Irak’taki ABD’li askerlerden bazılarının ailelerinden oluşan bir grup insan Aralık ayının ikinci yarısında Irak’a gelip, Felluce’yi ziyaret etmek istedi. Kendilerinin kente girmesine izin verilmediyse de, bir başka yerde Felluce kurbanlarının aileleriyle ve sürgünleriyle görüşme olanağı buldular.

Bu olay ve onu izleyecek benzer girişimler insanlığın belleğinde yer edecek ve daima selamlanacaktır.

Cezayir’in kurtuluş savaşı yıllarında, Fransız askerlerinin yaptıkları hâlâ da belleklerdedir. O olaylar sırasında tutuklanan Cezayir’li Fransız devrimcisi Henri Alleg başından geçen bir aylık sorgu ve işkenceyi La Question (Sorgu) kitabında sergilemişti (1961). Alleg anlattıklarına, Romain Rolland’ın Jean Christophe romanından aldığı bir cümleyle başlıyor, “Ben çürümüş Fransızlara hücum etmekle Fransa’yı savunuyorum” diyordu (La Question, Les Editions de Minuit, Paris, 1986, sf. 13.)

AMİRAL MAHAN’IN KALIN SOPASI

James Polk 1848’de başkan seçildikten sonra vaatlerini birer birer yerine getirmek için, önce Meksika’yla iki yıl savaşarak, Teksas, New Mexico, Arizona, Kaliforniya, Nevada, Utah topraklarıyla, Colorado ve Wyoming’in bir bölümünü ilhak etti, devletin sınırlarını batıya doğru genişletti. Bu yayılma politikası John O’Sullivan tarafından doktrinleştirildi. 1886’da Josiah Strong adlı bir rahip yazdığı Our Country (Ülkemiz) adlı kitabında Hıristiyan ve Anglo-sakson bir imparatorluk kurmak emelini açıkça dile getiriyordu. 1890’da Amiral Alfred Mahan aynı görüşleri ifade edecekti. Mahan, daha sonra kudretli bir deniz kuvveti kuracak ve ABD’nin askeri gücünü o donanma sayesinde dünya çapında (küresel) bir güç hâline getirecek kişiydi.

ABD, 1898’de “Küba’lıları İspanyol imparatorluğundan kurtarmak” gerekçesiyle asker gönderip adayı işgal ettirdiğinde, Bahriye Bakanlığındaki bakan yardımcılığı görevinden ayrılarak “Raugh Riders” denilen suvari alayının başına geçen Theodor Roosevelt “Dünyanın Amerikanlaştırılması bizim alın yazımızdır” demişti. Bu olayla kahramanlaşan ve ABD’lilerin “Teddy” diye andıkları T. Roosevelt iki yıl sonra başkan seçilecekti.

Böylece, ABD dünya sahnesine silah gücüyle ve yayılma tutkusuyla çıkıyordu. Bu histeri resmi diskurda (tıpkı Bush’un Irak işgalindan önce yaptığı 36 sayfalık “önleme saldırısı” konuşmasında olduğu gibi) katı bir Hıristiyanlık jargonuyla örülmüştü ve ABD’nin çıkışını Yeni Haçlı Seferleri diye anan çoktu. Zira, o Orta Çağ fetihlerini papalar ve hükümdarlar “İlahi iradenin tecellisi” diye tanıtıyorlardı, Amiral Mahon ise fetihlerle ulusun toprak değil, İsa dinini kazandığını söylüyordu. Nitekim, askeri stratejinin savunucuları dinsel sözcüklerle selamladıkları amirali “deniz kudretinin evanjelisti” diye tanımlayacaklardı. ABD’nin izlediği bu Amerikanlaştırma politikasının gayrı resmi adı “big stick” (kalın sopa) politikasıydı.

Buna karşılık, Mark Twain yayılmacılık ideologlarının “stratejik istila” dedikleri politikayla alay ederek, “bari, ABD bayrağını değiştirelim, kırmızı çubukları siyah yapalım, yıldızların yerine de uyluk kemikleri ortasında kurukafa koyalım” diye ABD bayrağının adı olan “stars and stripes” (yıldızlar ve çubuklar) yerine, bir korsan bayrağı öneriyordu. [Yani, tarihte kendi ülkesindeki devletin militarizmine karşı çıkmış sadece yazarlardan birisi de Mark Twain’di.]

1848 Teksas, New Mexico, Kaliforniya, Nevada, Oregon, Utah, Colorado, Wyoming topraklarının ilhakı

1893-1900 Hawai’nin ilhakı

1898 Küba’nın işgali

1898 ABD-İspanya savaşı

1898 Filipinler’in işgali

1898 Porto Rico’nun işgali

1903 Panama’ya müdahale

1903, 1907, 1911, 1919, 1924, 1925 Honduras işgalleri

1909-1925, 1927-1933 Nikaragua işgalleri

1915 Haiti’nin işgali

1945 Filipinler çıkartması

1945 Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası (273 bin ölü)

1947 Pasifik Adaları’nı işgal

1954 Guatemala müdahalesi

1954-1975 Vietnam’ın işgali (2,5 milyon insan öldü)

