Cenazesinin ertesi günü Hüseyin Serdar için yazdığım yazının* bir yerinde şöyle demiştim:
“Hüseyin Serdar çok iyi bir öğretmendi. Dünya tatlısı bir insandı. İyilikseverdi. Kibar bir beyefendiydi. Türkçeyi çok iyi bilir, konuşur, yazardı. Güzel şiir okur, konuşmasında vurgu ve tonlamaları mükemmeldi. Çok iyi bir örgütçüydü. Demokratik öğretmen hareketinde önemli sorumluluklar üstlenmiş ve bu sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmişti. Zor günlerin insanıydı. Onun için dayanışma vazgeçilmezdi. Alçakgönüllü, bilgili ve espritüeldi…
Ancak burada saydığımız ve yer darlığı nedeniyle sayamadığımız tüm güzel özelliklerinin yanında onun, vurgulanması gereken başka bir özelliği daha vardı: Hüseyin Serdar sosyalistti, devrimciydi. Onun yaşamı boyunca saldırılarla, kıyımlarla, sürgünlerle, gözaltılarla, işkencelerle, ekonomik zorluklarla boğuşmak zorunda kalmasının asıl nedeni bu siyasi kimliğiydi.
O, iflah olmaz bir muhalif, sıkı bir devrimci, örnek bir sosyalistti. Tüm yaşamını savaşsız, sömürüsüz bir dünya idealine adamıştı. Hüseyin Serdar’ın bu ideale ne denli bağlı olduğuna onunla yoldaşlık etme şansı olanlar tanıktır. Bu tanıklığın ortağı olduğum için mutlu ve gururlu olduğumu belirtmek isterim.”
Yazdıklarımın eksiği var, fazlası yok.
Hüseyin Serdar TSİP üyesiydi. Hem de aile boyu. Eşi Nadire abla, çocukları Orkun, Ersegün, Tuygun ve Oytun. Hatta yeğenleri de…
O, örnek kişiliği ve tutarlılığı sayesinde çevresindeki insanları etkilerdi. Yaşça en büyüğümüzdü. Çoğumuzun “Serdar ağabeyi”si idi ancak bu, sadece bizden yaşça büyük olmasından değil, düşünce ve eylemleriyle hak ettiği saygınlıktan dolayıydı.
Yomra’da görev yaparken tanıştığı muhafazakâr bir esnaf, konu Hüseyin Serdar’dan açılınca şöyle demişti: “Bazı işgüzarlar Serdar Hoca’yı komünisttir diye şikâyet etmişlerdi. Ceza almaması için çok çaba harcadım ve sonuçta ceza almadı. Bir şey söyleyeyim mi, tanıdığım insanlar arasında çalışkanlığı, bilgisi ve disipliniyle ‘komünist’ kimliğinin en çok yakıştığı insan Serdar Hoca’ydı.” Bunu duyduğumda çok mutlu olmuştum. Hem Serdar ağabeyi hem de tüm komünistler adına…
Hüseyin Serdar’ı, 27 Mayıs ihtilalinden sonra Çaykara’nın köylerinde 1961 Anayasası’nı savunurken görürüz. Öğretmen örgütçülüğü, Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu (TÖDMF) yıllarına kadar gider. Sonra Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ve Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) ile devam eder. Emekliliğinin ileri dönemlerinde EĞİT-DER ve EĞİTİM-SEN’le çok yakından ilgilenmiş, ne olup bittiğini hep takip etmiştir. Eğitim emekçilerinin örgütlenmesinde gerek yönetici gerekse örgütleyici olarak çok emeği vardır.
Hüseyin Serdar, Trabzon’da başı sıkışan öğretmenlerin, öğrencilerin, çalışanların; kısaca çevresindeki herkesin dert ortağıydı. Kiralık ev bulamayan da harçlığı tükenen de evlenmek için “kız istemeye” gidecek olan da ona koşardı. Çok iyi briç oynar ama yenilgiyi kaldıramayacağını anladığı rakiplerine ne yapar eder, yenilmesini bilirdi!
12 Mart muhtırasından sonra gözaltına alındı. Bir süre Mamak Askerî Cezaevinde yattı. Cezaevindeyken Trabzon’dan ziyaretine gelen eşi ve çocuklarıyla elleri kelepçeli halde görüşmeyi reddetti. “Ben bir suç işlemiş gibi eşimin ve çocuklarımın karşısına çıkmam!” diyerek direnç göstermesi, onun yaşam felsefesinin özeti gibiydi.
TÖB-DER Trabzon şubesinde Demokratik Merkeziyetçiler kısa bir dönem dışında hep yönetimde oldu. Bu başarıda Hüseyin Serdar’ın insan ilişkilerinin çok önemli payı vardı. O seçimlerde TSİP’in senatör adayıydı. 12 Eylül faşizmi günlerinde tutuklandı. Çıktıktan sonra partinin verdiği her görevi özveriyle yerine getirdi. Trabzon’dan ayrılıp İstanbul’a taşınıncaya kadar il komitesindeki görevini sürdürdü. Birçok ilde operasyonlar yapılmasına rağmen Trabzon örgütünün hiç operasyon geçirmemesinde Hüseyin Serdar’ın deneyim ve birikiminin çok büyük payı vardı. Trabzon gibi küçük bir şehirde kendisini ve örgütünü kitleler içerisinde kamufle etmeyi, birlikte çalıştığı yoldaşlarına öğretmiş, örnek olmuştu.
İstanbul’a taşındıktan sonra hareketten hiç ayrı düşmedi. SBP, BSP ve ÖDP süreçlerine destek verdi. Yaşamının son yıllarında yaşamış olduğu demans yüzünden çevre ile ilişkileri azaldı. Yaşamı boyunca hem Hüseyin Serdar’a hem de onun çevresindeki insanlara çok emeği geçen eşi Nadire ablayı da burada anmadan geçmek olmaz. Hele hele son yıllarında kendi sağlık sorunlarına rağmen Hüseyin Serdar’a göstermiş olduğu yakın ilgi takdire şayandır.
Hüseyin Serdar’ı 22 Kasım 2018 tarihinde 87 yaşında kaybettik. Cenazesi yoğun yağmura rağmen Trabzon’da yüzlerce dostu, arkadaşı ve yoldaşı tarafından toprağa verildi.
Onu saygıyla ve özlemle anıyoruz. İdealleri yolumuzu aydınlatıyor.
* Cemal Candaş, “Hüseyin Serdar’a dair”, Kızılcık, 24 Kasım 2018.