Ölümünün ikinci yılında Yalçın Yusufoğlu’nu anıyoruz. Bana sen de yaz dediklerinde tedirgin oldum; ancak yazmalı idim, vazifemizdi.
***
KİNDARDI
Affedici değildi. İnatçı ve kindardı. Kini “sınıf kini” idi. Burjuva olan onda “tarih öncesi” idi; sosyalizmin yıkılışı Yalçın Yusufoğlu’nu derin bir küskünlüğe ve karamsarlığa sürüklemişti. Ağır sağlık sorunlarıyla birleşen bu karamsarlık onu muhtelif Avrupa şehirlerinde bir on yıl kadar pasifize edecekti.
2000’li yıllarda kendine gelir gibi oldu. Yazmayı unutmuştu; yeniden başladı. Kızılcık dergisini çıkaracaktık; ilk sayının kapağını hazırlıyorduk. Tektaş “Marks-Engels-Lenin” dedi, o itiraz etti; Rosa Lüksemburg’u ekledi.
1990-2010 arası 20 yıl yazamadı, yazmadan yaşayamazdı; Kızılcık sayesinde yeniden yazarlığa döndü.
***
TSİP’İ KURAN ADAM
Elbette siyasi partiler kolektif bir çalışmanın ürünüdürler; bu TSİP için çok daha böyledir. TSİP’in kuruluş hazırlıkları döneminde çıkarılan yayınlarda yazı yükünün yarısını denebilir ki tek başına Yalçın Yusufoğlu kaleme almıştır. Yaptığı bu işi nerde akşam orda sabah, Anadolu’yu il il ve hatta ilçe ilçe, defalarca harmanlayarak yapmıştır. Bu çok ağır bir işti. Leninci-Sovyetçi Türkiye sosyalist solunun enternasyonalist bir temelde yeniden kuruluşu söz konusuydu. Bu alanda tarihten devralınmış “Kemalizm”in ağır yükü vardı, aşılmak zorundaydı. TKP “Milli burjuva”nın kapıkulu olmakla ondan bağımsızlaşmak arasında ve çoğu zaman likidasyonla yeniden toparlanma arasında gidip geldiği bir tarihe sahipti. Yalçın Yusufoğlu’nun TSİP mimarisi, TİP dâhil böyle bir mirasla bağlantı kurmak ve sürekliliği bunda aramak durumundaydı. Kısa sürede bunun da olmayacağı anlaşılmıştı. Kimsenin bilip tanımadığı Ahmet Kaçmaz’la yola çıkıldı; başarılı bir inşaat mühendisi idi; sonrası yol yürünürken görülecekti. Yalçın Yusufoğlu’nun yükü ağırlaşacak, bundan böyle “Kurtalan Ekspresi” olarak anılacaktı.
BİLEN ADAM, ENGİN HAFIZA, DERİN KÜLTÜR
“Yalçın’a sor!” Niçin böyle gelişmiş, bilmiyorum ama bilmediğimizi ona sorardık. Sadece ekonomiyi bilmezdi. “Ekonomiyi bilmezdi” derken Marks’ı, Kapital’i, Ekonomi Politiği, Kapitalizmi bilmezdi diyemeyiz; bunlar zaten her TSİP yöneticisinin ezberi olmak zorundaydı. “YY” özel mülkiyetin ilgasından başka, Ekim Devrimi’nden gayri ekonomi bilmezdi. Ancak engin bir kültürü, müthiş bir hafızası, konuya tartışılmaz bir hâkimiyeti vardı ve sinema, sanat, edebiyat, tarih, felsefe... evet her konuda engin bir çözümleme yeteneğine sahipti. Burada abartılı bir durumdan söz edildiği açıktır fakat vakıa da budur. Olay ve olguları analiz ederken özetleme yeteneği yokmuş gibi görünürdü. Konuyu bütün ayrıntılarıyla, “bir de şu açıdan bakalım” diyerek “her açıdan” ele almasıyla bilinirdi; mitolojiden antik döneme, orta çağdan modern çağa, altından girer üstünden çıkardı. Yöntem olarak bakıldığında bunun bir keşif turu olduğunu anlardınız.
“Yazar” idi, sürekli yazardı, nasıl yazar olunur diye soran olursa, “yazarak” derdi.
Ömrünü yazmaya adadı.