1955 Nikaragua’yı işgal

1955 Endonezya’ya asker çıkarma

1958 Deniz piyadelerinin Lübnan çıkarması

1961-1975 Laos işgali

1965 Dominik’in işgali

1970-1975 Kampuçea’nın işgali

1980 İran operasyonu

1981 Libya’yı bombalama

1981 Nikaragua’ya müdahale

1983 Lübnan’ı bombalama ve Buyrut’a asker çıkarma

1983 Granada’nın işgali

1989 Kolombiya operasyonu

1989-1990 Panama’nın işgali

1989 Virgin Adaları’nı işgal

1991 Körfez savaşı (500 bini çocuk 1,2 milyon insan öldü)

1994-1995 Haiti’ye müdahale

1995 Senegal’e müdahale

2001 Afganistan’ın işgali

2003 Irak’ın işgali

Yukarıdaki liste sadece ABD’nin doğrudan askeri müdahalelerini içeriyor, sayısız darbe ve komploya yer vermiyor.

ABD ve onun başkanı “Uluslarası Terörizme” karşı mücadele ettiğini ileri sürüyor. Kendisi TERÖRİST olan bir devlet mi terörizme karşı mücadele edecek?

Dünya jandarması ABD’nin ajanlarının yurt dışında çok geniş faaliyet alanları ve olağanüstü yüksek bütçeleri vardır. Bu alanda, CIA, FBI ve Ulusal Güvenlik Konseyi’ni (NSC) bağlı çalışan birimler sıkı bir işbirliği içindedirler. (Zaten Ulusal Güvenlik Konseyi başkan, başkan yardımcısı, dışişleri bakanı, savunma bakanı, CIA genel direktörü ve Acil Planlama Dairesi direktöründen oluşur.) Yetkililer yukarda sözünü ettiğimiz işbirliğine “istihbarat topluluğu” adını veriyorlar. ABD ordusunun bir iç dergisi olan Commanders’ Digest’in yazdığına göre, o üst birimlere bağlı oniki ana grup, onların altında sayısız komite, büro ve özel ekip faaliyet halindedir. Bu karmaşık ağın hiyerarşisi ve faaliyeti gizli olduğu için, yetki ve görevlerin nasıl paylaşıldığı ancak görevlilerce bilinmektedir.

Bu devletin dünya çapındaki terörist faaliyetinin organize edilmesi dünyanın en büyük gücü haline geldiği yıllara kadar gider.

NAZİLER VE KİRALIK ASKERLER ABD EMRİNDE

II. Dünya savaşının bitmesinden bu yana 60 yıl geçti. O savaşı yaşamış olan insanların sayısı hayli azaldı, ama Alantik’ten Urallar’a, kıtanın en kuzeyindeki Hammerfest’ten Kuzey Afrika’daki en şiddetli çöl muharebesinin yaşandığı Al Alameyn’e ve Pasifik’te Japonya’dan Burma’ya kadar geniş bir coğrafyayı fiilen kapsayan savaşın korkunçlukları insanlığın belleğinden silinmedi. Aradan geçen bunca zamana dek insanlığın unutmadığı --ve asla unutmaması gereken-- korkunçluğun iki doruğu vardı: Birisi 6 milyon Yahudi’nin öldürüldüğü toplama kamplarıydı, soykırmdı, diğeri ise 5 ve 6 Ağustos 1945’te Hiroşima ile Nagazaki’nin atom bombasıyla yok edilmesi, 270 bin insanın iki bombayla kitle halinde imha edilmesi insanlık tarihinde kitle imha silahları devrinin fiilenbaşlamasıydı.

1945’te savaş sona erdiğinde ABD’nin istihbarat örgütleri CIA --veya daha önceki adıyla—Stratejik Hizmetler Dairesi (Office of Strategical Services=OSS) ve karşı istihbarat örgütü CIC bir takım Nazi savaş suçlularıyla, Gestapo ajanlarıyla, Yahudi kasaplarıyla, deportasyon şefleriyle, toplama kampı canileriyle pazarlık yapmş, onları istihdam etmiş ve profesyonel katilleri terörist faaliyetinde kulllanmıştır.

Bunlarn başında general Rainhard Gehlen geliyordu. Sonradan “yüzsüz general” diye adlandırılacak olan Gehlen, Alman ordusunun Sovyetler Birliği’ne karşı faaliyet yapan istihbarat örgütü Oberkommando des Heeres’in başındayda ve Almanya teslim olduğu zaman, teşkilatın Sovyetler hakkındaki dosyalarını güvenceye alarak sahip olduğu tüm olanaklarla ABD işgal kuvvetlerine iltihak etmişti.

