Hiç olmazsa kozmetik efekti olur…
Siyaseti “yurttaşlara hizmet” değil, güç ve mülkiyet üzerinde feodal bir hak olarak görüyor. Ülke’yi elde edebilecekleri, sağlayabilecekleri kadar maksimum istifade getirecek bir beylik… ülke ekonomisini sağabilecekleri denli azami kâr elde edilecek sağmal inek… memleketi talan edilecek “yağma hasanın böreği” olarak görüyorlar... İstediklerini sonuna değin elde edebilmek için anayasayı ve yasaları, AİHM kararlarını “takmamak”tan, sansür ve tahakküm uygulamaktan, yargıyı bir sopa olarak kullanmaktan, demokratik kurumları ve demokrasiyi zayıflatmaktan, hatta “rafa kaldırmaktan” zerre çekinmiyorlar…
“Demokrasi” Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren sıradan halka “emanet edilemeyecek” kadar elit bir iş olarak görüldü bu topraklarda. Uzun zamandır ise egemen siyaset aklının “gösteri” üzerinden kurulduğu bir zemindeyiz. Siyaset artık bir “show business”; politikacı esnafının anladığı bu!.. Memlekette seçim türünden işler, siyaset diye yapılan şey nihayetinde halkları seçmene indirgemeye çalışan süreçler olmakta nice zamandır…
Böyle olunca âlây-ı vâlâ ile ilan edilen “tasarruf tedbirleri” de göstermelik göz boyama illüzyonlarına dönüşüyor. Hadi “yerli” ahaliyi bir kenara koyalım, ama bütün dünyanın da gözünü boyayamazsınız ki..!
Bu iktidarın pek çok işi gibi bu “Paket” de “tasarruf mesajı vermek konusunda” bile çok acemice ve yetersizlikle malûl… Peki “sıcak para” bekledikleri uluslararası finans çakalları bunları yer mi? Kaçın kurası o çevreler? Ya da “din kardeşi” ayaklarıyla para umdukları Arap monarkları? Yutarlar mı bu dolmaları? Adamlar (yani B.A.E. Arapları), Abu Dabi’de dünyanın yeni “silikon vadisi”ni kuruyor. Bu taraftaki bu “müflis” ekonomiye ise uluslararası rating kuruluşlarının hiçbiri –tekrar hiçbiri– “yatırım yapılabilir” notu vermiyor!
Saraylardan çıkmayan bu neo-Osmanlı ise biraz fazla gösterişe, şatafata meraklı… “çalıyor ama, çok tantana yapıyor”… şikayet konusu olan bu... “Paket” bunu kamufle etme tedbiri. Ana muhalefeti de rejimlerinin “incir yaprağı” yapacaklar.
Neyse “aslan sosyal demokratlarımız” ayrı bir yazının konusu olmaya “müstahaklar”..!
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile birlikte açıkladığı tasarruf tedbirleri üzerinde çok yazılıp çizildi. Tekrarlara düşmemeye dikkat edilse de bütünüyle kaçınmak zor; yine de elden geldiğince okumaya çalıştığımız “konuyu” irdeleyen yazıların bir “icmalini” yapmaya çalışacağız.
Ancak kamuda alınan bu önlemlerin göstermelik, her an gevşeyebilecek nitelikte ve yaptırım etkisi olmadıkça bir sonuç getirmeyeceğini… bütçeye deva, sadra şifa olamayacağını herkes görüyor, orta mektep öğrencileri bile biliyor.
Asıl tasarrufun Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle yaptırılan projelerden sağlanması gerektiğine dair tespitler ise yerden göğe haklı olsa da sonuç getirmekten ıraktır. Çünkü bu projelerin tamamına yakını, zaten Şimşek’in Hazine’den sorumlu olduğu ilk bakanlığı sırasında (YPK üyesiydi) olgunlaştırılıp hukuki alt yapısı hazırlanmıştır.
