Ahmet Kaçmaz en eski arkadaşlarımdan biri; onu yaklaşık 55 sene önce Türkiye İşçi Partisi’nde tanıdım. O partinin Ankara Altındağ, ben Çankaya ilçesinin üyesi olsak da ortak tanıdıklar ve ilgiler dolayısıyla kısa zamanda dost olduk. TİP’in zor, krizler içinde bocaladığı 1968 sonrası yıllarda benzer aranışlar içindeki yoldaş gruplarında sık sık yan yana geldik. İlk eşi Semay sevdiğim, beğendiğim kadın arkadaşlarımdan biriydi. Ahmet Kaçmaz, çalışkan, aktif bir partili olmasının ötesinde meslek alanında, inşaat mühendisliğinde, özellikle statik hesaplarda çok aranan bir eleman olarak, politik tutum ve eylemi dolayısıyla bir işten atılınca, hemen bir başka iş bulabilme yanıyla imrendiğimiz seçkin bir arkadaşımızdı. O yıllardan hatırımda kalan bir görüntü Ahmet’in bir gösteri sonrasında gözaltına alınıp, poliste saçları kazınınca kafasının ne kadar yamrı-yumru olduğunun açığa çıkması ve aramızda bunun birkaç hafta şaka konusu olmasıydı.
O yıllarda Marksizmi iyi öğrenmeye çalışan ve onu gerçekten hayatının ekseni yapan, yiğit, içi-dışı bir, çalışkan bir kişi idi ve hep öyle devam etti.
1970-71 döneminde, daha sonra TSİP kurucusu olacak birçok kişi ile birlikte Sosyalist Parti İçin Teori Pratik Birliği dergisini yayınlarken dergi çalışmalarına doğrudan katılmasa da, dergi bürosuna sık sık uğrayan, yorumlarından yararlandığımız bir arkadaşımızdı. Dergiyi çıkartanlardan benim de aralarında olduğum bir bölümü TİP çizgisinde mücadeleye devam ederken, bir bölümü −Ahmet Kaçmaz dâhil− TSİP’i kurmaya yöneldiler. Bu ayrılığa rağmen arkadaşlığımız aksamadan devam etti.
İzlediğim kadarıyla, Ahmet Kaçmaz’ın da büyük katkıları ve birleştirici politik liderliği ile, TSİP, özellikle Anadolu’da binlerce ilerici için bir Marksizm okulu işlevini gördü. Belli aranış ve ayrılmalar bu partinin neredeyse sıfırdan başlanıp inşa edilmiş, yayınlarıyla çok etkili bir mücadele örgütü olma özelliğini ortadan kaldırmadı. Ahmet Kaçmaz liderliğindeki TSİP, özel bir kararlılıkla, 15 yılı aşan bir süre boyunca, demokratik cephe ve Marksist solun −Kürt Marksistlerini de kapsayan− birliği için mücadele etti. Kendi etrafında bir lider kültü yaratmadı, TSİP’i örgüt olarak mutlaklaştırmadı, işçi ve emekçilerin uzun dönemli çıkarlarını hep en öne almaya çalıştı.
Onunla, 12 Eylül sonrasında politik mültecilik yıllarında da sık sık görüştük, o yıllarda da büyük bir beceri ile örgütünü yurt içinde ve yurt dışında birlik içinde ayakta tutan, Türkiye’de demokratik mücadeleye büyük katkılarda bulunan bir dizi yayın organını sürdüren, ama aynı zamanda hep iş ve güç birliğine hazır bir ekibin liderliğini yaptı. Çeşitli ülkelerde ve kentlerde birlikte yaptığımız hızlı ve uzun yürüyüşlerde, onu dünyayı yakından izleyen ve yorumlayan bir entelektüel olarak dinleme, onunla tartışma fırsatını buldum.
Birçok arkadaş ve tanıdığının tersine, 1990 sonrasında kendisini günlük politik mücadeleden tümüyle geri çekmesini, ben anlayışla karşıladım, hatta onayladım. Sınırlarını bilmek, sorumluluğunu bilmek ve bu kapsamda Türkiye’de Marksist politik hareketin dağılmasındaki sorumluluk payı çok az, savunduğu doğrular çok daha büyük olsa bile, zamanı geldiğinde “ben artık yeni sorumluluklar almayacağım, ancak beynim, kalbim sizinledir” demeyi bilmek, onun kişiliğine yakışır bir tutumdu.
Türkiye’de henüz çocukluk dönemini yaşayan Marksist hareketin 1965-1990 tarihi, Ahmet Kaçmaz’ın, benzeri sorumluluklar almış kişilere göre, hayli az yalpalama ve rota düzeltme ile, sömürüsüz ve özgür bir toplumun kuruluşu için, var olan koşullarda çok başarılı ve katkılı bir mücadele verdiğine şahittir kanısındayım. Anısı önünde saygı ile eğiliyorum.
Orhan Silier, Kızılcık Sopası haberleşme grubu, 26 Nisan 2021.