Sosyalistti, feministti, özgürlükçüydü

KrikorZohrab-scKirkor Zohrab döneminin, gerek Ermeni toplumunda, gerekse Osmanlı düşünce yaşamında en parlak kişilerdendi... Gazeteciydi, yazardı hukukçuydu, mebustu....

26 Haziran 1861’de İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Makruhyan, Tarkmançats ve Katolik Lusaroviçyan Ermeni okullarında tamamladı.

Galatasaray Mekteb-i Sultanisi’nin Mühendislik Bölümünden yol ve köprü mühendisi olarak mezun çıktı. Ermenice “Lrakir”de ilk yazıları yayınladı. Klara Yazıcıyan’la evlendi, dört çocukları oldu.

“Hayrenik” (Vatan) gazetesinde yazmaya başladı.

Zamanın Ermeni basınının önemli yayınlarından haftalık “Masis” (Ağrı Dağı) gazetesini çıkaranlardandı. 1908’de Paris’e zoraki göçün ardından bir yıl sonra ikinci Meşrutiyet’in ilanıyla memlekete döndü. “Nor Or” (Yeni Gün) gazetesini yayınlamaya başladı. Ermeni Cemaat Meclisine en yüksek oyu alarak seçildi; ilk genel seçimlerde Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda İstanbul mebusu oldu.

“Azodamart”ta (Özgürlük Mücadelesi) yazmaya başladı. 1912’de ikinci genel seçimlerde, üç ay sonra feshedilecek olan meclise yeniden İstanbul mebusu olarak seçildi.

O, bir edebiyatçıydı. Roman, şiir, eleştiri, makale ve kısa öyküler yazdı. Yapıtları Türkçe’ye de çevrildi. Edebiyatta kısa hikâyede çağının çok ilerisinde bir anlayış sergiledi. Yapıtlarında dilde sadelik, halk sevgisi ve gerçekçilik ayırt edici özelliklerindendi.

Yerleşik değer yargılarını, varlıklı kesimin ikiyüzlü ahlâk anlayışını eleştirdi. Yoksul ve yoksunlardan yana oldu. Öykülerinin kahramanları, küçük insanlar, hizmetçiler, suçlular, kaçakçılar, küçük esnaf, küçük memurlardı. Kadınlar çoğu kez öykülerinin merkezinde yer aldı.

İstanbul’un önde gelen avukatlarındandı. Ermenice ve Türkçe’den başka çok iyi bildiği Fransızcası nedeniyle dönemin ticari davalarında aranan kişiydi. Abdülhamid döneminin baskısı altında zor ve tehlikeli siyasi davaları aldı, rejim düşmanı sayıldı. İstibdadın son yıllarında avukatlıktan men edildi.

1908’de Paris’ten dönünce Hukuk Fakültesi’nde ceza hukuku hocalığına davet edildi. 1909’da ders notları yayınlandı.

1908’de İkinci Meşrutiyet, Jön Türk inkılabı Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik) ideallerinin zaferi olarak kutlandı ve büyük bir iyimserlik yarattı.

Ermeni devrimci örgütleri (“Fedai”ler) silah bıraktılar, yeni rejimi tanıdıklarını ilan ettiler. 1907’de başlayan Taşnaksutyun ile İttihat ve Terakki Cemiyeti ittifakı gelişti, güçlendi.

Siyasetçi Zohrab, farklı kimliklerin Osmanlılık temelinde birlikteliğini savundu. Özellikle Ermenilerle Türklerin kardeşliği için mücadele etti. Kendini bu yüzden hem Ermeni, hem de Osmanlı olarak tanımladı. Salt Ermeni toplumunun sorunlarını dile getirmedi, bir bütün olarak Osmanlı toplumunun ve devlet yapısının modernleşmesi için çalıştı.

31 Temmuz 1908’de, Taksim Belediye Bahçesi’nde, Meşrutiyet-i Osmaniye Kulübü adına 10 bin kişilik bir topluluğa Türkçe hitap etti: “Ey hür Osmanlılar! Hür vatandaşlar!” seslenişiyle başlayan konuşmasını şu sözlerle bitirdi: “Dinimiz muhtelif, mezhebimiz birdir. Hepimiz hürriyet mezhepdaşlarıyız.”

Siyasetçi Zohrab, üç dönem mebus seçildi. Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın “iştirakçi” (sosyalist) olarak anılan, en etkili simasıydı ve güçlü hitabetiyle ünlüydü. Bir bütün olarak Osmanlı toplumunun ve devlet yapısının modernleşmesi için çalışıyordu.

Meclis’teki zina tartışmasında “veled-i zina”, yani gayrimeşru çocuk konusunda yaptığı ünlü konuşmasında, “...(öyle) bir Mecliste hâkimiyet icra ediyoruz ki, biz orada hem müddei (savcı), hem de hâkimiz. Erkekler, kadınlar üzerinde olan hukukunu tahkim etmek için uğraşıyorlar... Bu cürümde (zina) en büyük kabahat erkeklerdedir,” dedi.

Kanunda geçen “Veled-i Zina” tabiri için ise, şöyle diyordu: “20. asırda... Ben bu nesebi tahrip meselesini anlayamıyorum... Kurun-u ustada (Ortaçağda) asilzadelik davaları vardı. O asırda ben falanın oğluyum, falan benim ecdadımdandır, bu veled-i zinadır, piçtir tabirleri vardı. 20. asrın şerefi için ve bütün insaniyetin şerefi için bu tabirleri şiddetle reddederim; bundan maada yeryüzünde yalnız insanlar vardır, veled-i zinalar, piçler yoktur.”

Vasıtasız vergilerin kaldırılmasını talep etti. “Vergi denilen şey şahısların cemiyette işgal ettikleri yerin bir icar bedelidir... Bir evin kapusunda yatan, veya tavan arasına sığınan bir fakir ile, aynı evin en mükellef ve müzeyyen salonlarında oturan zenginin aynı kirayı vermeleri doğru mudur? Müsavat (eşitlik), toplanan meyvenin nisbetine (oranına) göredir; şahsa göre değildir.”

24 Nisan 1915 − Bir gecede 250 Ermeni aydın tutuklanarak Çankırı ve Ayaş’a tehcir edildi.

26 Nisan 1915 − Zohrab Patrik Zaven’e koştu, yazdığı yazıyı, Patrik ve diğer temsilcilerle birlikte, Sadrazam Sait Halim Paşa’ya arz etti.

28 Nisan 1915 − Tevkifatı durdurmak için Talat Paşa’ya tekrar yazıyla başvurdu. Kaçıp canını kurtarabilecekken, son ana kadar bir şeyler yapabileceği umuduyla temaslarına devam etti.

20 Mayıs 1915 − Oysa sıra ona gelmişti. Erzurum mebusu Vartkes Serengülyan ile birlikte tutuklanarak Diyarbekir’e doğru yola çıkarıldı. Urfa yakınlarında İttihat tetikçileri Çerkez Ahmet ve Nazım tarafından başı taşla ezilerek öldürüldü. Yolda eşi Klara’ya yazdığı 15 Temmuz 1915 tarihli mektubu şu sözlerle biliyordu:

“... Sevgilim, bir tanem, artık bizim için son perde başlıyor. Daha fazla gücüm kalmadı. Sağ kalmazsam, çocuklarıma son öğüdüm şu ki daima birbirini sevsinler, sana tapsınlar ve kalbini acıtmasınlar ve beni de hatırlasınlar.”

Kızılcık, sayı 60 (Mayıs-Haziran 2014).