Gehlen bilgi ve ilişkileri nedeniyle OSS için bulunmaz bir nimetti. Teşkilatın başında bulunlan –ve daha sonra Dışişleri Bakanı ağabeyi John Foster Dulles’la birlikte Soğuk Savaş’ın en öndeki isimlerinden birisi olarak ünlenecek olan-- Allen Dulles Gehlen’i hemen işe aldı. Ona bir ekip kuruldu, ABD istihbaratına bağlı olarak “Gehlen Örgütü” adıyla faaliyete başladı. Gehlen Örgütü 1955’de Federal Haberalma Servisi (Bundesnachrictendienst= BND) adıyla F. Almanya’nın resmi istihbarat örgütüne dönüştü. BND doğrudan doğruya Federal Şansölye’ye bağlıydı. Başında gene Gehlen vardı. Bu demekti ki, yeni Alman devletinin başbakanı da (Hıristiyan Demokrat Conrad Adenhauer) devletin eski Nazilerle işbirliği yapmasını onaylıyordu. 1963’teki verilere göre, BND’nin tam zamanlı 5 bin personelinden ve 12 bin ajanından yüzde 57’sinin Nazi döneminin ordu istihbarat teşkilatı Abwehr’de çalıştıklarını, yüzde 25’inin ise eski istihbarat örgütü SD’nin veya Gizli Devlet Polisi (Geheimstaatspolizei= Gestapo) mensubu olduğunu ortaya koyuyordu. General Gehlen 1968’de emekliye ayrıldığında yerine geçen Gerhard Wessel da eski Nazilerdendi. Savaş snrasında Gehlen örgütünde çalışan kişiler arasında, mesela, eski SS subayı Walter Rauff’ vardı. Rauff toplama kamplarındaki gaz odalarını geliştirip, pratikleştirmiş bir katildi. Ordunun Kızılhaç ambülanslarını seyyar gaz odalarına dönüştüren buluşun sahibiydi ve bu araçlarda Doğu Avrupa’da 200.000 kişi öldürülmüştü.

ABD tarafından kurtarılan, istihdam edilen önemli savaş suçluları arasında, doğu kasaplarından Otto Skorzeny, Fransa’da işgal yıllarında Lyon Kasabı olarak görev yapan ve Jean Molin’i işkenceyle öldüren, 5000 kişinin katlinden sorumlu tutulan Klaus Barbie, savaşın en büyük canilerinden olan ve Auschwitz kampında kalkıştığı tıp deneylerinde kobay olarak kullandığı 250 bin kadın-erkek-çocuğun ölümünden sorumlu tutulan Dr. Joseph Mengele, işgal altındaki Yugoslavya’da Seelsorger toplama kampında Nazi albayı rütbesiyle görev yapmış, kurtuluştan sonra Vakikan’a sığınmış Hırvat papazı Peter Dragonovic, savaşta en yüksek askeri nişanla ödüllendirilmiş Hans-Ulrich Rudel, savaşta SS’ler için sahte döviz basımını örgütlemiş, kalpazan SS subayı Friedrich Schweden, Belçika’lı SS generali Léon Dergelle, Hollanda’lı SS subayları Wim ve Alfonso Sessen kardeşler vardı.

Bunların bir kısmı ABD adına Almanya’da görev yaptıktan sonra Güney Amerika’ya gönderilmişler veya gitmişlerdir. Orada çeşitli uluslardan neo-faşistlerle birlikte “Örümcek” kod adıyla da anılan Kara Enternasyonal’i kurmuşlar, Dünya Nasyonal Sosyalist Devrimi için hazırlık yapmışlar, Latin Amerika’daki işkencecileri, canileri , infaz mangalarını yetişirmişler, “Ölümün Nişanlıları” diye terörist bir silahlı örgüt kurmuşlar, Temmuz 1980’de Bolivya’da yapılan ve “kokain generallerinin darbesi” diye bilinen komployu Klaus Barbie yönetiminde planlamışlardır. Aralarında cumhurbaşkanlarına danışmanlık yapanlar bile vardır. Schweden Peru’ya, Barbie Bolivya’ya, Alfonso Sassen Ekvador’a, Wim Sassen Arjantin’e, Walter Rauff Şili’deki Pinochet rejimine kapılanmışlar, askeri diktatörlüklerin, gizli servislerin, devlet terörizminin emrinde hizmet görmüşlerdir. Kimisi Wim Sassen gibi silah firmalarının temsilcisi olmuş, kimisi kokain mafyasıyla iç içe geçen ve kokain mafyasının generali, diktatör Luis Marcia Meza’nın güvenlik danışmanlığına getirilen Klaus Barbie gibi uluslararası organize suç örgütlerine bulanmıştır.

Klaus Barbie Bolivya’nın demokratik hükümeti tarafından 1983 başında tutuklanır, hakkında Augsburg mahkemesince alınmış yenri bir tutuklama kararı olduğu halde, F. Almanya hükümeti sanığı almamak için bin bir dereden su getirir. Sonuçta Barbie Fransa’ya verildi, orada yargılanarak ömür boyu hapse mahkûm edildi. Hayatı hapishanede son buldu. Barbie olayı ABD’nin Nazi savaş suçlularıyla olan ilişkilerini 1984 yılında su yüzüne çıkarmıştı. Stern dergisi Haziran 1984’te başladığı bir yazı dizisiyle Barbie gerçeğini ortaya koydu. [Bak, Milliyet “Politika Kazanı” Örsan Öymen, 4.07.1984, ayrıntılar için, Stern, Le Monde, Newsweek (Haziran 1984) ve 1972’de “La Gestapo en France” başlığıyla özel sayı çıkaran Fransız Historia kolleksiyonları.]

