Mehmet Durmus 50.yilMehmet Durmuş için, onu çok iyi tanıyan bir yoldaşımıza Kızılcık’ta yayımlanmak üzere bir yazı yazmasını teklif ettiğimde bana: “Bunu yapamayacağım. Mehmet Durmuş’u anlatmak için kitap yazmak bile yetmez. Ben onu bir yazı ile nasıl anlatayım? Onunla o kadar çok anılarım var ki anlatmayla bitmez. Özelliklerini, farklılıklarını anlatmaya ise yazı dilim yetersiz kalır. Lütfen bunu benden isteme. Ne yazsam, ne kadar yazsam bir şeyleri eksik bırakacağımdan eminim. Bu durum beni çok üzer. Onun için bu işi başkaları yapsın.” dedi. Biraz bozuldum ama bu yoldaşıma hak vermiyor da değildim.

Mehmet Durmuş’u iyi tanıyan, onun insani özelliklerini ve siyasi çalışmalarını yakından bilen birçok insan var tanıdığım. Hepsinin de yukarıdakine benzer bir yanıt vereceğini düşündüğüm için uzun süredir oyalandım durdum.

Cenazesinde yaptığı konuşmada henüz CHP’ye katılmamış olan Profesör Mehmet Bekaroğlu mealen şöyle söylemişti: “Mehmet Durmuş’la birbirine çok uzak iki farklı dünya görüşünü taşımaktaydık, farklı dillerden konuşur, dünyayı farklı pencerelerden izlerdik. Biliyor musunuz ki Mehmet benim dostum, yoldaşımdı. Yoldaşımdı çünkü onun özlediği ve uğruna mücadele verdiği dünyada kendimi buluyordum. Biz onunla aynı şeyleri istediğimizi hissediyorduk. Onunla sohbet etmek, bir arada bulunmak hoşuma gidiyordu. O ateistti, ben dindardım ama bizim için hiçbir önemi yoktu. Ben onun kadar ateist, Mehmet benim kadar dindardı.”

Mehmet Durmuş’u çevresindeki insanlar ya “Sarı Mehmet” ya da “Proleter Mehmet” olarak tanır, tanıtırdı. “Sarı” olması saçlarının rengiyle ilgiliydi. “Proleter” olması ise üniversiteye başladığı ilk yıllarda sempatizanı olduğu “Proleter Devrimci Aydınlık” grubundan kalmış bir mirastı. Kendisi bu konuda konuşmayı sevmez, konu açılırsa geçiştirmeye çalışırdı.

Trabzon’daki sosyalist damarla ilişkileri geliştikçe kısa sürede kendisini TİP’in yanında buldu. 12 Mart'tan çıkışta “Kitle Bürosu”nun açılışıyla TSİP kervanına katıldı.

TSİP’in Trabzon’da örgütlenmesinde çok emeği vardı. Trabzon örgütündeki Öner Ciravoğlu, Kadri Çoban, Gültekin Gazioğlu, Hüseyin Hasançebi, Ethem Akçelik, Muhteşem Barçak, Feridun Cihan, Rukiye Yıldırım, vb. partililer birer birer merkez tarafından değişik pozisyonlarda görevlendirilirken o hep Trabzon örgütünün sahibi idi. Partide 1977’de yaşanan ayrışmada da Trabzon örgütünü ayakta tutan yine Mehmet Durmuş oldu. Birçok insan Mehmet Durmuş’un müdahalesi ve çabaları sayesinde partide kalmaya ikna edilmişti. Birçoğumuz da onun bire bir ilişkisi sayesinde kendimizi geliştirmeye, sorumluluk almaya ve parti üyesi olmaya cesaret edebildik.

Mehmet Durmuş, çok farklı özellikleri olan birisiydi. Yaşamı boyunca profesyonel olarak hiçbir işte çalışmadı. En yakınları bile onun üniversitenin hangi bölümünde okuduğunu pek bilmez. O, gençle genç, yetişkinle yetişkindi. Bir yandan faşistlerin hedefi olan TÖB-DER yöneticilerine koruma sağlamak için ekipler oluşturur, diğer yandan Trabzon’daki siyaset diplomasisini yönetirdi. Evlenmeye karar veren partili arkadaşlarının ailelerinin yerine “kız isteme” ritüelinde de Mehmet Durmuş görev başındaydı. Profesyonel olarak futbol oynamış ve kulüp yöneticiliği yapmış olduğu için Trabzon’da çok tanınır, futbol camiasında da sevilir ve sayılırdı. (Trabzonspor’un milli futbolcuları Lami Çelik ve Serdar Bali’nin ona nasıl saygı gösterdiği bilinirdi. Gözaltına alındığı karakolun komiserinin Mehmet Durmuş’u futbolcu olarak tanıması üzerine nasıl “iyi” davrandığını bir yoldaşımız gülerek anlatmıştı.) Genciyle de yaşlısıyla da aynı derecede samimi ilişkiler içindeydi. Herkes onun talimat verir gibi konuşmasına kulak verir, çevresindeki insanlar üzerinde kurmuş olduğu otoritesini kabullenirdi.

Onu Marksizm-Leninizm üzerine büyük laflar ederken pek görmezdiniz ancak olayları değerlendirmesi, günlük politikayı okuması, önermeleri çok isabetliydi. O, sosyalizmi kitabî değil, amelî olarak yaşar, dosta ve düşmana gösterirdi.

