20. yüzyılın takvime göre 1999 so­nunda bitmiş olması gerekiyor. Tak­vimler doğruyu söylüyor mu? Küresel düzeyde kabul gören ve başlangıç yı­lı olarak İsa’nın doğumunu esas alan Gregoryen takviminin 2000'li günleri, geçmişin kapsamlı bir değerlendirme­si ve geleceğin öngörülmesi için vesi­le olabilir. Ancak gerçek hayatın takvimin yapraklarına uymadığı bilini­yor. Örneğin 20. Yüzyıl, bir görüşe gö­re, 1917 devrimi ile başlamış ve 1991 karşı-devrimi ile bitmiş kabul edilebi­lir. Bu kabul, 20. yüzyılın bir "çağ" ola­rak tarihsel paranteze alınması dene­mesiyle ilişkili gözüküyor.

19. yüzyıl ortalarında komünizm Avrupa’da gölgesi dolaşan bir "haya­let" idi. Marx ve Engels, Komünist Manifesto’yu yayınlayarak dolaşan gölgenin "yaşayan bir güç" olduğunu gösterdi. Kapitalizm 20. yüzyılda yaşa­nanları da bir "kâbus" olarak görmek istiyor. 1999’un son günlerinde yaşa­nan Seattle olayları, yaşananların kâbus olmadığını ve yaşanmaya devam ettiğini, 20. yüzyılın yukarda anlatıldı­ğı gibi bir paranteze alınmasının imkânsız olduğunu gösterdi. 1917 ile açılan parantez 1991 ile kapanmadı.

20. yüzyıl eğer bir tarihsel çağı temsil ediyorsa, bu temsilin bir tarifi­ni yapmak, denemeye değer. Böylece parantezin neden kapanmadığı daha iyi anlaşılabilir.

1900’lü yılları belirleyen siyasal, toplumsal ve ekonomik süreçler, sar­sıntıları dalga dalga tüm dünyaya ya­yılan devrimler, karşı-devrimler, sa­vaşlar ve bunlara eşlik eden kriz ve tekelleşme eğilimleri olmuştur.

Büyük Krizler ve Büyük Tekeller

Yüzyılın ilk yarısındaki iki büyük savaş, belli başlı bütün büyük devlet­leri girdabına sürüklemiş, Avrupa, Af­rika ve Asya’da geniş bir coğrafyayı etkilemiş, ABD’yi de dünya arenasına getirmiştir. Yüzyılın ikinci yarısı ise farklı dinamiklerin beslediği bir blok­lar arası "soğuk savaş" tarafından be­lirlenmiştir. 1991’de sosyalist sistemin çöküp dağılması ertesinde yüzyılın başındakine benzer savaşların nük­settiği gözlenmektedir. 20. yüzyılın başlarında çeşitli Marksist iktisatçıla­rın gözlediği tekelleşmenin, savaşlara giden yolu döşediğini fark edenlerin ve uluslararası işçi hareketini bu ko­nuda uyaranların başında Lenin gel­mektedir. Sermaye yoğunlaşması, ye­ni pazar arayışları ve büyük tekellerin piyasaları bir yandan serbest rekabete kapatan bir yandan da tekeller arası paylaşım rekabetine açarak kapitalist­ler arası çatışmaları bir üst düzeyde keskinleştiren yönelişleri, tekelleşme sürecini büyük ekonomik çöküntüle­re ve küresel savaşlara taşımıştır. 1914, 1929, 1939 savaş ve kriz süreç­lerinin kilometre taşları olarak dikkati çekmektedir.

Büyük Devrimler

İşçi sınıfının tekelleşme sürecinde ekonomik kriz ve savaşlarla sarsılan kapitalizme yanıtı aynı ölçüde büyük devrimler olmuştur. Yeni bir Enternas­yonal kurulmuş, ilk savaşta Rusya’da, ikinci savaşta Doğu Avrupa’dan Çin’e kadar dünyanın üçte birinde devrim­ler muzaffer olmuştur. Sınıfsız bir top­lum ideali küresel bir heyecan dalgası yaratmış, esen rüzgârın gücüyle em­peryalizmin sömürgeler sistemi ve faşizmin devasa savaş makinesi de yıkıl­mıştır. Böylece yüzyılın ikinci yarısın­da, dünya sahnesi iki kutuplu bir "so­ğuk savaş" dönemine girmiştir: Bir yanda ABD’nin hegemonyasındaki kapitalist ülkeler, öte yanda Sovyetler Birliği’nin öncülüğünü yaptığı sosya­list ülkeler ve müttefiki çok sayıda bağlantısız devletler... 1917-1919, 1945-1949 büyük devrimlerin kilomet­re taşlan olmuştur.

“Soğuk Savaş” En Uzun Süren Barış

Sosyalizmin dünya çapında belir­leyici güç haline geldiği "soğuk savaş" yılları paradoksal olarak 20. yüzyılın en uzun barış dönemi olmuştur. Ter­monükleer savaş tehdidinin küresel ölçekte kriz belirtisi olarak kendini göstermesine sosyalizmin yanıtı "de­tant" politikası olmuş ve bu politika bloklar arası gerilimi yumuşatan, mili­tarist silahlanma ve savaş histerisini denetleyen bir ortam yaratmıştır. Bağlantısız Ülkeler Topluluğu, Birleşmiş Milletler ve alt örgütleri yeni uluslara­rası siyasal-toplumsal aktörler olarak devreye girmiştir.

Sosyalist Sistemin Çöküşü

Kapitalizmin "domino teorisi" tara­fından ifade edilen çözülme süreci, ye­ni bir cepheleşme ve çatışma siyaseti­ni gündeme getirmiştir. Ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal alanda topyekûn bir saldırı biçiminde geliştiri­len yeni strateji, devrimin ilk çıkış nok­tasından uzaklaştıkça nihai amaçlarına yönelik enerji ve atılım gücünü de tü­ketmiş sosyalist toplumları hazırlıksız yakalamıştır. Böylece sosyalist sistem, çok daha zayıf ve kuşatma altında ol­duğu dönemlerde direnebildiği saldırı­yı, çok daha güçlü ve muktedir oldu­ğu bir dönemde göğüsleyememiştir. Bu paradoksal gelişme 1991 yılında Berlin Duvarının yıkılmasıyla simgelenmiştir.

Sosyalist sistemin yıkıntısının altın­dan yüzyılın başındaki "eski güçlerin” fışkırdığını bugün hep birlikte "deh­şetle" izliyoruz. Kapitalizmin küresel boyutlarda bir krizin bütün gösterge­leriyle lekelendiği bu dünyada, yüzyı­lın başındaki mücadeleyi bir üst düze­ye tırmandırmaktan ve mücadele edenleri Marksizmin kapitalizme mey­dan okuyan güncelliği ile mücehhez kılmaktan başka çare yok. 1999’un son günlerindeki Seattle olayları bu yönü göstererek yüzyılı "kapatıyor”.

KızılcıkSayı 1 (Ocak 2000), s. 15.