KİRALIK ASKERLERİ İSTİHDAM

Bir başka terörist devlet faliyeti kiralık askerlerin operasyonlarda kullanılmasıdır. 20. yy.ın ikinci yarısında paralı askerler sömürgelerde veya bağımsızlığına yeni kavuşmuş ülkelerde çokça kullanıldılar. O askerleri en çok istihdam eden dünyanın jandarması ABD olmuştur. Şili’deki 11 Eylül darbesinde başkanlık sarayını basıp, Salvador Allende’yi öldürenlerin de CIA emrindeki bir grup paralı asker olduğu ortaya çıkmıştır. Yukarıda isimleri geçen maktullerden Omar Torrijos ve Orlando Letilier’i de kiralık askerler öldürmüşlerdi.
Nitekim, paralı askerler sorunu Birleşmiş Milletler’e her getirilişinde, bu askerlerin kiralanmasını “kiralık terörizm”, “devlet destekli terörizm” diye nitelendirilip kınanmasına ABD itiraz etmiş ve “devletlerin kendi ordularına alacakları subay ve erleri seçmekte serbest olduklarını, uygun görürlerse yabancı uyrukluları da kendi yönetmelikleri uyarınca askeri personel olarak istihdam edebileceklerini” söylemiştir.

ABD’nin Çinhindi’nde, özellikle Vietnam’da kullandığı Yeşil Bereliler vardı. Cephede karargâhlara değil, doğrudan askeri istihbarata bağlı çalışan Yeşil Bereliler son derece özel eğitilmiş, çok disiplinli ve zalim askerlerden oluşuyorlardı. ABD askeri yönetmeliklerinde “Özel Amaçlı Birlikler” veya “Özel Savaş Birlikleri” diye anılan Yeşil Bereliler arasında ABD vatandaşı olmayan profesyonel askerler de bulunuyordu. Bunlardan F. Alman uyruklu E. Resch kendisi gibi ABD’li olmayan Yeşil Berelilerin de olduğunu teyid ederek şöyle diyordu: “Benim uzmanlığım sessiz cinayettir. Önce Tayland’da çalıştım, yerli halkı tavşan gibi avlardık. Ama en yüksek performansı Vietnam’da gösterdik. Orada öyle şeyler yaptık ki, bugün bile onları hatırladığımda kendimi iyi hissetmemeğe başlıyorum.” Time dergisinin bir muhabiri bir yolunu bulup Yeşil Berelilerin eğitildikleri kampları gezdikten sonra yayınladığı röportajda, o kamplarda işkence yapmak, suikast düzenlemek, “sessiz cinayet” denilen yöntemlerle adam öldürmek gibi suçların adaylara öğretildiğini yazıyordu. ABD içinde Florida, Kuzey Karolina, Massachussets, Oregon gibi eyaletlerde, bazıları sıcak ormanlık yörelerde, bazıları dağlarda veya çöl ikliminde veya ülke dışında Japonya Okinawa’da, Pasifik’te Guam adasında, Panama’da Fort Sherman, Fort Guttick’de –ve Soğuk Savaş sırasında F. Almanya’da Bad Tölz’de—bu tür eğitim kampları vardı.

ABD’de Savunma Bakanlığı ve CIA trafından finanse edilen kiralık asker dergisi Soldier of Fortune o yıllara ait bir çeşit suç belgesidir. Derginin jargonunda kiralık askerlere kısaca SOF (Soldier of Fortune=Servet Askeri) deniliyor. Vietnam’da görev yapmış ABD’li emekli Albay Robert Brown trafından kurulan, 200.000 adet basılan, 100 sayfa hacmindeki dergi tüm dünyadaki paralı askerlere sesleniyor, kiralık asker arayan ilanlara veya iş arayan kiralık asker ilanlarına yer veriyor, paralı askerlerle röportajlar, anılar yayınlıyor, profiller tanıtıyor, yeni çıkan silahlar hakkında uzman bilgiler aktarıyordu. Dergide yayınlanan fiyakalı bir mont ilanında şöyle denilmekteydi: SOF Dünya Turu Ceketi: Geçtiğimiz on yıl boyunca bizimle tüm Yerküre’yi dolaştınız ve şu ülkelerde görev yaptınız: Afganistan, Angola, Burma, Kamboçya, Costa Rica, Küba, El Salvador, Grenada, Guatemala, Honduras, İsrail, Kore, Laos, Lübnan, Lübnan, Nikaragua, Pakistan, Güney Afrika, Tayland, Vietnam, Zimbabwe. Flanel astarlı, siyah naylondan saten ceket. (Fransız Historia dergisindan klişeyi aktaran Düşün, Haziran, 1985, sf. 44) Böylece, ABD’nin o yıllarda operasyon yaptığı ülkeleri ticari bir ilandan bile öğrenmek mümkündü.

Bütün bu saydıklarımız “uluslararası terörizm” değilse, nedir?

PİNOCHET, VİDELA DARBELERİ

Latin Amerika ABD’nin arka avlusudur. Kıtaya böyle bakan ABD’nin oradaki cinayetleri, komploları ve askeri darbeleri saymakla bitmez ve onların hepsini burada anmağa olanak yok, burada ABD’nin kıtadaki bir kaç terörist girişimini sıralamakla yetineceğiz.

