materyalizmi” de feşmekanca eserindeki bölüm başlıklarında arama zırvasına dönüşür. Ders kitabı değilki bunlar.
Ve sınıf çelişkilerinin bu ölçüde keskinleştiği bir tarihsel momentte, soyut devlet-toplum çelişkisini öne çıkarmak da bir başka önemli problemdir..!
Bana göre, kapitalist birikimin genel kanunu ve sınıf mücadelesi teorisi yalnız tarihi değil, bugünü de anlamanın başlıca anahtarıdır…
Devlet sınıflarla, toplumsal iş bölümüyle birlikte doğdu.
“Devlet hâkimiyetinin büründüğü biçim değişebilir. Sermaye, kudretini her yerde o yerin biçimine uydurup sürdürmesini ustalıkla başarmakta ve iktidar, siyasi rejimin adı ve biçimi ne olursa olsun, gene sermayenin ellerinde kalmaktadır.” (V. İ. Lenin, “Devlet Üzerine”, 11 Temmuz 1919’da Sverdlov Üniversitesinde verilen konferanstan; aktaran: "Bir kolaj…", Kızılcık.)
Toplumsal devinimin motor gücü sınıf mücadelesidir..!
Ve Tarih –ne yazık ki– hâlâ sınıf mücadeleleri tarihidir..!
Marksizmin gücü, tarihin ve kapitalizmin en yetkin, en ileri eleştirisi olmasından geliyor.
Marx’ı ve Marksizmi geçmiş zamanın kipiyle değil, bugünle yüzleşmenin ve geleceği kurmanın imkânıyla yeniden düşünebiliriz.
Ve Marksizmin “belkemiği” ise, kendi ifadesiyle, “Vardığım genel sonuç” diye başlayıp “maddi hayatın üretim tarzı, genellikle sosyal, siyasi ve fikrî hayat süreçlerini belirler” diyerek bitirdiği pasajdır. (Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, Önsöz, K. Marx.)
Marx, kapitalizm aşıldığında ancak aşılabilir; çünkü o şartların ürünüdür.
Tarihî zemini görmek ve kavramaya çalışmak yerine… sınıf siyaseti üretmek yerine… sınıf mücadelesini ikame eden abuk-sabuk “sol” teoriler, “alaminüt” kof varsayımlar, kerameti kendinden menkul spekülasyonlar, şıpınişi “demokratik” gelişme konseptleri vb. türetilmekte ve Marksizmin “bu gelişme”yi göremediği ve dolayısıyla “geçersizleştiği” söylenmektedir epeydir. Hem zaten Ekim de “Tarihin yanılgısı” idi..! ("“siz hâlâ küreselleştiremediklerimizden misiniz? ‘ama Marksizm de…’ mi dediniz?”…", Kızılcık.)
“Burjuva tarihçileri sınıf mücadelelerinin tarihsel gelişimini ve burjuva ekonomistleri onların anatomilerini benden önce tasvir etmişlerdi. Benim yeni olarak yaptığım şey şunu tanıtlamaktı:
1. Sınıfların varlığının üretimin gelişiminin belirli tarihi evrelere bağlı olduğu;
2. Sınıf mücadelelerinin zorunlu olarak proletarya diktatörlüğüne vardığı;
3. Bu diktatörlüğün kendisinin bütün sınıfların ortadan kaldırılmasına ve sınıfsız topluma geçişten başka bir şey olmadığını göstermek olmuştur…” (K. Marx, “Weydemeyer’e Mektup”, 5 Mart 1852.)
“Bir sosyal bilim meselesinde, çatışan fikirlerin çeşitliliği ve detayların çokluğu arasında kaybolmamak ve probleme doğru şekilde yaklaşıp çözebilmek için en güvenilir metot, yani bilimsel bir incelemenin en önemli şartı, söz konusu meselenin tarih içindeki temel gelişimini göz önüne almaktır. Bir başka deyişle, o meselenin ve olayın tarih içinde nasıl oluşup meydana geldiğini, tarihsel gelişiminin belli başlı aşamalarını bilmek ve olayın işte bu gelişim açısından bugün ne olduğuna bakmak gerekir.” (V. İ. Lenin, “Devlet Üzerine”, 11 Temmuz 1919’da Sverdlov Üniversitesinde verilen konferanstan.)
Yani kısaca “Kültürel evrim, genetik evrimi kahvaltılık olarak yer” diyor…
Marksist olup olmamak “herkes”in kendi bileceği bir şey, kendi tercihi, ama Marksizm ve sosyalizm konularında söyledikleri ve bunun kadar söylemekten imtina ettikleri de bizi ilgilendirir; ona “bakarız”..!