***
KÜRT MESELESİ
Türkiye’nin bir “Kürt Meselesi” vardı; tarihsel bir sorun. Bu sorun Türkiye’nin sorunuydu; solun ve sosyalist solun, o halde Türkiye Sosyalist İşçi Partisi TSİP’in de sorunuydu. Partinin Kürt siyasetini Genel Sekreter Yalçın Yusufoğlu çizmekte idi. TSİP yasal bir parti olduğu için tüzüğüne ve programına “Kürt” yazamamış, “Kendi Kaderini Tayin Hakkı” diyerek geçiştirmişti. Partinin Kürt ve Kürdistan siyasetini Yalçın Yusufoğlu çizer ve yürütürdü ama kendisi etnik kökeni olmayan bir dünya insanı idi. Partide en az Kürt o idi. Şovenizm düşmanıydı. Kürt halkının saldırılara karşı direnme hakkını katiyen tartışmazdı. Ayrılma hakkını savunurdu fakat ayrılmanın karşısındaydı. “Ulusal mesele”de veya uluslaşma meselesinde Lenin’in rehberliğini kabullenmişti. Ezilen ulus milliyetçiliğini tolere ediyor, fakat bunu, ortak bir kaderi paylaşmak için halklar arasındaki güvensizliğin sabırla ortadan kaldırılması adına savunuyordu.
Türkiye’nin bölünmesine karşı idi. Ona göre sosyalizm büyük birimlerle kurulurdu. Bu bağlamda Kemalist cumhuriyetin güttüğü “ilhak” siyasetini reddediyor, “iltihak hakkını” savunuyordu. Partinin Kürt siyaseti Kürt siyasi hareketlerinden Özgürlük Yolu ve DDKD’ye tam bir güven verebildiği için bu hareketlerle her düzeyde ittifaklar kurmak mümkün olabiliyordu. Hatta partinin Kürt Seksiyonu olması için Özgürlük Yolu ile görüşmeler yapıldığını, sonuç alınamayınca Kürdistan vilayetlerindeki parti örgütlerinin Kürt Seksiyonu olarak birleştirildiğini hatırlıyorum.
Komünist Kürt aydınlarının hemen tamamı üniversite yıllarından dostu ve arkadaşıydı. Kürdistan’a gidişlerinde mutlaka birlikte olmaya çalışırlardı. Diyarbakır’da onun itibarı TSİP’in itibarıydı. Mehdi Zana’yı Özgürlük Yolu’nun adayı olarak yerel seçimde desteklemiş, Özgürlük Yolu adayları ise Belediye Meclisine TSİP listesinden girmişlerdi. Kürt sol ve sosyalist siyasetlerle TSİP’in kurduğu kardeşçe ilişkiler 12 Eylül faşist askeri darbesinden sonra da sürdü. Sol Birliğin kuruluşunda birlikte bulundular. Yurt dışı faaliyetlerde TSİP Ortadoğu ülkelerinde, Şam’da, Beyrut’ta DDKD’nin, DDKD ise Avrupa ilişkilerinde TSİP’in desteğini daima arkasında buldu... 1984 yılından sonra ortaya çıkan PKK ile birlikte TSİP’in de Kürt siyasetleri ile ilişkileri başkalaşmıştır. PKK ortaya çıkıp Abdullah Öcalan çizgisi ŞAM merkezli olarak bölgede hâkimiyet kurmaya başlayınca TSİP’in ve Yalçın Yusufoğlu’nun pozisyonu da köklü bir değişikliğe uğramıştır. Bu kadarını söylemekle yetiniyorum: Ulusal meselenin şiddetle çözümüne şiddetle karşı idi, Abdullah Öcalan’ı hiçbir zaman sevmedi ve desteklemedi; çünkü o “Silahlı mücadele değil, siyasi mücadele” diyordu. Son yıllarında, sağlığının elverdiği ölçüde Kürt halkının yanında olmaya ve görünmeye gayret göstermişti. Neredeyse her hafta sonu Diyarbakır’da idi. HDK’nın yanında olmuştu. Uludere Katliamı üzerine sınıra kadar gitmiş, ayağa kalkan maşerî vicdanın parçası olmuştu.
Abdullah Öcalan’ın Diyarbakır meydanında ilan ettiği Nevruz bildirisinde “Kürtlerin silahlı mücadele ile kazanabilecekleri hiçbir şey kalmamıştır” demesi ile umutlanmış, Kızılcık yazı kurulunda birlikteydik, “Kürtler galiba bu kez başaracaklar” demiş, ben de, “PKK kendi tarihinin en güçlü anında, Türk devletinin teklifini beklemeden ‘Barış’ önermekle siyasi bir yenilgiye uğramıştır” diyerek tepki göstermiştim; ayrı düşmüştük.
***
Sosyalizmin çözülüp dağılması Yalçın Yusufoğlu’nu derinden sarsmıştı. Herkes sarsılmıştı; kolay olmayacaktı elbette çünkü sosyalizme adanmış hayatlar söz konusuydu. Yazarlığa geri döndüğü Kızılcık dergisinde 2010’dan sonraki dönemde ha bire yazdı; 150 sayfalık derginin yarıdan fazlasını o yazdı. Büyük bir sıkıntı içinde yazıyordu. Yazdıkları sosyalizm öncesine ait, burjuvazinin konularıydı. İnsanlığın geleceğinden umudu kesmişti; karamsardı. Yazabildiği kadar ayakta kalıyordu. Takati tükendi ve TSİP’in sürükleyici enerjisi 1 Şubat 2019 tarihinde sönümlendi.