Bizzat, başkan Kennedy’nin direktifi ve CIA-Mafya işbirliğiyle Fidel Castro’ya bir kaç kez suikast hazırlandığı açıklanmıştır. J. F. Kennedy bu suikasti ülkenin en büyük Mafya olan Sicilya kökenli Cosa Nostra’nın reisi John Roselli’ye sipariş vermişti. Gene, aynı başkan döneminde CIA kamplarında eğitilen Küba’lı karşı--devrimcilerle yapılan “Domuzlar Körfezi Çıkartması” henüz unutulmadık bir devlet terörizmi eylemidir. [Ne ilginçtir ki, aynı Mafya, çok geçmeden J. F. Kennedy’nin öldürülmesinde gizli terör ve istihbarat odaklarıyla işbirliği yapacaktır.]

1970’de Şili’de seçimle göreve gelen Marksist cumhurbaşkanının başında bulunduğu Unidad Popular (Halk Birliği) 1971’de yerel seçimlerde, 1972’de Kongre seçimlerinde oylarını daha da arttırmıştı. 1973’te Marksist cumhurbaşkanı Salvador Allende’ye bağlı genel kurmay başkanı René Schneider’i öldüren CIA kendi adamı general Augusto Pinochet’ye genel kurmay başkanlığı ve darbe yolunu açtı.

11 Eylül 1973’de darbe yapıldı, başkanlık sarayında elinde silahı ve başında miğferiyle darbecilere karşı koyan Allende öldürüldü. Darbenin ilk günlerinden başlayarak 30.000 kişi öldürüldü, 2000 kişinin ismi kayıplar listesine katıldı. [1982’de Cannes’da Yılmaz Güney’le büyük ödülü paylaşan Costa Garvas’ın The Missing (Kayıp) filminde oğlu Şili’de “kaybolan” ABD’li babanın (Jack Lemmon) Şili’deki araştırmalarına dayanan gerçek öyküsü anlatılıyordu.] CIA ajanları tarafından öldürülen bir başka Şili’li general Carlos Prats 1976’da Meksika’da sürgünde yayınlanan Una vida par la legalidad (Meşruiyete Adanmış Bir Yaşam) başlıklı anılarında 1973’te 3000 Şili’li subayın darbeden önce Panama Kanalı’ndaki ABD bölgesinde eğitim gördüğünü yazmıştı (sf.107).

1964’te Brezilya’da, 1971 ve sonrasında Bolivya’da bir dizi darbe yapan, 1973’te Şili ve Uruguay’da askeri diktatörlükleri iş başına getiren, 1976’da Arjantin’de general Videla darbesini tertipleyen ABD daima kanlı ilişkiler içinde askerlerle, uyuşturucu mafyalarıyla ve faşist teröristlerle işbirliği yapmıştı. Şili’de “Vatan ve Hürriyet” (Patria y Libertad), Brezilya’da “ölüm mangaları”, Arjantin’de aynı nitelikli “Arjantin Anti-komünist İttifakı” (Alianza antikomünista de la Argentina--AAA) ve Bolivya’da “Hıristiyan Milliyetçi Ordusu” gibi faşist paramiliter gruplar olarak suç üstüne suç işliyorlar, solcu siyasi şahsiyetleri, sendika liderlerini, belediye başkanlarını öldürüyorlar, solcuları kaçırarak katlediyorlardı. Bir kısmının cesetleri bulunmuyordu bile, çünkü polisle işbirliği içinde çalışıyorlardı. “Patria y Libertad” mensupları Pinochet’nin kanlı polis teşkilatı DINA’nın omurgasını oluşturdu. O da yetmedi, cuntanın ilk yıllarında halka korku salmak için “Comando Carevic” ve “Comando vengadores de martires” (Şehitlerin İntikam Komandosu) adlı terör örgütleri zuhur etmişti. [Aynı yıllarda Türkiye’deki ülkücülerin kendilerine “komando” adını vermeleri, hatta komando rütbelerinin aralarındaki hiyerarşide rol oynaması rastlantı olmasa gerekti.] ABD’nin, asker olsun, sivil olsun yerli faşistlerle sürdürdüğü tertipler ABD’nin çıkarlarının tehlikeye girdiği El Salvador’da, Nikaragua’da, Guatemala’da da söz konusuydu.

