Erkan Dilaver 50.yilBizim Erkan’ımız,

Seni anlatmaya çabalıyorum. Ama çok zor yaşadıklarını dillendirmek. Kalemim kâğıda mıhlandı, harfleri ulayamadım birbirine. Sana bir özür borçluyum hep gencecik kalan sevgili yoldaşım. Sevdiceğinden de yazı istedim ama o da koyamadı noktayı yazdıklarına.

Güneşin kızılıyla, toprağın yeşiliyle, denizin mavisiyle, savaşsız sömürüsüz bir dünyada barış içinde inadına umutlu, yan yana omuz omuza, onuruyla yaşayanlarla, insanlığına tutunanlarla, gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan, üretilen her değerin eşit bölüşüldüğü, korkuyla sindirilmiş kitlelerin olup biteni susarak alkışlamadığı, suskun toplumun susmayan topluma evrildiği, güven dolu, umut yüklü, bir gün herkesin dünya vatandaşı olduğu, yaşanası geleceğimiz için çıktığımız yolda, 20’li yaşlarını yaşayamadan seni bizden, ailenden, sevdiklerinden, mücadelenden bir kurşunla  aldılar.

Hayatının baharında, ağaçların arasında ıslık çalarak gelişigüzel dolaşan, birtakım melodiler fısıldayan rüzgârın sesi gibi usulca, âşık olduğunu söylemiştin sevdiceğine ama izin vermediler doya doya yaşamana. Koskoca düşlerin masum, buğulu gözlerinin sularına gömüldü. Kimin yüreğinde ne yatar bilinmez derler ama SGB ve TSİP’te omuzladığın senin yüreğindeki sosyalizm sevdanı unutmadık. TSİP çatısı altında imkânsızı istedik hep birlikte. Hayatımızı; kazanımlarımızı kutlayarak değil, yenilgilerimizin üstesinden gelerek yaşadık.

Bizim Erkan’ı KTÜ Fizik bölümüne başladığında tanıdım. Sabırlı, saygılı, dinlemeyi bilen, sorumluluktan kaçmayan, ışıltılı gözleriyle hepimizin güvendiği bir yoldaşımızdı. Birlikte uzun yürüyemedik. Mahpusluklar, işkenceler, göçebe yaşamlar, yaban ellere sürgünler derken düşlerimiz yüreğimizde düşmeye başladık toprak ananın kucağına bir bir, bu coğrafyanın baş eğmeyen sosyalistleri.

Attilâ İlhan, “Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı / Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı / Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı / Gittiler akşam olmadan ortalık karardı” şiiriyle Mayıs 1972’de idam edilen hem üç fidanın hem de onlardan sonra sen ve senin gibi katledilenlerin yüreğimizdeki acısını dillendiriyordu.

12 Eylül’ün hemen öncesiydi, 1980 Mayıs’ında üniversite yolunda faşistlerin kurşunuyla yaralanan ve Şubat 1983’te aramızdan ayrılan yoldaşımız Erkan Dilaver’i tedavi gördüğü Ankara Hacettepe Hastanesi’nde, Feridun’la birlikte ziyaret etmiştik. Onu, uzun süre yatağa bağlı kaldığı, bütün uğraşlara rağmen hiç kımıldayamadığı için vücudunda yaralar oluşmaya başlamış bir durumda bulmuştuk. Ama bakışlarımızın karşılaştığı an gözlerimizdeki sevinç öylesine güzeldi ki sözcüklere gerek kalmamıştı. Yaşama delice tutunmuştun. Ekmek, gül ve özgürlük ezgileri gülümsememizde ellerimiz kenetlenmişti. Sevinçle hüznün birbirine karıştığı o an gözyaşlarımızı içimize akıtmıştık. Yanından onu bir daha göremeyeceğimizi bilmenin ağırlığıyla ayrılıp adımlarımızın bizi nereye götürdüğünü bilmeden Ankara sokaklarında yürürken gözyaşlarımız dışarıda yağan yağmura karışmıştı. Vedalaştığımızda sen 19 yaşındaydın, biz 23 yaşındaydık.

Sevgi, mutluluk, dostluk yerine acı, ölüm, gözyaşının kutsandığı bu topraklarda bizim de payımıza kaybettiklerimizi koynumuzda saklayarak düşlerimizin peşinde koşmak ve küllerimizden yeniden doğmak düştü.

Sen –bizim Erkan’ımız– inadına umut dolu, gülen yüzünle hep 22 yaşında, her zaman aramızdasın.

Rukiye Yıldırım, Lozan, Şubat 2025.

Gercek 9Haziran1980 baslık

Gercek 9Haziran1980 haber

Gercek 30Haziran1980 baslık

Gercek 30Haziran1980 mesaj

21 Haziran 1980 günü Ankara’da Atatürk Spor Salonunda düzenlenen TSİP’in 6. kuruluş ve 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişinin 10. yıldönümü kutlama toplantısına Erkan Dilaver'in gönderdiği mesaj.

Kaynak: Gerçek gazetesi, sayı 175, 9 Haziran 1980 ve sayı 178, 30 Haziran 1980; TÜSTAV Feridun Gürgöz Süreli Yayınlar Arşivi.