Büyük Rus edebiyatının Marksist mirasçısı

Adı Aleksei Maksimoviç Peşkov’du. 1868’de doğdu, 5 yaşında babasını kaybedince anneannesinin yanına gönderildi. Çok bağlandığı yaşlı kadının anlattığı masallar, öyküler, menkıbeler küçük Aleksei’nin hayal dünyasının genişlemesinde önemli rol oynadı. 8 yaşında okulu terketti, çeşitli işlerde çalıştı, delikanlıyken anneannesinin ölümünden çok etkilendi, intihara bile kalkıştı. Yıllarca Rusya’yı dolaştı. Gemilerde miçoyken okumaya merak saldı, sonra da ilk öykülerini yazdı.

16 yaşındayken Kazan’a gelmişti; hem çalışıp ekmeğini kazanıyor, hem kendisini yetiştiriyordu. Bu üniversiteler kentinde üniversiteye gidemedi, ama hayatın üniversitelerinde pişti, bilgilendi, bilgeleşti. Devrimci gruplarla tanıştı, ihtilalci örgütlenmelere girdi, Volga köylerinde siyasî çalışma yaptı.

Yaşamının o evrelerini sonradan Çocukluğum (1914), Ekmeğimi Kazanırken (1916) ve Benim Üniversitelerim (1923) kitaplarından oluşan ünlü otobiyografik üçlemesiyle romanlaştıracaktı.

İlk romanını 1899’da yayınlayan Gorki 1902’de St. Petersburg Bilim ve Sanat Akademisi’ne kabul edildi, 1905 Devriminin yenilgisini takiben yurt dışına gitti, ABD’yi gezdi, sonra İtalya’da Capri adasına yerleşti. En tanınmış romanı Ana’yı 1907’de yayınladı. 1913’te Rusya’ya döndü. Devrimi ülkesinde yaşadı. Lenin’le 1902’de tanışmıştı. Sonra da bazen tartıştılar, hattâ çatıştılar, bazen barıştılar ama hep dost kaldılar. Örneğin, RSDİP’deki Bolşevik-Menşevik ayrışmasında Bolşevik’leri destekledi, 1917 Ekim Devrimi öncesinde Menşeviklerden yanaydı.

1921-1928 arasını tekrar İtalya’da geçirdi. Tüberkülozdu. 1928’de dönünce Yazarlar Birliği Başkanlığına seçildi. 18 Haziran 1936’da Moskova’da öldü. Doğduğu Nijni Novgorod’un adı Gorki olarak değiştirildi, 1991’de eski isimlere dönülene kadar öyle kaldı.

Çocuk yaşından başlayarak, onun kadar ezilmiş, horlanmış, acı çekmiş, hattâ yazarlık adını bile “acı” anlamındaki Gorki olarak seçmiş bir kimsenin içinde kinler, kompleksler, hasetler, sevgisizlikler biriktirmesi mümkünken, tam tersine, bütün o süreçlerden bilge bir insan süzülüp çıkmıştı. Gorki’nin birey olarak asıl büyüklüğü buradadır.

O, 19. yüzyılın büyük Rus edebiyatının devamıdır,  yüzyılın son çeyreğiyle, ertesi yüzyılın ilk çeyreğinin büyük çalkantılarının, siyasal, toplumsal alt üstlüklerin, yoksullukların, baskıların, insansızlıkların olduğu kadar, isyanın, devrimin, özgürlüğün ve erdemliliğin çocuğudur.

En ünlü yapıtı Ana’dır. Eskiden Türkiye solunda romanı okumayan yok gibiydi. Yapıtın başarısı, genç işçi Pavel’le annesi Pelage’nin sevecen ilişkileri, evlerine gelen, devrimci, özgürlükçü konuşmalar yapan işçilerin sunduğu sınıf panoramasının ya da kocası sağken de, oğluyla yalnız kalınca da dış dünyaya kapalı yaşamış ananın toplumsal bilinçlenme süreci kadar, öykünün bize yansıttığı insan sıcaklığındadır. Anlatının, devrim öncesindeki çalkantılı toplumsallıkta geçmesinden ya da bir işçi sınıfı romanı olmasından çok, bize insanı, birey olarak ve toplumsal ilişkilerin toplamı olarak capcanlı yansıtmasındadır. Yoksa, Ana’yı siyasî bir romana indirgeyenler edebiyat tarihinin büyük klasikleri arasına nasıl girdiğini açıklayamazlar.

Hepsi Türkçe’ye çevrilmemiş eserleri: Makar Çudra, Çelkaş, Malva, Yirmi Altı Erkek ve Bir Kız, Foma Gordeyev, Aralarından Üçü, Bir İtiraf, Okurov Şehri, Küçük Burjuvalar, Halk Düşmanı (Türkçe’de ‘Yararsız Bir Adam’), Matvey Kojemyakin’in Hayatı, Ayaktakımı Arasında (tiyatro), Ana, Artamonovlar, İtalya Hikâyeleri, Şahinin Türküsü, Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken, Benim Üniversitelerim, Tolstoy, Çehov ve Andreyev’den Kalan (Türkçe’de ‘Tolstoy’dan Anılar’), Güncemden Yapraklar, Lenin (Türkçe’de ‘Gorki Lenin’i Anlatıyor’)...

***

“Yeryüzündeki bütün gerici kuvvetlerin, barış ve milli bağımsızlık düşmanlarının, faşistlerin ve her çeşit yalancı, düzmece demokratların en korktukları yazıcılardan biri Gorki’dir. Neden? Çünkü Maksim Gorki yalnız kendi halkına değil, bütün halklara yurtlarını, hürriyeti, barışı ve birbirlerini sevmeyi öğretir. Çünkü o, insanın, insanlığın geleceğinden, güzel günler göreceğinden emindir. Çünkü o, emekçi insanı, koluyla, kafasıyla çalışan insanı gerçek, biricik efendisi sayar. Gorki insanlar yaşadıkça yaşayacaktır. Çünkü yeryüzünün en büyük şairidir.” — Nazım Hikmet.