Utanılacak bir tarih sayfası
Her ulusun tarihinde onurlu sayfalar bulunduğu gibi utanç verici olaylar da vardır. Bundan yarım yüzyıl önce meydana gelen 6-7 Eylül Olayları Türkiye açısından işte böyle utanılacak bir tarih sayfasıdır.
Olay, hükümetin emriyle yapılmış bir gizli servis operasyonuydu. Yakın aylara kadar bizim Kıbrıs diye bir meselemiz yoktur, Kıbrıs İngiltere’nin iç işidir, diyen Türkiye, Britanya ve ABD’nin teşvikiyle masaya otururken, iktidar Türk halkının konuyla ilgili hassasiyetini göstermek istemişti.
Önce basında millî heyecan yaratacak yayın yapılmış, sonra 6 Eylül sabahı Selanik’te müze olan Atatürk’ün evine bomba konulduğu haberi Radyonun 13.00 bülteninde yayınlanmıştır.
Aynı saatlerde İstanbul Ekspres gazetesi sansasyonel 2. ve 3. baskılarla “Yunanlının Aziz Atamıza yaptığı küstahlığı” İstanbul halkına duyurmuştur.
Gazetenin sahibi Mithat Perin istihbarat teşkilatının herkesçe bilinen adamıdır. Daha da ilginci, tirajı 25.000 civarında olan gazetenin olağanüstü nüshaları 300.000 civarında basılmıştır. O zamanki “düz baskı tekniği”ne göre, bu miktarda gazete ancak 3-4 gün içinde basılabilirdi. Yani, gazete gizli merkezlerde daha önceden basılmıştır.
Yassıada mahkemelerinde ortaya çıktığına göre, bombayı diplomatik çanta içinde Temmuzda Başkonsolos yardımcısı Ali Tekinalp götürmüştür. Bombayı koyanlar, oradaki bir Türk milletvekilinin oğlu Oktay Engin ile onun konsolosluğa kavas soktuğu Hasan Uçar’dır. Atatürk’ün evi ve konsolosluk binası aynı bahçe içindedir. Her iki şahıs da Yunan makamları tarafından tutuklanmış, Hasan Uçar hapis cezasını çekmiş, Engin ise tahliyeden sonra Türkiye’ye iltica etmiş, zamanla valiliğe, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde Planlama Dairesi Başkanlığı’na kadar yükseltilmiştir. Olaylarda başı çekenler arasında biri de Kıbrıs Türktür Cemiyeti yöneticilerinden Orhan Birgit idi. Sonraları Ecevit hükümetlerinde turizm bakanı oldu. Aynı Orhan Birgit’in, bir on yıI kadar önceki ünlü Tan gazetesi olayının tertipçilerinden olduğu da bilinmektedir.
6 Eylül öğleden sonra Taksim’de biriken kalabalık, gene istihbaratçılar tarafından yönetilen Kıbrıs Türktür Cemiyeti (KTC) ve İstanbul Yüksek Okullar Talebe Birliği (İYOTB) adlı kukla kuruluşların başı çekmesiyle İstiklal Caddesi’ne doğru yürüyüşe geçer. İstanbul’un 52 yerinde aynı anda yangınlar çıkar. KalabaIığın elindeki sopalar, baltalar, kanırtma çubukları, manivelalar hep bir örnektir, aynı tornadan çıkmıştır. Saldırılacak dükkân ve evlere daha önceden işaret konulmuştur, saldırıların başını çeken kimselere gayrimüslimlerin ev ve işyerlerine ait ad ve adres listeleri verilmiştir. Binlerce kişi yağma ve çapula başlar. Gayrimüslimlerin dükkânlarındaki kumaşlar, beyaz eşyalar dışarı çıkarılır, mücevherler ve kol saatleri başta olmak üzere götürülebilenler gaspedilir, götürülür, diğerleri tahrip edilir. Çapul sadece Beyoğlu’nda değil, azınlıkların yaşadığı başka semtlerde de, bütün gece sürer, ertesi gün de devam eder. 7 Eylül’de İzmir’de benzer olaylar meydana gelir.
Olayların İstanbul’daki bilançosu şöyledir: 3 kişi ölmüş, 30’u yaralanmıştır, 200 kadına tecavüz edilmiştir, 3584’ü Rumlara, diğerleri Ermeni ve Musevilere ait 5563 işyeri, ev talan edilmiş, 74 kiliseden 70’i, ayrıca 8 ayazma, 2 manastır, 1 sinagog, 32 Rum ve 8 Ermeni okulu tahrip edilmiştir, Rumca üç gazetenin Tünel’deki matbaa ve idarehaneleri yakılıp, yıkılmıştır. İzmir’de zarar ziyan azdır, ama Enternasyonal Fuar’daki Yunan pavyonu ateşe verilmiştir.
Kadıköy sahillerinden motorlarla Büyük Ada’ya giden saldırganlar orada da zarar ziyan vermiştir, Ermenilerin yaşadığı Kınalıada’ya teknelerle varan kalabalığı ise, oranın muhtarı “Burası tamam” diye geri göndererek, saldırıyı önlemiştir.
Örfi İdare (sıkıyönetim) ilan edilir, basına sansür getirilir. Olayı komünistlerin yaptığı söylenerek 45 “müseccel komünist” gözaltına alınır. Aralarında, Aziz Nesin, Dr. Hulûsi Dosdoğru, Hasan İzzettin Dinamo, Hamdi Şamilof, Kemal Tahir, Dr. Can ve Dr. Müeyyet Boratav (Pertev N. Boratav’ın kardeşleri, Korkut Boratav’ın amcaları), Muzaffer Faik Amaç, Arslan Kaynardağ, Emin Sekün, Asım Bezirci (1993’te Madımak’ta yakıldı), İlhan Berktay (Ayşe ve Ali Berktay’ın babası, Halil Berktay’ın amcası), Hadi Malkoç, Dr. Nihat Sargın, İsmet Selimoğlu, Recep Yelkenkaya... bulunuyordu. Fail diye arananlardan birisi ölüdür, bir diğeri Doğu’da askerlik görevindedir. Örfi İdare Komutanı Nurettin Aknoz, örfi idare hâkimlerine, “Komünistleri Eminönü Meydanında salkım salkım asılmış görmek istiyorum!” der. İçeri alınanlar aylarca Harbiye zindanlarında kaldıktan sonra, beraat ederek çıkarlar; yedikleri içtikleri yanlarına kâr kalır, zira örfi idare komutanının emrine rağmen, devlet onları asmayıp, beslemiştir.
Yassıada mahkemelerinde olayla ilgili 11 sanık hakkında dava açıldı. Adnan Menderes, “Efkârı umumiye bu olaya hazırdı, bir mürettip (tertipçi) aramak gerekmez,” diyecekti, Bayar “gizli bir kuvvetin işi” olabileceğini buyuracaktı. Zorlu o sırada Londra’da bulunduğunu belirtecek, başvekil yardımcısı Köprülü ise olayla ilgisi bulunmadığını söyleyecekti. Bu davadan Menderes ve Zorlu’ya hapis cezası verildi.
Yıllar sonra, Em. Org. Sabri Yirmibeşoğlu kendisiyle röportaj yapan Fatih Güllapoğlu’na “6-7 Eylül bir Özel Harp işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına ulaştı.” diyecek ve kendini tutamayıp, “Sorarım size, bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?” diye ekleyecektir. (Tempo, 9.6.1991.)