EL SALVADOR, GUATAMELA

El Salvador’da cunta yönetimine karşı olduğu bilinen başkent San Salvador başpiskoposu Oscar Romero 1980’de öldürüldü. Yetkililer 1 yıl kadar sonra suçlunun adını açıkladılar. Katil Roberto D’Abussion adındaki bir binbaşıydı. Bayaz Savaşçılar Birliği’nin başkanıydı. Bu örgütün cunta direktifleriyle siyasi cinayetler işlediğini herkes biliyordu. Binbaşı D’Abussion ABD’nin Uluslararası Polis Akademisi’nde (IPA) eğitim görmüştü. Aynı şahıs daha sonra Kuzey Karolina’daki bir kampta anti-gerilla eğitimi görmüş, oradan Uruguay’da staj yapmıştı. Stajı, CIA ajanı ve öğretmeni Dan Mitrione gözetiminde siyasi tutuklulara işkence yaparak görgü, bilgi ve tecrübesini arttırmaktı. Gene aynı okuldan geçmiş bir başka infazcı olan general Medrano ise “Ulusal Demokratik Örgüt” isimli bir başka terörist örgüt kurmuştu. 1980’de ABD El Salvador’daki darbelerine bir yenisini eklediğinde, adı geçen binbaşı başkent San Salvador’un başpiskoposunu bizzat kendi tabancasıyla öldürmüştü. 1981’de El Salvador ordusunun subaylarının % 30’unu ABD’li danışman subaylar oluşturmaktaydı. Peki, El Salvador’daki sınıfsal durum neydi? 310 aile ülke topraklarının % 72’sini ellerinde tutarlarken, nüfusun % 97’sini oluşturan köylüler ise toprakların % 25’ine sahiptiler. Yoksul yığınlar çalışmak için ya Panama’ya gidiyorlardı veya kaçak yollardan Kaliforniya’ya geçmeğe çalışıyorlardı. Halkın tepkisi reformları dayatınca, El Salvador yönetimi 1968’de komşu Honduras’la yapay bir savaş icad etmişti. Yukarıda adını andığımız iki cinayet örgütü başlarındaki iki CIA yetiştirmesi subayın yönetiminde 1970-80 yılları arasında Komünist Partisi yöneticilerini, “Devrimci Demokratik Cephe” ileri gelenlerini, Cumhuriyet başsavcısını ve eski tarım bakanını öldürdüler.

ABD Fidel Castro’dan başka Grenada lideri Maurice Bishop’u da öldürme teşebbüsünde bulunmuştu. ABD ajanlarının cinayetleri arasında Brezilye eski cumhurbaşkanı Joao Goulart, Bolivya eski cumhurbaşkanı Juan José Torres, Şili cumhurbaşkanı yardımcısı Orlando Letelier, Peru genel kurmay başkanı Rubio Horos, gene sürgünde yaşarken öldürülen Guatemala eski cumhurbaşkanı Jacobo Arbenz de vardı. Uçağı düşerek ölen Panama’lı Omar Torrijos (Ağustos 1981) ile bir başka kazada ölen Ekvador cumhurbaşkanı Roldos’un (Mayıs 1981) kazaya değil, suikaste kurban gittiklerine inanılmaktadır.

ABD’nin sadık bendelerinden Panama genel kurmay başkanı Manuel Noriega adlı generali, ABD daha sonra, uyuşturucu trafiğinden dolayı istedi ve aldı. Adam eroinden, kokainden kesesini doldurup dururken, ABD onun uyuşturucu pazarındaki rolünü ve payını bile bile işbirliği yapmıştı. Tipik bir örnek olarak özetlemek istiyorum: Noriega’nın geçmişi ABD’nin karanlık işleriyle doludur. Peru’da askeri okulda okurken, 1950’li yıllarda CIA ajanı olarak çalışmağa başlayan Manuel Antonio, 1971’de Panama askeri istihbaratının şefliğine getirildi, 1983’te ordunun başkomutanlığına atandı. ABD 1983’te Granada adasını işgal etmeden önce, Ronald Reagan’ın başkan yardımcısı –ve eski CIA başkanı— George Bush onu özel temsilcisi olarak Fidel Castro’ya gönderdi ve bu sorunun ABD ile Granada arasında kalmasını, Küba’nın askeri müdahaleye asker göndererek karşı koymamasını, ABD birlikleriyle çatışmamasını, bölgesel bir kriz yaratmamasını istedi. Noriega aynı zamanda Nikaragua’ya da komplolara katılıp, karşı devrimci terör örgütü Kontra’lara yön vermişti. Daha sonra ABD ile arası açıldı, muhalefet lideri Spadafora’yı öldürtmekle suçlandı, onu görevden almak isteyin cumhurbaşkanı parlamento tarafından düşürüldü. Sütün ipler Noriega’nın elindeydi. Sonuçta ABD 1989’da Panama’yı işgal etti, Vatikan elçiliğine sığınmış Noriega’yı aldıktan sonra çekildi. General uyuşturucu trafiği, para aklama ve şantajla para alma gibi suçlarla yargılanarak, hapse mahkum edildi.

ABD’nin bir başka general Noriega’sı daha vardı. Guatemala savunma bakanı Otto Noriega’ydı. Guatemala’da Gizli Antikomünist Ordusu ve “Kralın Birliği” adlı iki 1970’lerde İşçi Partisi’nin, Sosyal Demokrat Parti’nin ve Hristiyan Demokrat Parti’nin genel sekreterlerini veya önde gelen isimlerini, gençlik ve köylü örgütü liderlerini, San Carlos üniversitesi profesörlerini ve 1972 başkanlık seçimlerinde Noriega’nın rakibi ve genel kurmay başkanı David Concinos’u öldürdüler.