Yani küresel sermayeden sağlanan finansman üzerine inşa edilmiş ve iç içe geçen sözleşme metinlerinden oluşan KÖİ sisteminin, radikal bir siyasi irade ve tercih olmaksızın bütçe dostu hale getirilmesi imkânsızdır. Öte yandan Şimşek’in KÖİ projelerini tasarruf tedbirlerine dahil etmesinin mantıki bir temeli de yoktur; eşyanın tabiatına aykırı! Çünkü bu projelerin yerli/milli şirketlerinin aktörleri ile iktidarın zaten herhangi bir çelişkisi ve sorunu yoktur. Uluslararası finans-kapitalin ve yerli işbirlikçisi tekelci sermayenin farklı temsilcileriyle, farklı ortamlarda zaten yan yana gelmekte, durmakta, canciğer kuzu sarması konumundadırlar…
Pakette, alınacak önlemlerin sayısal büyüklüğü, enflasyon, bütçe açığı ve ekonomik büyüme gibi makroekonomik değişkenler üzerindeki etkileri gibi önemli hususların yer almaması pakete yönelik eleştirilerin başında geliyor. Çünkü bu paketin, enflasyonla mücadele (dezenflasyon sürecine destek), verimli kaynak kullanımı ve sürdürülebilirlik gibi amaçlarla hazırlandığı ileri sürülüyor.
Acaba?!.
Ayrıca paketin asıl olarak harcamalardaki kesintilerle ilgili olması, örneğin vergisel tasarruf tedbirlerine (“kayıt dışılıkla mücadele” gibi yıllardır söylenenler dışında) yer verilmemesi de eleştiriliyor.
Gerçi bu paketin bir ilk olduğu ve bunun devamının geleceğinin açıklanması ileride vergilerle ilgili düzenlemeleri de gündeme getirecektir.
Buradaki sorulması gereken soru, “hangi sınıf ya da kesimlerin vergisinin artırılarak vergi geliri artışının sağlanacağı” sorusu olmalıdır.
Pakette sekiz başlık altında sıralanan tasarruflarla ilgili olarak emekçilerin gözüne çarpması gereken ilk tedbir (beklendiği gibi) “Personel Harcamaları”, yani kamu emekçileriyle ilgilidir. Zira pakete göre, kamuda yeni personel alımı üç yıl boyunca emekli olan –ya da ayrılan– kişi sayısıyla sınırlandırılacak.
Böylece işsizliğin gerçek anlamda artmaya başladığı bir dönemde kamunun istihdam yaratma kapasitesi iyice daraltılıyor. Bu tedbirin faturasını en çok da üniversite mezunu olup da kamuda işe girmeyi bekleyen gençlerin (başta atama bekleyen öğretmenler olmak üzere), kadro bekleyen taşeron işçilerinin ödeyeceği çok açık. İstihdam kısıtlaması belediyeler için de geçerli.
2024’ün ilk üç ayı işgücü istatistiklerine (TÜİK) göre 15 ve daha yukarı yaştaki çalışabilir kişiler arasında da işsiz sayısı arttı. İşsizlik oranı yüzde 0,1 azalışla yüzde 8,7 olarak belirlendi. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 7,2; kadınlarda yüzde 11,7 olarak tahmin edildi.
İki erkeğe karşı bir kadın istihdam ediliyor!..
Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2024’ün ilk üç ayında bir önceki çeyreğe göre 2,1 puanlık artışla yüzde 25 oldu.
