Geçtiğimiz hafta içerisinde Orhan Aydın’ın 2020 Ağustos ayında basılan “Çatalkazık Yazıları” ve “Eskiçınar Sokak” adlı iki kitabını peş peşe okudum.
İyi ki okumuşum. İmzalayarak gönderme nezaketini gösteren Orhan Aydın’ı bu iki önemli kitap için yürekten kutluyorum. Öncelikle su gibi akan, sade ve duru anlatımı için. Ayrıca toplam 510 sayfaya, bu denli farklılığı sığdırmayı başardığı için de kutluyorum Orhan Aydın’ı.
Daha önce “Görüş” ve “Kızılcık” dergilerinde çıkan yazılarından aşina olduğumuz güçlü anlatımına, iki kitaba sığdırdığı bunca anlatı ve denemede de tanık olmak mümkün. Orhan Aydın anlatacaklarını hem çok açık ve anlaşılır bir şekilde ifade ediyor hem de okuyucu saran, sürükleyen bir tarz tutturmuş. Hem keyifli bir yolculuğa çıkıyor hem de çok şey düşünüyor, öğreniyorsunuz bu kitapları okurken.
Kendinizi bazen Beylerbeyi’nin tarihi meydanında, bazen Kısıklı’da bir çay bahçesinde, bazen Eskişehir’in bozkırında, bazen de Münih’te buluyorsunuz. Kâh değirmende, kâh arkeolojik bir kazının yanı başında, Buena Vista konserinde, Documenta 13 sergisinde gezinip duruyorsunuz. Üstelik kılavuzunuz sayesinde yepyeni bilgiler kazanarak. Düşünerek, sorarak, şaşırarak ve en önemlisi öğrenerek… Bir yandan Almanya’da tren yolculuğuna çıkıp garson “Gürsoy”un plastik kimliğini sorgularken diğer yandan Avangard sanat anlayışı üzerine yeniden düşünme fırsatı buluyorsunuz. Eğer Beckett’in not defterlerini karıştırmak ya da Türkiye’nin Avrupa Birliği yolculuğu konusunda bir tur atmak isterseniz Orhan Aydın’ın bu iki kitabını okumak en doğrusu. Çeşitli konulardaki psikolojik analizlerden tutun da savaş kültürünün sosyolojik temellerinin tartışılmasına kadar büyük bir çeşitlilikle karşı karşıya kalıyorsunuz bu kitaplar sayesinde.
Yukarıda sözünü ettiklerimiz “Çatalkazık Yazıları” ve “Eskiçınar Sokak”ta ele alınan konuların çok küçük bir bölümü. Hepsini bu yazıya sığdırmak mümkün değil. Doğru da olmaz ayrıca!
Orhan Aydın, “Eskiçınar Sokak”ın son bölümünde, daha önce yayımlanan “İkinci Durak” ve “Avludakiler” adlı yapıtlarının “fragman”larını paylaşmış okuyucusuyla. Çok da iyi etmiş. Okuyucuya tattırılmış bir parmak bal gibi.
Bunca güzelliği bizimle paylaştığı için Orhan Aydın’a teşekkür borçluyuz. Bir de itirazımızı dile getirelim izninizle: Kitabın bir yerinde 20 yüzyılın kanlı diktatörleri sayılırken Stalin; Hitler, Mussolini ve Franko ile birlikte zikredilmiş. Bu “aynı”laştırma, tarihe karşı yapılmış bir haksızlık gibi duruyor. Sözü edilen “aynı”lığı kabullenmekle büyük bir günah işlenmiş olmuyor mu! Kimsenin bu günaha ortak olmamasını bekliyor insan.
Luna Yayınları tarafından okuyuculara sunulan bu kitapları çok sevdim, vesselam.
Aklına, eline ve yüreğine sağlık sevgili Orhan Aydın.