ABD’nin Latin Amerika’daki en kanlı ve yasa dışı suçlularla ilişkisinin örneklerinden birisi de Bolivya’daydı. 1970’lı yıllarda ABD yanlısı general Garcia Mesa’nın cuntacı ve mafyacı albaylar çetesi iktidardaydı. Daha önceden istihbarat servisinin ve paramiliter cinayet şebekelerinin başı olan Arce Gomez, cuntanın hava kuvvetleri komutanlığına getirildiğinde kendisi aynı zamanda kokain trafiğinin de önemli isimlerinden birisiydi.

ÖLÜM OKULLARI

ABD’nin çeşitli devletlere mensup elemenları katil, işkenceci, komplocu, darbeci yetiştirdiği kimsenin meçhulü değil, ama gene de şu satırları birlikte okuyalım:

“...58 yıldır teröristlere sponsor olan, onları eğiten bir yer var. Dünyanın çeşitli bölgelerinden seçilen ve gelecek vaat eden kişiler buraya davet ediliyorlar. Buranın adı Western Hemisphere for Security Cooperation (Güvenlik İşbirliği İçin Batı Yerküre Enstitüsü) veya kısaca WIHSC’dir, ABD’nin Georgia eyaletinde Fort Benning üssündedir. ABD hükümetlerin sermayesiyle eğitim faaliyetini sürdürmektedir. Wihsc ayrıca ‘Amerikan Okulları’ olarak da bilinmektedir. Ya da ‘Suikastçı Okulları’ veya ‘Darbe Okulları’ diye. Okulda 1946’dan beri 60 binden fazla Latin Amerikalı asker ve polis eğitilmiş. Mezunlarından Alb. Byron Lima Estrada Guatamela’nın başkenti Guatemala City’de rahip Juan Gerardi’yi öldürmekten suçlu bulundu. Gerardi’nn öldürülmesinin nedenlerinden birisi Alb. Estrada ve diğer bir kaç mezunun başında bulunduğu askeri istihbarat (D-2) hakkında rapor hazırlamasıydı. D-2 ülkede 448 Maya köyünün boşaltılmasını ve binlerce yerlinin öldürülmesini koordine ediyordu. Lucas Garcia, Rios Monnt ve Mejia Victores’in soykırıma dayalı rejimlerindeki bakanların yüzde kırkı Amerikan Okulları’ndan mezun. Guatemala halkı soykırımı ilk kez 500 yıl önce işgalci İspanyollar vasıtasıyla tanımıştı. 1980’lerde Lucas Garcia ve Rios Monnt hükümetleri soykırımın en önündeydiler. İktidara geldiği 1981 Ekim’inden, 1982 Mart’ına kadar aile fertlerini yönetimin kilit noktalarına yerleştiren Lucas Garcia, bizzat Rio Negro, Rabinal ve Baja Verapaz katliamlarının başını çekmişti. Amerikan Okulları’ndan mezun olmasına rağmen, en değerli bilgilerini Fransızlar Cezayir’lileri katlettikleri sorad Cezayir’de edinen Garcia, orada öğrendiği ‘Vietnamsızlaştırma’ politikasını kendi ülkesinde başarıyla uyguladı.

1993’teki BM gerçeklerle yüzleşme komisyonu El Salvador’daki subayların üçte ikisinin bu okullarda eğitim aldıklarını kaydediyor. Bunların arasında El Salvador’un ölüm mangalarının başı Roberto D’Abussion da var. Kim mi D’Abussion? Halkın kurtuluşu için mücadele eden onlarca papazı ve Başpiskopos Oscar Romero’yu 1989’da katledenlerin başı.

ABD’li yazar William Blum “The CIA: A Forgotten History (CIA: Unutulmuş Bir Tarih) adlı kitabında Guatemala rejiminin, kurduğu ölüm mangaları aracılığıyla uyguladığı işkence yöntemlerini şöyle anlatıyor: “Rejim hakkında eleştiri yaptığı duyulan ya da gerilla grubuna üye olduğu sanılan insanlar gizli polis tarafından evlerinden zorla alınarak bilinmeyen yerlere götürülürler. Çoğunun işkence edilmiş ya da yakılmış cesetleri bir kaç gün sonra yol kenarında elleri arkadan bağlı oyarak veya bir nehir kıyısında plastik bır torba içinde bulunur. Bazıları toplu mezarlara gömülmüştür. Bazı cesetlerse uçakla Pasifik Okyanusuna atılmıştır. Bir köyün gerillarla ilgisi olduğu sanılırsa, köye baskın düzenlenir ve bütün erkakler bir daha hiç görünmemek üzere götürülürler. En çok kulanılan işkence yöntemi, içine böcek ilacı doldurulmuş torbanın kurbanın başına geçirilmesidir.” (George Monbiot, Birgün,11.07.2004)

CIA ile faşist örgütler arasındaki diğer önemli bir bağ Hindistan ırkçılarıyla olan ilişkidir. Hindistan’lı faşist “Ananda Marg” örgütü ABD, Britanya, F. Almanya ve Fransa başta olmak üzere çeşitli ülkelerde kolları vardı. Bu örgütün çeşitli suikastlari vardı. 1981 Kasım’ında yakalanan iki çete mensubu, planladıkları eylemler arasında Başbakan İndira Gandhi’nin öldürülmesinın de bulunduğunu söylediler. [Ama Gandhi, Sikh’lilerce öldürüldü.]