TÜİK tarafından yayımlanan işsizlik oranının önemli bir gösterge olsa da piyasadaki sorunları yansıtma kapasitesi bakımından yeterli olmadığı ileri sürülerek, bunun nedeninin işsizlik oranının hesaplanmasında yattığı değerlendiriliyor.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) 2010 yılında TÜİK işsizlik hesaplamasını yetersiz bularak geniş tanımlı işsizliği TÜİK’in ham verilerinden yararlanarak hesaplamaya başladı. DİSK-AR tarafından yapılan hesaplama ilk başlarda; 1) Dar tanımlı (standart) işsizler, 2) İş aramayan ancak çalışmaya hazır olanlar iki gruba ayrılıyor: 2-a) İş bulma ümidini kaybedenler, 2-b) İş aramayan ancak çalışmaya hazır olan diğer bireyler, 3) Mevsimlik çalışanlar, 4) Zamana bağlı eksik çalışanlar temel unsurlarıyla hesaplanırken, daha sonraları revize edildi ve hesaplamaya ILO tarafından kullanılan eşdeğer tam zamanlı iş kaybı eklendi.
Nitekim ;
DİSK-AR İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu (Mayıs 2024) Yayımlandı!
Geniş tanımlı işsiz sayısı son bir yılda 1,2 milyon kişi arttı!
Geniş tanımlı işsiz sayısı 9,5 milyon!
Zamana bağlı eksik istihdam bir yılda 948 bin kişi arttı!
Geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 24,1!
Geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 32,1!..
İkinci tasarruf kalemi, bütçede “Cari Harcamalar” olarak geçen piyasadan mal ve hizmet alımlarıyla ve “Yatırım Harcamaları” olarak bilinen kamu yatırımlarıyla ilgili. Buna göre, deprem için harcanacak olan ödenekler hariç, mal ve hizmet alımı ödeneklerinin yüzde 10’u ve yatırım ödeneklerinin yüzde 15’i kesiliyor.
Savunma, güvenlik vb. gibi istisnaların haricine kamu binaları “ekonomiye kazandırılmak” adı altında özel şirketlere ve şahıslara satılacak (bu satışların kimleri, hangi sınıfları zengin edeceğini ise şimdiden rahatlıkla söyleyebiliriz!)
Pakette köprüler, otoyollar ve şehir hastaneleri gibi döviz cinsinden ya da kura endeksli gelir garantilerine ilişkin bir tasarruf tedbirine rastlanmazken, kamu emekçilerinin sayısının sınırlandırılması, servis araçlarının kaldırılması ya da lojman sayısının azaltılması, aslında bir kemer sıkma tedbiri olan söz konusu kamusal tasarrufların sınıfsal karakterini de ortaya koyuyor..!
Özetle, şu ana kadar ki israf düzeninin, bütçe açığının ve iktidar blokunun yanlışlarının bedelini yine emekçiler ödeyecek!..
Bir hesaplamaya göre, mal ve hizmet alımlarından 68 milyar TL ve yatırımlardan 95 milyar TL olmak üzere toplamda 164 milyar TL’lik bir tasarruf sağlanacak. Bu miktar GSYH’nin yüzde 0,4’üne denk düşüyor.
Önlem paketinin, enflasyonla mücadele programına destek verebilmesi için, büyüklük olarak en azından –bunun 10 katına ihtiyaç var– 1,5 trilyon lira (milli gelirin yüzde 3,5’i) civarında bir büyüklükte olması gerekiyor.
Saray’ın harcamalarının dışında, iktidarın tasarruf yapamayacağı harcama kalemlerinin başında kuşkusuz faiz ödemeleri geliyor.
Bilindiği gibi, 2024 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nde faiz ödemeleri için 1 trilyon 254 milyar TL’lik, 2025 için 1 trilyon 809 milyar TL’lik ve 2026 için 2 trilyon 295 milyar TL’lik bir kaynak ayrıldı. Yani 2024-2026 dönemini kapsayan üç yıllık süreçte faiz için bütçeden 5 trilyon 358 milyar TL ödeme yapılacak ve böylece faiz giderlerinin bütçedeki payı yüzde 10,5’ten yüzde 14,3’e çıkacak.
