Sevgili Mehmet Beklioğlu ile tanışıklığım hayli eski olmalı. Turhal’ın varlıklı ailelerinden birine mensuptu, sahip olduğu büyük boy tankerle nakliyecilik yapıyor, Turhal’dan İstanbul Paşabahçe’ye alkol getiriyordu. Görevli olduğum Çorum İl Örgütü çevresindeki bölgenin içerisinde Amasya, Tokat ve ilçeleri de bulunuyordu. O günlerde karşılaştığımızı hatırlamıyorum. Ama İstanbul’a geldikten sonra çok sık görüşmeye başladık. Önceleri her geldiğinde Genel Merkeze uğrar, Ahmet Kaçmaz’ı görmeye gayret eder, topladığı bağışları da özel olarak kendisine verirdi. Bir ara Kaçmaz’dan aldığı özel bağış makbuzuyla birlikte Almanya’ya gitmiş ve orada çalışan tanıdıklarından hayli yüklü bağış toplamış, getirip Kaçmaz’a vermişti.
Bir süre sonra eşini ve üç çocuğunu alarak İstanbul’a yerleşmiş, işini buradan yönetmeye başlamıştı. Turhal bölgesinde görüşlerinden dolayı tanınıyordu, sıkıntı yaratabileceğini düşünmüştük. Özellikle 1980 yılına doğru yürüttüğümüz hazırlıklarımız kapsamında mali komitenin içinde görev alması uygun görülmüştü. Mali yapılanmanın ilk sermayesini de kendi TIR’ını satarak ortaya koymuştu. İş yapma konusunda oldukça tecrübeli, insanlarla ilişki kurma konusunda becerikli biriydi.

Soldan sağa: Gültin ve Ahmet Kaçmaz, Rüksan ve Bülend Tuna, Yalçın Yusufoğlu, Mehmet ve Jale Beklioğlu, 22 Ocak 1993.
12 Eylül sonrasında çok sık görüştük, yıllarca birlikte çalıştık. Çağatay Anadol, Şu Bizim Türkiye Sosyalist İşçi Partisi kitabında mali işlerdeki yapılanmadan söz ederken Ethem Kiper, Muharrem Yalçın ve Mehmet Beklioğlu’nun katkılarının önemini özellikle vurgulamış ve “TSİP’in sürekliliğini korumasında, bundan aldığı sinerjiyle 1986 sonrasında yarı yasal alanda büyük prestij kazanarak mücadelesini Sosyalist Birlik Partisi’nin kurulmasıyla noktalamasında hiç kimsenin rolü, kendilerine bu görevi yüklediğimiz üç arkadaşımızın rolü kadar belirleyici olmamıştır.” diyerek ortak kanaatimizi ifade etmiştir.

Soldan sağa: Yalçın Yusufoğlu, Mehmet Beklioğlu, Ethem Kiper, Orhan Doğançay.
Merkeze en yakın çalışma arkadaşlarımızdan olmaları nedeniyle ailecek de buluşuyor, o sıkıntılı dönemin dertlerini birlikte hafifletmeye çalışıyorduk. Pek çok kritik alanda da ilk başvurduğumuz, güvendiğimiz kişilerdendi. Kaçmaz ailesini birlikte yolcu ettik, Gazioğlu’nu yurt dışına giderken son uğurlayanlardan biriydi.
Almanya’dayken bir ara yanımıza geldi ve bir süre bizde kaldı. Hep birlikte siyasi sohbetler yapmayı özlemiş bir halde hasret giderdik. Birlikte bulunduğumuz çevrede gezme fırsatımız oldu, Karl Marx’ın doğduğu ve şimdi müze olan Trier’deki evi görmek istedi, birlikte giderek “hacı” olduk.
Bir dönem kapanmış ve hep birlikte partimizi sosyalist harekete armağan etmiştik. Dostluğumuz, ailecek görüşmelerimiz devam etti. Yıllar sonra mimarlık mesleğime dönmüştüm, ilk yaptığım projelerden biri Çavuşbaşı kırsalındaki müstakil evinin projesi oldu. Hayli mutlu günler geçirdi orada, hep birlikte olacağımız büyük toplantılar olmasını ister, bütün eski dostları davet ederdi.
İşlerinin iyi gitmediği dönemler de oldu, evini sattı, kent içine taşındı, yine sohbet ortamlarında eski dostlarla birlikte olmak en büyük arzusuydu. Çok ilgisi vardı, sürekli okumaya çalışırdı. Küçüklüğünden beri çalışma ortamının içinde olmuş ve istediği ölçüde derinlikli bir okuma yapamamış olmanın açlığıyla farklı okumalar yapar, okuduklarını tartışmaya çalışırdı.
Nice sonra sağlığı da, işleri de, ev düzeni de bozuldu. Her türlü iş bağını bırakarak İstanbul’dan uzağa, Muğla’ya yerleşti. Bu dönemde hepimiz farklı uğraşların içerisinde yoğunlaşmıştık, görüşmemiz seyrekleşmişti. Mehmet bu dönemde siyasi olarak HDP’ye katıldı ve aktif olarak yöresindeki çalışmalarda yer aldı. Yıllarca TSİP’te çalışmış, emek vermiş biri olarak nice sonra yaygın bir kitle partisinin içinde olmak onda değişik bir duygu ve heyecan uyandırmıştı. Karşılaştığımızda bu tespitlerini, gözlemlerini aktarıyordu.
Ama sağlığının da giderek bozulduğunu duyuyor, üzülüyorduk. 15 Ağustos 2018 tarihinde Orhan Doğançay aradı ve Mehmet’in ölüm haberini verdi. Cenazesine bile gidemedik, oğlu ailenin isteği üzerine Turhal’a götürmüştü, haberi duyduğumuz gün toprağa verilmişti.
Ölüm haberi üzerine duygularımı şöyle paylaşmıştım: “Bugün bir değerli arkadaşımızı daha sonsuzluğa uğurladık. Oğlumun sevgili Mubik amcası, zor günlerimizi birlikte geçirdiğimiz sevgili Mehmet Beklioğlu’nun dün akşam vefat ettiği haberini aldım. Sıkıntılı bir dönem geçirdiğini, hastanede olduğunu duyuyorduk, yine de beklenmedik bir haber oldu. Sohbetlerimiz, Turhal ağzıyla aktardığı hikâyeler, beraberliğimizden süzülen anılar yığılıverdi önüme. Ailesine, yakınlarına, dostlarına baş sağlığı diliyorum.”
Birlikte olduğumuz pikniklerin birinde oğlumla birlikte, 10 Mayıs 1992.