Bugün ABD’nin baş düşman ilan ettiği İslamcı Terörü de ilk organize eden, besleyip, destekleyen ABD’nin kendisidir. Hizb-ul Tahrir, Rabıta ve İhvan-ı Muslimin gibi örgütlerin ABD güdümlü olduğunu herkes biliyordu. İlk ikisinin Türkiye’de de faaliyeti vardı, Müslüman Kardeşler ise ABD adına uzun süre Suriye’de terör yaptılar.

Afganistan’da Taliban’ı besledi, büyüttü, silahlandırdı, eğitti? Usame bin Ladin’in bir dönem CIA emrinde çalıştığı ortaya çıktı. Çin Hindi, Endonezya ve Filipinler ise ABD’nin belli başlı bir başka şiddet alanıydı.

ABD’nin Güneydoğu Asya’daki terörist faaliyeti ve Vietnam vahşeti başlı başına bir komplo ve terör zinciridir.

Türkiye’de ise gerek 12 Mart 1971, gerekse 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde CIA Türkiye’de hayli aktif olmuştur. Süleyman Demirel’in 1960’lardaki Dışışleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, 12 Mart 1971 darbesini CIA’nın tertiplediğini sonradan açıklamıştır.

İÇERİDEKİ SUİKASTLER

O devlet sadece dışarıda cinayet işlemedi, içeride de adam öldürdü

CIA ve FBI’ın da katıldığı en önemli iki suikast ABD başkanı John FU. Kennedy’nin 1963 Kasım’ında Teksas Dallas’da ve onun adalet bakanıyken, 1968’de başkanlığa adaylığını koyan, kazanacağına kesin gözüyle bakılan Robert KennEdy’nin Los Angeles’da öldürülmesidir.

İnsan hakları savunucusu ve şiddet karşıtı din adamı Martin Luther King’i öldürdü. King gibi bir Afrikalı-Amerikalı eylem adamı olan, Müslüman’lığı seçmiş Malcolm X 1964’te öldürüldü.

1963 Haziranında, insan hakları savunucusu diğer bir zenci lider Medgar Wylie Evers akşam evine girerken, ırkçı Ku-Klux-Klan’ın Beyaz Sövalyelerinden devlet himayesindeki Byron de la Beckwith tarafından arkadan vurularak öldürüldü. Beraat eden cinayet sanığın dosyası 30 yıl sonra tekrar açıldı, görülen davada katil ömür boyu hapse çarptırıldı, ikinci davada, bir tanık Beckwith’in Evers’ı öldürdüğünü söylediğini ifade etti, Ku-Klux-Klan’da çalışmış bir başkası ise katilin “zenciyi iki kez öldürmeye çalıştım” dediğini, “görevim vardı, yerine getirdim” diye eklediğini belirtti. Tetikçi geç de olsa hüküm giymişti ama ama azmettiren derin devlet adamlarının mercileri ve adları bile geçmemişti. (Bu öykü adli dosyalara dayanılarak Colombia Pictures tarafından yapılan The Ghosts of Mississippi filminde anlatılır.)

Ayrıca, Ku-Klux-Klan, John Birch Society gibi ırkçı örgütlerin işledikleri tüm cinayetler, kundaklamalar, yakıp yıkmalar Soğuk Savaş yılları boyunca devlet tarafından görmezlikten gelinmiş, hiç bir beyaz, ırkçılık nedeniyle bir zenciyi öldürdü diye mahkûm edilmemişti., “Yüce Amerikan adaleti” böyleydi.

Gene, sendikacı Joseph Yablonski de devlet ajanlarınca öldürülenler arasındaydı.

Oklahoma’da plütonyumun zenginleştirilme işleminin yapıldığı bir tesiste önemli miktarda radyoaktif maddenin kaybolduğunu saptayan laboratuvar asistanı Karen Silkwood tek başına yaptığı araştırmada önemli bulgular elde etmişti. Hazırladığı dosyayı New York Times muhabirine iletmek için randevuya giderken, otomobili uçurumdan yuvarlanmış ve enkazda, cesedin yanında dosya bulunamamamıştı (Kasım 1974.) Karen Silkwood’un öyküsünü Mike Nichols’ın Silkwood filminde (1983) Meryl Streep’in başarılı yorumundan izlemiştik. Adlarını saydıklarımın hepsi devlet terörizminin kurbanlarıydılar. Beattles topluluğundan düzen karşıtı, asi John Lennon’ın öldürülmesinin de sıradan bir cinayet olmadığı yaygın bir kanıdır.

Yukarıda ancak bir bölümünü yazdığımız terör suçlarını işlemiş devletin başındaki şahıs şimdi terörizmden söz ediyor. Üstelik bu başkanın başkan olan babası CIA başkanlığından gelmiş, Körfez Savaşı’nda nükleer harp başlıkları kullanarak sonraki yıllarda 500.000 çocuğun radyasyondan hastalanıp, ölmesine yol açmış. Oğul Bush hiç biri olmamışmış gibi Irak’ta nükleer silah var diye savaş çıkarıyor, 100 bin kişiyi öldürüyor... öldürmeye devam ediyor.