Öyle ki Merkezi Yönetim Bütçesi açığı bu Nisan ayında yüzde 34,2 artarak 177,8 milyar liraya yükselirken, ilk dört aydaki açık yüzde 81 artışla 691,3 milyar liraya ulaştı. Ancak bu dört aylık dönemde faiz harcamaları yüzde 170 oranında artış kaydetti. Böylece faiz harcamaları toplam bütçe açığının yüzde 53’ünü oluşturdu.
Faiz ödemelerinin bütçe açığındaki bu yüksek payı düşürülemediği sürece, bütçe açığının da, enflasyonun da artmaya devam edeceğini, böylece açıklanan bu tasarruf tedbirlerinin sonuç vermeyeceğini öngörmek için “ekonomist” olmaya gerek yok sanırız. (Zaten memleketin “yegâne ekonomisti”nin kim olduğunu herkes biliyor..!)
22 yıllık AKP iktidarlarınca sermaye kesimine doğrudan kamu harcaması yoluyla destekler veriliyor (yüksek fiyatlı kamu ihaleleri, garantiler, piyasadan mal ve hizmet alımları gibi yollarla).
Ayrıca ‘vergi harcamaları’ adı altında bu kesimden vergi alınmayarak da bu destek dolaylı olarak sürdürülüyor.
Nitekim 2024 yılı Bütçe Kanunu’nda bu meblağ 2 trilyon 210 milyar TL olarak belirlendi. Dahası 2024-2026 dönemini kapsayan üç yılda bu tutar 8 trilyon 211 milyar TL’yi bulacak.
Pakette, vergi indirimi, muafiyeti ve istisnalarını içeren ve hemen tamamından sermaye sınıfının yararlandığı, sermayeye verilen destekler bunlarla da sınırlı değil. KÖİ projeleri ve Şehir Hastanelerinin bütçeye çok ciddi bir yükü olmasına rağmen, pakette bu alana ilişkin de her hangi bir tasarruf tedbiri mevcut değil. Aksine bu alanda (köprü ve yolların) kullanıcı ücretlerine yüzde 60’a varan zamlar yeni yapıldı.
Örneğin sadece bu yıl bu projeler için 163 milyar TL civarında bir ödeme yapılacak. Yani iktidarın yapacağı tasarruflardan elde etmeyi beklediği miktar kadar bir para bu tartışmalı projeler için harcanacak. Bu alanda önerilen somut bir tasarruf tedbiri mevcut değil!
Son olarak, bu pakette kayırılan harcamaların başında gelen bir diğer harcama kaleminin “savunma ve güvenlik harcamaları” olduğunun altını çizelim...
Oysa yukarıda da belirtildiği gibi, diğer alanlardaki kamu personelinin servisleri ve lojmanları azaltılıp, genel olarak deprem ve zorunlu harcamalar hariç cari harcamalar düşürülürken, “savunma” ve “güvenlik” amaçlı olarak ayrılan ödeneklere dokunulmayacak. Yani mevcut rejime damgasını vuran güvenlikçi politikalar açıklanan tasarruf tedbirlerinde de kendini gösteriyor zira bu alan tedbirlerin dışında bırakılıyor.
Öte yandan, yine hatırlatalım önümüzdeki üç yılda “savunma” ve “kamu düzeni/güvenlik” harcamalarına bütçeden ayrılan pay yüzde 11,2’den yüzde 11,8’e yükselecek (faiz ödemeleri dışarıda tutulduğunda bu pay yüzde 12,6’dan yüzde 13,7’ye çıkacak).
Böylece 2024-2026 yıllarını kapsayan üç yılda bu harcamalar için bütçeden toplam 4 trilyon 869 milyar TL ödenek ayrıldı. Üstelik bu harcamalara Savunma Sanayi Destekleme Fonu’nun (SSDF) kaynakları dâhil değil.
