Piyesin gelmeyen kahramanı yazarından ünlüydü

SamuelBeckett-scSamuel Beckett 13 Nisan 1906’da Dublin’de doğdu. Annesi dindar bir Protestandı, ama Samuel (kısaca Sam) dine ilgi duymadı, sıkıcı buldu. 13 yaşında ağabeyi Frank’ın okuduğu Kuzey İrlanda’daki Portora Kraliyet Lisesine gönderildi. Oscar Wilde’ın da öğrencilik yaptığı bu okul sert disipliniyle bilinirdi. Sam parlak bir öğrenci değildi, ama kriket, boks, yüzme gibi sporlarda başarılıydı. Yazmayla hiç ilgisi yoktu, arkadaşları onun ileride olsa olsa yüksek bir memur olacağını düşünürlerdi. Oysa, yaşamının ve yapıtlarının da kanıtlayacağı gibi bürokrasiye intisab etmek Beckett’in en son yapacağı şeydi.

1923 güzünde üniversite eğitimi için Dublin Trinity College’e girdi. Okul kendisini “protestan kudretinin eğitsel ve dinsel evi” diye tanımladığına göre muhafazakâr nitelikteydi. Anıa Beckett entelektüellerin, edebî ve siyasî şahsiyetlerin devam ettikleri pub’lara gidip gelmeye başladı. O yıllarda sinema salgını vardı ve genç Sam, Charlie Chaplin. Laurel-Hardy ve Marx Kardeşler’in (Türkiye’de gösterildiği isimle Arşak Palabıyıkyan’ın) hiç bir filmini kaçırmıyordu.

Trinity College’de Latin dilleri okudu. 1928-30 yılları arasında Paris’te Yüksek Öğretmen yetiştiren Ecole Normale Superieure’de İngilizce okutmanlığı yaptı, tekrar Dublin’e gelerek bu kez mezun olduğu üniversitede Fransızca okutmanı oldu. Oradan Londra’ya geçti, Hitler Almanyası‘nın ilk yıllarında çeşitli Alman kentlerini dolaştıktan sonra 1937’de Paris’e yerleşti.

Fransa 1940’ta Naziler tarafından işgal edilince “maki”ye katıldı. [Yaygın Akdeniz bitki örtüsü olan “maki” (macquis) halk dilinde Mukavemet hareketinin adıydı, mukavemetçilere ise “macquiard” (makiyar) deniyordu.] Gestapo tarafından saptandığı için Güney Fransa’ya gidip ücra bir köyde tarım işçisi olarak kendisini kamufle etti. Bu arada, geceleri de roman yazıyordu (Watt). 1944’te, Fransa’nın kurtuluşundan sonra, direniş hareketindeki yararlılıklarından dolayı iki kez ödüllendirildi. İrlanda’ya gidip bir süre ambülans sürücülüğü yaptı, tekrar Paris’e gelerek ABD’li ve Britanyalı Müttefik askerlerinin tedavi gördüğü bir İrlanda hastanesinde tercümanlık yaptı. Sonra Paris’e yerleşti. Eserlerini önce Fransızca yazıyor, sonra İngilizce’ye çeviriyordu.

Çok sayıda insanın ölümüne, mağlup olsun, galip olsun savaşan ülkelerin yıkımına yol açan büyük savaşlar edebiyata, sanata da yansırlar.

Birinci Dünya Savaşı sırasında yayınlanan Dadaist Manifesto, sonra doğan fütürism, sürrealizm. sinemada Alman ekspresyonizmi gibi akımlar savaşın ürünüydüler. Ya bir çeşit kaçıştılar, veya tepkiydiler, ya da karamsardılar. Bunlardan fütürizm faşizme vardı, Alman ekspresyonizminin korktuğu başına geldi, Nazizm doğdu, güçlendi iktidara geldi. Dadaizm, sürrealizm varoluşçuluğun yolunu açtılar, sanat ve düşün yaşamına katkılar getirdiler.

İkinci Dünya Savaşı aydınlara, sanatçılara birincisinden beter bir umutsuzluk verdi, savaşın eşi görülmemiş vahşetini yaşadılar. Sonradan ortaya çıkan gerçekler ise onları daha büyük bir irkilmeye itti. Zehirli gazın sadece kamp barakalarında değil, seyyar kapalı kamyonlara kadar kullanıldığı bilimselleşmiş “endüstriyel soykırımlar”ın yapıldığını öğrendiler. 6 milyon Yahudiyi öldürmeye kurşun mu yeterdi, gaz odalarını icat edip tasarruf yapmak, az maliyetle çok insan öldürmek varken?

Bu çaptaki insansızlığın yıkıcı şokları bir yana, savaş bitti diye sevinemediler, çünkü savaşın sonlarında kendilerinin kurtarıcısı diye ortaya çıkmış ABD iki nükleer bombayı iki kentin üstünde patlatıvermişti. Derken Sovyetler Birliği de atom bombası sahibi oldu, onu hemen hidrojen bombası izledi, bir-iki yıl öncesinin savaş müttefiki olan iki süper güç arasında kıyasıya bir nükleer silah yarışı ve tırmanışı başladı.

İşte “absürd tiyatro” bu ortamda doğdu: Beckett, Jean Genet, lonesco, Pinter, Arthur Adamov değişik yapıtları ve üslupları ile bu akımın yazarları oldular. Beckett önce roman türünde Molloy, Malone Ölüyor ve Adlandırılamayan adlı üçlemesini yayınlandı.

Onu 1952’de Godot’yu Beklerken izledi. Bu oyunun başkahramanı, asla gelmeyen Godot, dünya çapında ünlü oldu, pek çok insanın diline yerleşti. Oyundaki yegâne karakterler olan kloşar tipli Vladimir ile Estragon’un adını kimse bilmedi, ama gelecek diye bekleyip durduktan bir türlü gelmeyen Godot’nun adı yazarınınkini de fersah fersah geçti. Vladimir’le Estragon’a on milyonlarca kişi daha katıldı, fakat Godot hiç bir zaman gelmedi. İnsanlarsa onu beklemekten vazgeçmediler.

Sözsüz Oyun (1956), Oyunun Sonu (1957), Mutlu Günler (1960), Acaba Nasıl (roman, 1961 ), Piyes (1963), Gel ve Git (1965), Tüm Düşenler (1975), Bir Parça Monolog (1980), Ne Nerede (1983) diğer belli başlı yapıtları arasındadır. 1969’da Nobel Edebiyat Ödülünü alan Beckett 1989’da öldü.

Kızılcık, sayı 28 (Kasım/Aralık 2006).