12 Eylül’den önce Trabzon’dan parti merkezinin talebiyle ayrıldı.  Çalışmaya gizlilik koşullarında da devam etti. SBP, BSP ve ÖDP süreçlerini destekledi. Trabzon’da hareketin toparlanmasında görev üstlendi.

Yıllar sonra onunla İstanbul’da buluştuğumuzda parti yarı açık çalışmaya geçmişti. Ben Kadıköy’de oturuyordum, o ise Trabzon’da. Kadıköy’de bir içkili mekânda buluşup özlem gidermeye karar verdik. Mekânda bir şeyler sipariş etmek için gözlerim garsonu ararken Mehmet Durmuş’un garsona adıyla hitap ettiğini, garsonun da “Buyur Mehmet Ağabey” diye yanıt verdiğini duyunca şaşırmıştım. “Nereden biliyorsun garsonun adını?” diye sorduğumda bana “Daha önce bir kere daha burada yemek yemiştik bir arkadaşla!” demişti. Birisiyle bir kere konuşmuş olması, Mehmet Durmuş için o kişiyle samimiyet kurması için yeterliydi. O, politik ilişkilerinde de bu becerisini çok etkili bir şekilde kullanıyordu.

Kızılcık dergisi çıkmaya başladıktan sonra yolu İstanbul’a düştüğünde Kızılcık bürosuna mutlaka uğrar, o günün bir muhabbet yemeği ile tamamlanmasını sağlardı. Özellikle Tektaş Ağaoğlu ile ilişkileri bambaşkaydı. Hüseyin Hasançebi ile Trabzon günlerine dayanan eski dostluklarını anlatmaya bile gerek yok!

Bir akşam Nuray Mert ile (hemşerimiz) birlikte yemek yerken ona nasıl talimat verir gibi konuştuğunu ve Nuray Mert’in de onu nasıl saygıyla dinlediğini görünce yine şaşırmıştım. O günler, Nuray Mert’in, gazete yazıları ve TV programlarındaki konuşmalarıyla tüm “demokrasi güçlerine” nizâmat verdiği günlerdi!

Akciğer kanseri olduğunu öğrendiği günlerde de birlikteydik İstanbul’da. Teşhisi koyan Profesör Zeki Kılıçarslan durumunun ciddiyetini ona anlatmaya ve tıp biliminin sınırlarını belirtmeye çalışınca Mehmet Durmuş’un nasıl soğukkanlı davrandığına yine şaşırmıştım. Çok zor bir müdahaleden sonra 4-5 yıl daha yaşadı; konuşup tartışarak, insanlığın sorunlarına çözümler önererek, gülerek, güldürerek. Hiçbir şeyden geri durmadan…

“Proleter Mehmet”i 8 Eylül 2012 tarihinde kaybettik. Cenazesine katılan kalabalığın niceliği kadar niteliği de ilgi çekiciydi. Onu TSİP Trabzon il başkanı ve genel yönetim kurulu üyesi olarak uğurlayanların yanı sıra bu toplulukta TSİP’in adını bile duymamış çok sayıda insan vardı.

Hüseyin Hasançebi, Kızılcık’ta Mehmet durmuş için şunları yazmıştı:

“12 Mart fırtınası geçtikten sonra Mehmet Durmuş sosyalist siyasi mücadeleye TSİP saflarında devam etti. Bu artık salt devrimci bir mücadele değil komünist siyasi mücadeleydi. Kampüslerdeki mücadeleye benzemiyordu, adımını atsan karşına, temas etmek zorunda olduğun halk sınıfları çıkıyordu: işçiler, yoksul köylüler, sistem muhalifi zanaatkarlar… Mehmet Durmuş’un komünist formasyonu asıl bu dönemde görünür oldu. Orman köylüleri arasında siyasi çalışma yapmıştı, bu tecrübesini de katarak dağı taşı arşınlamış, kentin en uzak mezralarına kadar uzanarak insanları sosyalizme kazanmak için çalışmıştı. Bolşeviklik 24 saatinin 24’ünü de devrim için ayırmak demekti o zamanlar. Mehmet Durmuş da böyle bir kimlik kazanmıştı. Kendinden profesyonel bir özgürlük içinde kitlesel denebilecek ilişkiler geliştirdi. Partisi ve Mehmet Durmuş’un il başkanı olarak kendisi kentteki siyasi dengeler yelpazesinde belirgin bir yer ve ağırlık kazandı. Ama ayrıca Mehmet Durmuş, partisinin Doğu Karadeniz bölge sorumlusu olarak siyasi faaliyetini Samsun’dan Artvin’e uzanan bir alana genişletti ve binlerce sağlam ilişki yaratmayı başardı.

Mehmet Durmuş’un sol siyasi mücadele kulvarında en karşı olduğu şey ‘çocukluk’tu. Sosyalist siyaseti ciddiye aldığı için dostu ve düşmanı da onu ciddiye alıyordu. Bir başka en karşı olduğu şey, tarihin kendisiyle başladığını zanneden ‘çırak devrimciliği’ idi.” (Mehmet Durmuş, Kızılcık, sayı 50, Eylül-Ekim 2012, s. 97.)

Mehmet Durmuş’u saygı ve özlemle anıyoruz.