Açıklanan “kamuda tasarruf ve verimlilik paketi” süslü cümlelerle kamuoyuna sunulan ama öz itibarıyla tasarrufu sağlamaktan uzak ve eklektik bir paket olduğu gibi, sınıfsal karakteri itibarıyla faturayı emekçi halklara ödettirecek olan bir pakettir. Bu paketin adil bir vergilemeye dayalı bir kamu gelir ayağı ise mevcut değildir.
Bu paketi başka tasarruf paketlerinin izleyeceğinin açıklanması ise iktidar blokunun örtülü bir IMF kemer sıkma politikasını hayata geçirmeye başladığının bir itirafı niteliğindedir..!
Devletlerin sosyal sınıflar karşısında “tarafsız” olmadığı bir gerçektir. Aksine kimin devleti olduğuna bağlı olarak “taraflı”dır! Bu nedenle de devleti yönetenlerin hayata geçirdikleri bu tür tedbirler de tarafsız olamaz. Nitekim açıklanan paket sermayeyi, faiz lobilerini, yüksek kâra dayalı büyük alt yapı projelerini hayata geçiren yerli ve yabancı yatırımcıları koruyan, kısaca sermaye sınıfı ve sınıf ittifakından taraf, diğer yandan emekçi sınıfları zarara uğratan, işsiz ve yoksul bırakan bir pakettir.
Mevcut iktidar döneminde…
Milyarlarca liralık silinen vergiler var.
Milyarlarca liralık vergi istisnaları var.
Milyarlarca liralık teşvikler var.
Kime veriliyor o teşvikler, kimin vergisi siliniyor?..
Herhalde senin, benim değil, belli bir sınıfın.
“Tasarruf” deyince, akla öncelikle bunlar geliyor. Ancak, “genelgede” bunlardan da söz yok!..
Ayrıca, AKP iktidarında 190 kez değiştirilen Kamu İhale Yasası ile ilgili yine tek laf yok. Oysa, ihalelerin şeffaf hale getirilmesi milyarlarca liralık tasarruf yollarından biri değil mi?
Halkın gözüne batan günlük harcamalarda belli kısıtlamalara gidiliyor. Halkın gözünü boyamaya dönük, “bak işte biz tasarruf yapıyoruz” masalı…
Bir “kurt masalı”..!
Peki ya “Saray”?
Ona ilişkin bir cümle, bir laf; hayır yok! En azından sembolik bir kısıtlama, bir tasarruf…
Nayırr nolamazz!!
Ne de olsa, “itibardan tasarruf olmaz!..”
İsraftan, ifrattan, şatafattan ve görgüsüzlük abidesi kitsch (“tarif etmek zordur ancak görür görmez tanırsınız” denir) “şaheserler”den de hakeza..!
Ve dahi hubris (patolojik iflah olmaz kibir) sendromundan da elbette!..
2024 yılı bütçesi 11 trilyon 89 milyar lira.
Üç yılda tasarruf edilmesi planlanan 100 milyar lira, bu yılın bütçesinin yaklaşık on ikide biri..!
Geçilmeyen yollar ve köprüler, inilmeyen ve binilmeyen havaalanlarına tanınan milyarlarca lira tutarındaki garantilere el sürülmüyor.
Tasarruf aynı zamanda “yeni kaynak yaratmak” demek olduğuna göre...
KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerin toplam vergiler içindeki payı yüzde 76,4’e yükseliyor. Toplanan her yüz liralık verginin 76,4 lirası dolaylı vergilerden elde ediliyor.
% 76,4 tarihin en yüksek oranı..!
İşçi de aynı KDV ve ÖTV’yi ödüyor, en zengin patron da.
Dolayısıyla, en adaletsiz ve gelir bölüşümünü en çok bozan vergi: Dolaylı vergi!..
Dolaylı vergiler artarken, Kurumlar Vergisi tahsilatı geriliyor.
Nihayetinde, bu paket devleti yönetenlerin “yayılmacı”, militarist, güvenlikçi, otoriter karakterlerini de ortaya koymaktadır. Zira hemen her türden sosyal harcama kısılırken, “savunma” ve “güvenlik” harcamaları bu tasarruf tedbirlerinin dışında bırakılmaktadır.
Bu durum emek gaspına karşı, demokrasi ve barış mücadelesinin bir arada yürütülmesi gibi bir zorunlu görevi önümüze koymaktadır…
Peki…
Sözde “Tasarruf Paketi” neden ilan edildi? Çünkü ülke iflas etti ve bu iflastan kurtulmak için kaynak bulunamadı. Sadece “müflis” değil, “mefluç” da…
Dolayısıyla bu “paket”, iflastan çıkabilmek için yeni kaynak ararken iç ve dış çevrelere güven vermek amacıyla ilan edildi.
Peki bu amacını gerçekleştirebilecek mi?
Hayır!
Neden?
Çünkü iflasın nedeni olan yağmayı ortadan kaldırmıyor; sadece “görgüsüzlükten kaynaklanan”, rahatsız edici “görüntüleri örtbas etmeye çalışıyor”...
Bir başka deyişle, “Şahsım Devleti”nin “Yağma Ekonomisinde”, “sonradan görmelerin” işi iyice azıtmaları ve yağmayı göze batacak bir biçimde yapmaları sonunda ortaya çıkan, itici görüntüleri engellemeye çalışıyor.
Hiçbir iç ya da dış yatırımcı bu “makyaja” aldanmaz.
Ülke neden iflas etti?
1) Ülkenin hem mevcut serveti, hem de milli geliri, iktidar ortağı olan küçük bir azınlığa yani Oligarşiye aktarılarak yağmalandığı için,
2) Ülkenin tarımsal ve endüstriyel üretim çarkı olan topraklar ve fabrikalar da bu yağmaya kurban edildiği ve üretim kapasitesi zedelendiği için,
3) Bu yağmalama sonunda kaynaklar tükendiği, artık içte ve dışta kimse yatırım yapmadığı, borç da vermediği için.
Ülke nasıl iflas etti? (Bu yağma nasıl yapıldı?)
1) Devlet eliyle yapılan, verimlilikleri düşük, maliyetleri şişirilmiş, ödemeleri dövize bağlanmış, güvenceleri Londra mahkemeleri olan ihalelerle…
2) Harcamalar, Sayıştay denetiminden ve kamuoyunun bilgisinden kaçırılarak…
3) Maliye, para ve ekonomi politikalarında, aniden açıklanan, hızlı ve genellikle yanlış, radikal kararlarla…
4) Göz göre göre yapılan, toplumsal tepkilere yol açan, çok yerden maaş almak, çok sayıda lüks araç kullanmak, çok bina kiralamak, gereksiz toplantılar, dış seyahatler yapmak gibi gösterişçi harcamalarla…
İşte bu “Tasarruf Paketi”, sadece dördüncü maddedeki ve büyük yağma içinde miktar olarak fazla bir önem taşımayan “gösterişçi harcamaları” önlemeye yönelik kararlar içeriyor...
Yerli ve yabancı sermayeyi, gerçek yatırımcıları ikna etmek açısından hiçbir işe yaramayacak bir “Paket”! Liyakat yerine sadakate itibar eden bir zihniyetin de iflası aynı zamanda…
Ancak ne ki “işbirlikçi tekelcilerimiz” ve yabancı ortakları ve dahi IMF bu “paketi” pek beğenmiş!.. Devamını dilemişler…
Hasılı…
“Esmer günler” hep bize mi düşer usta?..
(*) Hegemonların indindeki “kerizler”i ayrıca belirtmeye gerek var mı?..
Not: Metinde esas itibariyle Mustafa Durmuş, Çiğdem Toker, Yalçın Doğan’ın (t24’teki) yazılarından ve Emre Kongar’ın Cumhuriyet’teki ilgili yazısından yararlandım.